Ana Sayfa WebTurkiye®Resim WebTurkiye®Muzik
Geri Dön   Web Türkiye Portal >
EĞİTİM & E - KİTAP & KİTAP
> Ödev ve Doküman Arşivi > Ödev Arşivi > Fizik
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Takvim Bütün Forumları okunmuş kabul et


Cevapla
 
Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 13-10-2007, 05:21   #1
pegasus25®
VIP Member
 
pegasus25® - ait Avatar
 

Üye No : 12976
Mesajlar : 2.961
Üyelik Tarihi : 7.04.2006

Bulunduğu Yer : Bilimin olduğu her yer


Tecrübe Puanı : 235
Karizma Puanı : 8471
Karizma Derecesi
pegasus25® has a reputation beyond reputepegasus25® has a reputation beyond reputepegasus25® has a reputation beyond reputepegasus25® has a reputation beyond reputepegasus25® has a reputation beyond reputepegasus25® has a reputation beyond reputepegasus25® has a reputation beyond reputepegasus25® has a reputation beyond reputepegasus25® has a reputation beyond reputepegasus25® has a reputation beyond reputepegasus25® has a reputation beyond repute

ATOMUN TARİHÇESİ

Antikitede ve Ortaçağda Madde Anlamı ve Atom teorisi İnsanoğlu en eski çağlardan itibaren maddenin menşeini ve mahiyetini izah etmeğe çalışmıştır. Eskilerde kâinattaki her şeyin bir tek ana maddeden (prensipten) geldiği fikri vardı... Devamı dosyada










[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekir. ]





Rar Pass:[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekir. ]










pegasus25® Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Eski 14-10-2007, 11:17   #2
rumma
VIP Member
 
rumma - ait Avatar
 

Üye No : 35098
Mesajlar : 9.939
Üyelik Tarihi : 9.12.2006



Tecrübe Puanı : 4159
Karizma Puanı : 366004
Karizma Derecesi
rumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviye

