![]() |
|
|
#1 |
|
VIP Member
![]() Üye No : 12976
Mesajlar : 2.961
Üyelik Tarihi : 7.04.2006
Bulunduğu Yer : Bilimin olduğu her yer
Tecrübe Puanı : 235
Karizma Puanı : 8471
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Odaklanma
Bir konu, nesne, proje veya işe yoğunlaşma, konsantre olma, kilitlenme; bir şeyde fâni olma, bir şeye kendini verme, ona sımsıkı tutunma; dikkat, algı ve enerjisini dağıtmama.. mânâlarını akla getiren odaklanma, insanın belli bir ruh hâlini tarif eder. İnsan, beş duyusu ve iç idrak hisleriyle (sezgileri, altıncı hissi, kalbe gelen esintiler, evhamlar ve iç duyuşlar vb.) hem dışarıdan hem de içeriden sınırsız uyarı bombardımanına mâruzdur.
Maddesiyle, mânâsıyla beyin ve düşünce sistemimiz (brain and mind interface) dışarıdan gelen sınırsız sayıda uyarıya açık olmasına rağmen, her uyarı en mükemmel tarzda kendi cinsine uygun, beyindeki algı ve idrâk desenine ait birimlerde işlenerek değerlendirilir. Meselâ herkes çok çeşitli görme ve koklama uyarısı aldığı hâlde, kişinin dikkatini çeken görüntü ve kokulara ait uyartılar, yaratılıştan sahip olduğu merak, algı ve idrâk desenine göre farklı derecelerde analiz edilir. İç ve dış dünyadan gelen sinyal hâlindeki mâlûmatı algılama, işleme, değerlendirme, kayıt altına alma ve hatırlama kapasitesi bakımından hepimiz farklı kabiliyetlere sahibiz. Algıda seçicilik, tercihlilik veya dikkat yoğunlaşması olarak da tarif edilen ‘odaklanma’; bakmak ve görmek arasındaki farkın kaynağını teşkil eder. Kişi dikkat, algı ve enerjisini neye odaklamışsa, sadece onu görür. “Bakmak ayrı, görmek ayrı şeydir” sözü, kişideki odaklanma durumuna bağlı olarak şekillenen ‘algıda seçiciliğe’ işaret eder. Birçok anne-baba, çocuğunun derslerine veya belli bir konuya bir türlü dikkatini veremediğinden şikâyet eder. Bu durum sadece çocuklar için değil, bütün insanlar için söz konusudur. Bilhassa akademik kariyer yapanlarda, ciddi bir üretim ve parlak buluş yapılamamasının sebeplerinden biri de bu durumdur. Dikkat dağınıklığı, konsantre olamama, uzun süre bir konu veya nesneye odaklanamama ve dikkati teksif edememe gibi ruhî durumlar, günümüzde oldukça artmıştır. Odaklanamama krizinin önemli sebeplerinden biri, beyin-zihin sisteminin, geçmiş asırlara nazaran çok aşırı şekilde uyartı bombardımanına (medya, internet, tv, reklâm vs.) mâruz kalması ve önemli olanla-olmayanı, ihtiyaç olanla-olmayanı ayırt edemeyip, mâlûmat ve verileri seçme ve sınıflamada yetersiz kalmasıdır. Bu veri ve mâlûmat bombardımanı karşısında yaratılıştan sahip kılındığımız algıda seçicilik ve tercih etme kapasitemizin yetersiz kalması ve sık sık çökmesi söz konusudur. Herhangi bir iş veya projede başarılı olmak üçte bir nispetinde, doğru bilgiye, yapılacak işin farkında olmaya (ön şuur hâli) ve bakış açısına; üçte bir nispetinde yapılacak işe karşı fıtrî merak hissine, iştaha, arzuya ve heyecana; üçte bir nispetinde de o işi yapma ve pratiğe dökme konusundaki kararlılığa, azme, hırsa ve cesarete dayandığı dikkate alındığında, odaklanma konusunda bilgilenmek ve ilgili süreçlerin ehemmiyetini anlamak vazgeçilmez bir husus olmaktadır. Bir iş ve projede sebepler dünyasında başarılı olmanın yolu, kişinin zaman ve enerjisini derinlemesine o mevzuya ayırmasına bağlıdır. Fiilî dua olarak tarif edilen bu durum, psikolojide kişinin dikkatini, merak hissini, algılama-öğrenmeye yönelik enerji kaynaklarını ve zamanını hedeflediği şeye yoğunlaştırması (odaklanma) olarak tanımlanır. Farklı iş ve projeleri en yüksek kalitede yapılabilme noktasında insanlar eşit kapasiteye, enerji ve kabiliyete sahip değillerdir. Aksine insanlar potansiyel olarak farklı derinliklerde ve ağırlıklarda işleyen algılama, öğrenme kabiliyeti, dikkat ve enerji odaklanmasına sahip yaratılmışlardır. Bu potansiyel, eğitim modelleriyle geliştirilebilir veya köreltilebilir. Düşünce ve idrâk sistemimiz, performans bakımından bilgisayarlara benzetilebilir. Bilgisayarların artan yükünü karşılamak ve performanslarını artırmak için, ana karta konan mikroişlemci sayısında artış yapılmaktadır. Şahsî bilgisayarlar genellikle tek veya iki işlemcili (çift çekirdekli) iken, büyük işletmelerdeki ana sunucu bilgisayarlar çok işlemcilidir. Benzer şekilde algılama-öğrenme kapasitelerinin performansı bakımından insanların bazıları, tek mikroişlemcili bazıları çift, pek azı da çok işlemcili bilgisayar sistemlerine benzetilebilir. Kişinin algılama ve öğrenme kapasitesi, iki veya çok işlemcili bilgisayarlara benziyorsa, bu kişi birçok ilim dalında ihtisas yapabilir, çift dalda lisans eğitimi alabilir, birkaç dalda master ve doktora yapabilir veya rahatlıkla interdisipliner çalışma alanlarına kayabilir. Bundan dolayı herkes fıtratı ve kapasitesi bakımından tek bir dalda mı, yoksa birden fazla dalda mı uzmanlaşmaya ve derinleşmeye uygun olduğunu erken dönemde fark ederse, daha verimli bir ömür sürebilir. Ayrıca her fıtratın interdisipliner ve multidisipliner konuları çalışmaya yatkın olmadığını da kabullenmek gerekir. Eğer kişi tek bir alanda derinleşmeye uygun bir kabiliyet ve kapasiteye sahipse, o kişi interdisipliner konuları çalışmaya ve öğrenmeye zorlanmamalıdır. Çocuklara rehberlik hizmetleri verilirken bu hususların farkına varılması, o çocukların gelecekleri için son derece önemlidir. Kapasitesi iyi ölçülmeden aşırı yüklemeye mâruz bırakılırsa, ileride çocukta çeşitli psikolojik rahatsızlıkların ortaya çıkma ihtimali artar. Çocukların dikkat, enerji ve kabiliyetlerinin, hangi iş ve sahalarla daha iyi örtüştüğünün keşfedilmesi önemlidir. Çünkü üstün kabiliyet ve kapasiteyle donatılmamış bir insanın, aynı anda 3-5 farklı dalda yüksek kalitede performans göstermesi çok zordur. Farklı kabiliyetlerle dünyaya gönderilen insanın, itminan içinde (doyumlu ve huzurlu) bir hayat yolculuğu için hem baskın kabiliyetlerinin