On Milyon Tonluk Misket



--------------------------------------------------------------------------------

Teneffüs ettiğimiz hava, içtiğimiz su, üzerinde yürüdüğümüz yol, okuduğumuz kitap hep atomlardan oluşmuştur. Ellerimiz, kollarımız, ayaklarımız, beynimiz; kısaca evrende görebildiğimiz, göremediğimiz maddî olan her şeyin ana malzemesi atomdur. Canlı ya da cansız bütün varlıkların maddî yapısı; milyonlarca, milyarlarca, hatta trilyonlarca atomun mucizevî bir şekilde birleşmesi, daha doğrusu, birleştirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Her zaman ve her yerde iç içe olduğumuz kendi küçük, ama görevi büyük olan atomu, daha yakından tanımak istersiniz, sanırım.
Öyleyse önce size atomun cüssesini anlatmaya çalışayım. Sivrisineğin gözündeki bir hücrede, trilyonlarca atom bulunur. Bir insan hücresinin çekirdeğinde yer alan bir DNA molekülünde, 210 milyardan fazla atom vardır. Bir hücrenin mikroskopla binlerce kere büyütülerek görülebildiğini düşünürseniz, atomun ne kadar küçük olduğunu biraz hayal edebilirsiniz. Bu örneklere göre, bir atomun çapı ne kadardır dersiniz? Bir milimetre mi, milimetrenin yüzde biri mi, yoksa binde biri mi? Hayır, hiçbiri değil! Bir atomun çapı, bir milimetrenin 10 milyonda biri kadardır. Kalem ucu kadar bir noktada, yan yana dizilmiş yaklaşık 10 milyon atom yer alır.
Cüssesini hayal etmekte zorlandığımız atom, çekirdek ve yörünge olmak üzere iki temel bölümden oluşur. Çekirdekte artı (+) yüklü protonlar ile yüksüz nötronlar bulunur. Çekirdeğin etrafındaki yörüngelerde ise, (-) yüklü elektronlar vardır. Bunlar, çekirdeğin etrafında, saniyede yaklaşık 50 000 km. hızla döner. Elektronlarla aynı hıza sahip bir uçak olsaydı, dünyanın çevresini bir saniyeden daha kısa bir sürede dolaşabilirdi.
Peki, atomun çekirdeği ile elektronlarının kütlelerini karşılaştırmaya ne dersiniz? Bu konudaki gerçekler sizi hayrette bırakabilir. Şöyle ki; bir protonun kütlesi, bir gramın milyar kere milyar kere milyonda birine eşittir. Tabiî bunu ölçecek herhangi bir terazi yok. Bu, hesaplamalarla elde edilen bir sonuç. Çekirdekteki proton ve nötronun kütlesi, atomun kütlesinin yaklaşık %99.99'unu oluşturur. Bu da şunu gösterir: Hemen hemen bütün kütle çekirdekte toplanmıştır.
Atom kütlesinin neredeyse tamamını kendinde toplayan çekirdek, atomun toplam hacminin ne kadarını kaplıyor dersiniz? Yapılan hesaplara göre atom çekirdeğinin çapı, atom çapının yüz binde biri kadardır. Bunu daha iyi kavramak için nefesinizi tutarak şu tabloyu gözünüzün önüne getiriniz: Büyük bir futbol stadının tam ortasındaki başlama noktasında, küçük bir karınca olsun. Bu karınca, stadın içinde ne kadar yer kaplıyorsa, işte çekirdek de atomun içinde o kadar yer kaplar. Elektronlarsa, bu stadın çevresini dolanan toz parçalarına benzer. Bu da gösteriyor ki atomun içindeki çok küçük bir hacimde, çok büyük bir kütle saklıdır. Başka bir deyişle, atomun büyük bir bölümü boşluktan oluşmaktadır.
Burada insanın aklına şöyle bir soru geliyor. Acaba atomun çekirdeğinde bu kadar yoğun bir kütle varken, çevresinde neden büyük boşluklar bırakılmış? Acaba maddenin tamamı aynı yoğunlukta yaratılmış olsaydı ne olurdu? Bu durumdan hayatımız nasıl etkilenirdi? Bu soruları cevaplayabilmeniz için size bir kaç ipucu vereyim. Sadece atom çekirdeklerinden oluşan bir çay kaşığı su veya küçük bir misketin ağırlığı, yaklaşık 1 milyon (1.000.000) ton gelirdi. Ayak parmaklarımızdan sadece birinin böyle yoğunlaşmış bir kütleden meydana geldiğini varsayalım. Ne olurdu dersiniz? Ne olacağı belli: Olduğunuz yerde çakılır kalırdınız. Artık gerisini siz düşünün.
Son olarak atomla ilgili ilginç bir bilgi aktaracağım size. Bu da atomun güneş sistemi ile olan müthiş benzerliğidir. Atom için, bazı farklı yanları olmakla birlikte güneş sisteminin çok minik bir modeli denilebilir. Güneş sisteminin merkezinde güneş, atomun merkezinde ise atom çekirdeği vardır. Güneş sisteminde gezegenler hem kendi etrafında, hem de güneşin çevresinde büyük bir hızla dönmektedir. Elektronlar da hem kendi hem de çekirdeğin çevresinde belli yörüngelerde döner. Futbol sahası kadar bir alanda; onlarca, yüzlerce uçağın, saniyede 50.000 km. hızla uçtuğunu bir düşünün. Neler olabileceğini tahmin edersiniz. Fakat ne güneş sisteminde ne de atomda en küçük bir karışıklık, en küçük bir düzensizlik göremezsiniz. Zaten gezegenlerde veya elektronlarda en küçük bir sapma olsaydı, evrendeki dengeler alt üst olur, hayat sona ererdi.
Bütün maddelerin özü, yapı taşı olan atomu size tanıtmaya çalıştım. Şüphesiz atomun özellikleri bunlardan ibaret değil. Atomla ilgili günümüze kadar binlerce makale, yüzlerce kitap yazıldı. Ama henüz atomun sırrı tamamen çözülebilmiş değil. Bilim adamları, atomun sırlı dünyasındaki yolculuklarına hâlen devam etmektedirler. Ancak bu kadarcık bilgi bile bize, atomun ne kadar harika bir sanat eseri olduğunu göstermeye yetiyor, sanırım.





.




son gülen iyi gülecek...

Ama dua edin o gün henüz mahşer olmasın!

(C.Zarifoğlu)






rumma Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Eski 03-11-2007, 21:52   #3
rumma
VIP Member
 
rumma - ait Avatar
 

Üye No : 35098
Mesajlar : 9.939
Üyelik Tarihi : 9.12.2006



Tecrübe Puanı : 4159
Karizma Puanı : 366004
Karizma Derecesi
rumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviyerumma Yüksek Seviye

ATOM;

Alm. Atom, Fr. Atome, İng. Atom. Maddenin en küçük ve temel yapı taşı. Atom, içinde organize tanecikler bulunan ve bunlara bölünebilen yine de maddenin temel yapı taşı olarak bilinen bir birimdir. Bütün maddeleri meydana getiren (madde, boşlukta yer kaplayan ve ağırlığı olan varlık demektir.) 105 çeşit element bilinmektedir. Element, kendisinden başka özellikte maddeler çıkarılmayan saf madde demektir. İşte bu elementlerin her birini meydana getiren en küçük yapı taşları atomlardır. Aynı cins atomlar elementi meydana getirir. Mesela hidrojen ve demir birer elementtir. Çünkü yapılarında birer çeşit atom vardır. Farklı atomların bir araya gelmesinden oluşan maddelere bileşik diyoruz. Su element değil, bir bileşiktir. Oksijen ve hidrojen atomlarından meydana gelmiştir. Su, toprak, ateş, etrafımızdaki bütün maddeler, bu 105 çeşit elementin, yani bunların yapı taşı olan atomların muhtelif şekillerde bir araya gelmesi ile teşekkül etmişlerdir.

Atom teorileri: Rutherford (1911), ince bir maden (altın) levhadan alfa tanecikleri geçirdi. Alfaların çoğu, serbestçe doğru geçip binde biri, yolundan saptı. Madenler atom şebekesi olduğundan, alfaların doğru geçmesi atomların içinin boş olduğunu göstermektedir. Demek ki atomların ortasında, atomun artı elektrik yükünü ve aynı zamanda bütün kütlesini havi bir çekirdek vardır. Bu çekirdeğin çapı atomun tekmil çapından yüz bin defa daha küçüktür. Atomlar elektrikçe nötr olduğu için, çekirdek etrafında, çekirdekteki artı elektrik kadar elektron bulunması lazımdır.

Rutherford, atomları planet modeline benzeterek, elektronların boşlukta gelişigüzel hareket ettiklerini ileri sürdü. Ancak bu model, elektronların yörüngelerindeki ivmeleri dolayısıyla zamanla enerjilerini kayıp ederek, çekirdek üzerine düşmeleri gerekeceği sorusuna cevap veremedi. Bu soruya 1913 yılında Bohr, quanta yörünge modelini geliştirerek cevap verdi. Bohr, elektronların çekirdek çevresinde belirli yörüngelerinin olduğunu ve bir yörüngeden diğerine ganta atlamaları şeklinde geçtiklerini ileri sürdü. De Broglie, Bohr modelinin ortaya koyduğu serbest yörüngeleri, o andaki elektronun madde dalgasının kendi içinde kapalı olarak titreştiği ve böylece duran dalgaların meydana geldiği alanlar olarak açıkladı. Fakat bu madde dalgası fikri ile de atom yapısına fiziksel bir berraklık getirilemedi.

De Broglie’nin fikirlerinden hareket eden Schrödinger ve Heisenberg (1927) muhtelif matematik ifadelerle modern atom teorisini ortaya koymuşlardı. Bu teoriye göre, elektron için çekirdek etrafında belirli bir yol ve yörünge yoktur. Ancak elektron orbital veya yük bulutu adı verilen alanlarda bulunabilir. Elektronun bulunma ihtimalinin olduğu bölgeler Schrödinger’in ortaya koymuş olduğu dalga fonksiyonunun mutlak karesi alınarak bulunabilir.

Bugün bilinen yapıya göre atom, artı elektrik yüküne sahip protonların ve yüksüz nötronların bulunduğu bir çekirdek ile, çekirdek etrafındaki eksi elektrik yüküne sahip elektronlardan meydana gelmiştir. Bir atomdaki proton ve elektron sayıları birbirine eşit olduğunda atom nötrdür. Artı ve eksi yükler arasındaki çekim, elektronları çekirdeğe yakın tutar.

Atomun büyüklüğü: Atomun yarıçapı yaklaşık 10-8 santimetredir. 56 gram demir içinde 6,012.1023= 602.000.000.000.000.000.000.000 tane atom bulunmaktadır. Çekirdeğin yarıçapı 10-13 santimetredir. Yani çekirdeğin çapı atomun çapından 100.000 defa daha küçüktür. Şöyle ki bir atomun içini tamamen çekirdek ile doldurabilmek için 1015 çekirdek gerekir. Büyük bir stadyum ve bunun ortasında bir böcek. Atom ve çekirdeği için böyle bir örnek vermek mümkündür. Böcek atomun çekirdeği ise, elektronların bulunduğu yörüngeler stadyumun duvarlarıdır. Böyle olmasına rağmen atomun hemen hemen bütün kütlesi çekirdekte toplanmıştır. Eğer atomdaki bu büyük boşluk olmasaydı, yani elektronlar bir an için durup dönmeselerdi, dünyamız bir ev kadar küçük olurdu. Bir çay kaşığı su 1015 gr (1 milyar ton) ağırlıkta olacaktı. Böylece kendi vücudumuz dahil olmak üzere, etrafta görebildiğimiz ne varsa hepsinin hemen hemen birer boşluklar aleminden ibaret olduğunu söylemek doğru olacaktır. Atomun insan büyüklüğü yanındaki hacmi, insanın güneş büyüklüğüne nisbeti gibi olup, bu nispet 1028dir. Yani 1028 adet atom bir insanı, 1028 tane insan da güneşi meydana getirir. İnsanın kainattaki yeri güneş büyüklüğü ile atom büyüklüğü ortasındadır.

Proton, nötron, elektron: Önceleri atom, maddenin son durağı bilinirdi. Daha sonra bölünemez sanılan atomda proton, nötron, elektron, mezon, nötrino gibi kütleli veya kütlesiz düzinelerce parçacık keşfedilmiştir. Nötron ve proton atom çekirdeğini teşkil eden parçacıklardır. Kütleleri birbirine yakındır. Protonların kütlesi 1,673.10-24 gram, nötronların ise 1,675.10-24 gram kadardır. Herbirinin kütlesi elektronun 1836 misli kadardır. Nötronlar elektrikçe yüksüz taneciklerdir. Protonlar ise +1 (bir birim pozitif elektrik) yüklüdür. Çekirdekteki proton sayısı kadar +yük mevcut olur. Atomun nötr olması, çekirdek dışındaki elektronların sayısının proton sayısı kadar olmasındandır. Elektronlar, kütlece çok küçük olmalarına rağmen -1 (bir birim negatif elektrik) yüklü olmaları, protonun + yükünü nötrleştiriyor.

Bir atomun çekirdeğindeki proton sayısı atomun numarasını, proton ile nötron sayısı toplamı ise atomun kütlesini verir. Atom numarası aynı zamanda elektron sayısı kadardır. Elektronlar atom çekirdeği etrafında gezegenlerin güneşin etrafında döndüğü gibi dönerler. Nasıl ki güneşe en yakın gezegenin hızı en fazla ise çekirdeğe yakın elektronların hızı da en fazladır. Elektronların çekirdekten uzaklıkları, bir milimetrenin milyonda biri kadardır. Böylece saniyedeki hızları 1000-150.000 km olan elektronlar çekirdek etrafında küçücük yollarında milyarlarca defa dönmektedirler.

Elektron hızında giden bir tren saniyede Haydarpaşa’dan Erzurum’a birkaç kere gidip gelebilir. İşte elektronların bu yüksek hızından dolayı atomların içi dolu gibi görünüyor. Boşluklu olduğu halde, maddelerin içinin dolu sanıldığını, ilk olarak bulan ve kitablarında yazan, başta Mektubat olmak üzere birçok kıymetli kitabların yazarı büyük İslam alimi İmam-ı Rabbani Ahmed Faruki Serhendi hazretleridir.

Atomu organize halde tutan kuvvetler: Atomu gerek kendi içinde muhafaza etmekte, gerekse diğer atomlarla olan hareketlerini düzenlemede dört kuvvet rol oynar. Çekim kuvveti, zayıf kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve nükleer kuvvet. Gezegenleri güneş sisteminde tutan kuvvet, çekim kuvvetidir. Aynı tür kuvvet atom ve molekülleri bir arada tutan kuvvettir. Çekirdek etrafında korkunç bir hızla dönen elektronların kaçıp gitmelerini önleyen kuvvet elektromanyetik kuvvettir. Bu kuvvet ters işaretli elektrik yüklerinin birbirini çekmesi şeklinde tezahür eder. Çekirdekte bulunan protonların aynı işarette elektrik yükü ile yüklü bulunmalarına rağmen, birbirlerini itmeyip, bilakis çok yakın durmalarını gerçekleştiren kuvvet nükleer kuvvettir. Bu kuvvetler birbiri ile kıyas edilemiyecek kadar farklı şiddetlerde oldukları halde atomu büyük bir düzen ile kurarlar.

Periyodik sistem: 1867 senesinde Mendelyef ve Lothar Meyer isminde iki kimyager, birbirinden haberi olmadan 105 elementten, o gün bilinenleri, atom ağırlığına göre soldan sağa doğru sıra ile yazmış, birkaç elementten sonra gelenlerin kimya özelliklerinin tekrar baştakilere benzediğini görmüş, bunları baştakilerin altına yazmıştır. Böylece yedi satır meydana gelmiştir. Her satıra devre (periyod) denir. Alt alta olan elementlerin kimyasal özellikleri aynıdır. Bunlara, yukarıdan aşağı, bir grup denir. Yan yana sekiz grup vardır. Yüz beş elementin yedi devir ve sekiz grup teşkil etmek üzere sıralanmasına periyodik sistem (veya devr-i tasnif) denir.

Elektron yörüngeleri: Elementlerde basitten karmaşığa doğru gidildikçe proton sayısı artmakta, dolayısıyla çekirdeğin pozitif elektrik yükü de fazlalaşmaktadır. Elektron sayısının da bu oranda artacağı meydandadır. Nitekim atom numarası 1 olan hidrojenin 1 proton ve 1 elektronu vardır. Atom numarası 2 olan Helyumun 2 proton ve 2 elektronu vardır. 92 numaralı uranyumun 92 protonu ve 92 elektronu vardır.

Bir atomun bütün protonları çekirdekte bulunurken, elektronların atomdaki mevzilenme durumları oldukça komplekstir. Elektronlar çekirdeğin etrafında belli mesafelerdeki yörünge gruplarına belli sayılarla yerleşirler. Her yörünge grubunun elektron kapasitesi bellidir. Yörünge gruplarına elektron zarfı veya tabakası ismi verilir. Elektron zarfları içten dışa doğru K,L,M,N,O,... diye isimlendirilir. Her bir zarfın alabileceği maximum elektron miktarı zarf numarasının karesini iki ile çarpmak suretiyle bulunabilir.

K zarfı:2 . 12 =2elektron

L " : 2 . 22 =8 "

M " :2 . 32 =18 "

N " :2 . 42 =32 "

Bu zarflar ayrıca alt yörüngelere ayrılır. Bunlar da içten dışa doğru s,p,d,f harfleri ile temsil edilirler. Bir zarfta bulunan elektronlar bu alt yörüngelere dağılmıştır. Hidrojen atomunun tek elektronu K zarfında, helyum atomunun ikinci elektronu yine K zarfında, Helyum atomunun ikinci elektronu yine K zarfında, lityum ise 3 elektronlu olduğundan, 3’üncü elektronu K zarfına sığmayıp, L zarfının ilk yörüngesi s’ye yerleşir. 6 elektronlu karbon atomunda K ile L zarflarının iki alt zarfı (1s, 2s ile temsil edilirler) ikişer elektron aldığından, kalan iki elektron L zarfının p alt yörüngesine geçer. s, p, d ve f alt zarflarının da maksimum elektron alabilme kapasiteleri sırasıyla 2, 6, 10 ve 14’tür.

Atomların en dıştaki zarfında 8’den fazla elektron bulunmaz. Sekizden fazla olanlar bir sonraki zarfa geçer. Mesela potasyumun 19 elektronu vardır. 2’si K zarfında, 8’i L zarfında bulunur. Geriye kalan 9 elektronu M zarfında yer alabileceği halde, sadece 8’i M zarfında kalır, kalan tek elektron N zarfına geçer. Son zarfında 8 elektron bulunan atomlar kararlı atomlardır. Bu yüzden atomlar bu kararlı hale geçmek için ya elektron alma veya verme eğilimi gösterir. İşte bu eğilim yüzbinlerce çeşit bileşiğin teşekkülüne sebeb olur. Mesela sodyum’un M zarfında 1 elektronu vardır, klorun ise M zarfında 7 elektronu vardır. Sodyum atomu 1 fazla elektronunu 1 eksik elektronu bulunan klor atomuna verirse, her ikisi de kararlı hale gelir. Bu alışveriş sonucu sodyum atomu elektrikçe nötr halden çıkar, pozitif yüklü bir iyon (katyon), klor ise negatif yüklü bir iyon (anyon) olur. Bu iki zıt yükün çekim kuvveti sonucu sodyum ve klor atomu birleşerek sodyum klorür (NaCl) denilen bileşiği (yemek tuzu) meydana getirirler.

Atom ağırlığı: Bir elementin bir atomunun ağırlığıdır. Mesela 6,02.1023 tane hidrojen atomu 1 gr geldiğinden 1 tek hidrojen atomunun ağırlığı 1/6,02.1023 gr olur. Bu rakam oldukça küçük olduğundan genellikle Avagadro sayısı (1 mol) kadar atomun ağırlığından söz edilir. Böylece 1 mol Fe atomu 56 gr, 1 mol oksijen atomu 16 gr olur.

Atom kütlesi: Bir kimyasal elementin atomlarının ortalama kütlesinin standart bir kütleye oranıdır. Söz konusu standart kütle 1961'de karbon-12 izotopunun bir atomunun kütlesinin 1/12'si olarak seçilmiştir. Buna atomik kütle birimi (akb) denir. Böylece hidrojenin atom kütlesi 1, oksijenin atom kütlesi 16 ve demirin atom kütlesi 56 olur.

Atom numarası: Elementlerin çekirdeklerindeki proton sayısına göre küçükten büyüğe doğru sıralandıkları periyodik tabloda, her elementin sıra numarası. Yüksüz bir atomda elektronların sayısı protonların sayısına eşit olup, bu sayı atom numarasıdır. Mesela, 7 protonu bulunan azotun atom numarası 7, 8 protonu bulunan oksijenin atom numarası 8'dir.

ATOM BOMBASI;

Alm. Atombombe, Fr. Bombe atomique, İng. Atomic bomb. Kararsız atomların çekirdeğindeki zincirleme bölünme reaksiyonunun bir anda ve patlama şeklinde olmasıyla ortaya çıkan enerji. Eğer zincirleme bölünme reaksiyonu, kontollu bir şekilde devam ettirilirse atom pili veya nükleer santral meydana getirilir.

Atom bombasının yapımı çalışmaları: Bazı atom çekirdeklerinin büyük birer enerji deposu olduğu, 1896’da Fransız fizikçisi Henri Becquerel'in radyoaktifliği keşfetmesiyle anlaşılmıştır. 1919’da İngiliz fizikçisi Rutherford azot gazı çekirdeğini, radyoaktif cisimlerin yaydığı alfa tanecikleri ile bombardıman ederek azot çekirdeğini oksijen çekirdeğine dönüştürmüştür:

7N14+2He4 ® 8017 + 1H1

Bu buluştan sonra çekirdek reaksiyonu üzerindeki çalışmalar artmış ve 1934 yılında İtalyan fizikçisi Enrico Fermi uranyum çekirdeği ile nötron taneciğinin reaksiyonundan, atom numarası daha büyük olan transuranyum denilen yeni elementlerin meydana geldiğini ileri sürmüştür. Bu bilgilerden faydalanan Alman kimyacıları Otto Hahn ve F. Strasmann 1938 yılında uranyum çekirdeğini nötron bombardımanına tabi tutarak yaklaşık aynı boyda iki çekirdeğe bölmüşlerdir:

92U235+ 0n1 ® 56Ba140+ 36Kr 92 30n1 + Isı

Bir uranyum 235 çekirdeğinde 92 proton ve 143 nötron vardır. Kararsız olan bu çekirdekte enerji fazlalığı olup, her an patlamaya hazır vaziyettedir. Böyle bir çekirdeğe bir nötron daha gönderildiğinde daha yüksek enerjili hale gelir. Bu enerji fazlalığı çekirdeğin küresel şeklini bozarak iki parçaya bölünmesine sebeb olur. Bölünme sonucunda meydana gelen radyoaktif baryum ve kripton bir süre beta ışını yayarak kararlı hale geçerler. Ayrıca fazla miktarda enerji ve nötron açığa çıkar. Açığa çıkan nötron, reaksiyonu devam ettirir.

Her bir çekirdeğin bölünmesinden çok fazla miktarda enerji meydana gelir. Buna göre bir kilogram uranyum 235 çekirdeğin bölünmesiyle açığa çıkan enerji 2500 ton kok kömürünün yanmasıyla açığa çıkan enerjiye eşittir.

Bu çalışmalar İkinci Dünya Savaşının yaklaştığı bir zamanda Alman kimyacıları tarafından yapılmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri, Almanların atom enerjisinden faydalanarak bomba yapabileceklerini düşünerek, Almanlar’dan önce sonuca ulaşabilmek için metalurji projesi kod adıyla çalışmalara başlamışlardır. Proje İtalyan fizikçisi Enrico Fermi tarafından yönetilerek 1942 yılında Uranyum çekirdeklerinin zincirleme parçalanması gerçekleştirilmiş ve 2 Aralık 1942’de ilk reaktör çalıştırılmıştır. Bu tarih atom çağının başladığı gün olarak kabul edilir. Böylece atom bombasının yapımı için ilk adım atılmıştır.

İkinci Dünya Savaşına katılmış olan Amerika, atom bombasının yapımı için New Mexico eyaletinde Los Alamos’da atom bombası yapım merkezi kurmuştur. Bu bölge askeri yasak bölge ilan edilerek adı haritadan silinmiş, atom fizikçisi Prof. Dr. Oppeheimer başkanlığındaki 5700 kişilik bilim ordusu çalışmalarını sürdürmüştür. Bu merkezde 1945 yılı başında bombanın esas maddesi olan saf uranyum 235 ve plutonyum 239’dan 50’şer kilogram elde edilmiştir.

1945 yılı Temmuz ayında dünyanın ilk atom bombası hazırlanmıştır. Bunlardan uranyum 235’ten yapılan atom bombasına (little boy), plutonyum 239’dan yapılana ise (fat man) adı verilmiştir. Bu bombalar saniyenin milyonda birinde, bir milyon kere milyon kilo kalori enerji açığa çıkarmaktadır. Bu enerji havayı ısıtarak 12.000 m yüksekliğinde bir bulut meydana getirmekte, rüzgarlarından binalar yıkılmakta ve 400 m çapındaki alanı eriterek ateş gölü haline getirmektedir.

Atom bombasının kullanılması: Amerika Birleşik Devletleri tarafından 6 Ağustos 1945 günü ilk uranyum bombası Japonya’nın Hiroşima ve 9 Ağustos 1945'te plutonyum bombası Nagazaki'ye atılmıştır. Bunun sonucunda Japonya teslim olarak İkinci Dünya Savaşından çekilmiştir. Bombaların etkisi ile 300.000'den fazla insan ölmüş, 250.000 kişi yaralanmış ve radyoaktif ışınlardan zarar görmüştür. Aradan 50 yıla yakın bir süre geçmesine rağmen, halen bölgedeki korku ve huzursuzluk sürüp gitmektedir.

Atom silahları patlayınca, hemen şiddetli bir rüzgar etrafa yayılır. Bu rüzgar beş saniye sürer. Sonra etraftan buraya, ikinci bir rüzgar gelir. Bu rüzgarlar, binaları, ağaçları yıkar. Ancak kuvvetli çelik çerçevelerle takviye edilmiş betonarme yapılar, bunlara dayanabilir. Gamma ışınları, kandaki akyuvarları (lökositleri) tahrip edip, alyuvarların (hematilerin) üremesini men eder. Hiroşima’da bu ışınlarla 9000 kişi ölmüştür ki, bu miktar, bütün zayiatın % 15’i kadardır. Patladığı yerden itibaren birkaç kilometreye kadar şiddetli tesiri vardır. Otuz üç santimetre kalınlığında çeliğin, bir metre betonun, yüz altmış yedi santimetre toprağın; atom bombası tesirinden korudukları tespit edilmiştir.

Bugün, tesiri daha fazla ve daha korkunç atom bombaları yapılmaktadır. Fakat, şimdi, atom bambasından endişe ve korku kalmamış gibidir. Çünkü, haber alma merkezlerindeki radarlarda, düşmanın bomba taşıyan uçağının harekete geçtiği görülür. Yerden idare edilen roket atılarak, tam isabet ile, bomba, düşmanın memleketi üzerinde patlatılacak, onun bombası ile kendisi imha edilebilecektir.

Haberleşmede meydana gelen ilerlemelerin sonucu olarak, radar merkezinde, herhangi bir şehirden, bir üsten kalkan uçağın, cinsi, yüksekliği, hızı, uçuş istikameti, her an görülmektedir. Keşif uçakları ve gemiler, düşmanın binlerce kilometre uzaktaki hareketi, ekranda seyredilmektedir. Tam isabetli roket ve füzeler gönderilerek, düşmanın hareketi önlenmektedir.

Bugün ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya, Pakistan, Mısır, Japonya ve Almanya bu savunma vasıtalarını kendileri yapmaktadırlar. Müttefik oldukları memleketlerde de bu merkezler kurulmuştur.

Bugün atom bombasına sahip ülkeler ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin Halk Cumhuriyetidir. Bu devletlerin elindeki toplam güç, Hiroşima’ya atılan ilk atom bambasının 500.000 katıdır. Buna karşılık bu silahlardan korunma çareleri üzerinde de devamlı çalışılmaktadır.

Atom çekirdeğinde saklı olan bu muazzam enerji, akıllı insanları düşündürmektedir. 1956 yılında Türkiye’ye gelip, atomda saklı muazzam enerji hakkında seri konferanslar veren atom alimi W. Heisenberg sözlerini şöyle bitirmişti: “Bütün konferanslarımda atomdaki enerjiden nasıl istifade edilebileceğini anlattım. Şimdi aklımıza haklı olarak şu sual gelmektedir. Bu muazzam kudreti, küçücük yere kim ve nasıl koydu? Buna ancak metafizik (ilahiyat) cevap verecektir.” Buna hangi dinin cevap vereceği kendisine sorulduğunda; “İslam dini cevap verir. Arkadaşım atom alimi Hahn ile aynı fikirdeyiz.” demiştir.

ATOM ENERJİSİ (Bkz. Nükleer Enerji)

ATOM REAKTÖRÜ (Bkz. Nükleer Enerji)

ATOM SAATİ;

Alm. Atomische Uhr, Fr. Horloge Atomique, İng. Atomic clock. Atom veya moleküllerin titreşimlerini kullanarak zamanı büyük bir hassasiyetle ölçen alet.

Zaman ölçümünde temel birim saniyedir. Saniye güneş gününün uzunluğuna bağlı olarak tarif edilmiştir.

Ancak ilmi çalışmalar için daha ileri bir hassasiyet gerekmektedir.

Atom saatinin esasını, atom ve moleküllerinin belirli frekanslarda enerji emerek veya yayarak, enerji alıp verebilecek duruma gelebilmeleri teşkil etmektedir.

Bir atom veya molekül sisteminden yüksek frekansta kararlı elektromanyetik dalgalar üreten ve maser adı verilen bu cihazlar üzerindeki çalışmalar 1940 yılında başlamıştır. 1949’da ABD’nin Milli Standartlar Bürosu, amonyak molekülünün özelliklerine bağlı olarak ilk saati imal etmiştir. 1955’te İngiltere’de, frekansı, saniyede 9.192.631.750 devir olan sezyum ışını kullanılarak atom saati yapılmıştır. Bu saatin hassasiyeti 1/1011 derecesinde olup, 1963 yılında milletlerarası zaman standardı olarak kabul edilmiştir.

1960 yılında ABD’de 1/1012 hassasiyetinde hidrojen ışın maseri geliştirilmiş olup, hassasiyeti 1/1014e yükseltmek için çalışmalar yapılmaktadır. 1/1014 hassasiyet üç milyon yılda bir saniyelik bir hataya karşılık gelmektedir.





.




son gülen iyi gülecek...

Ama dua edin o gün henüz mahşer olmasın!

(C.Zarifoğlu)






rumma Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Türkiye Saatine Göre; Şu Anki Saat : 17:15


Telif Hakları vBulletin v3.7.0 Beta 3 © 2000-2009
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir...
www.webturkiyeportal.com

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0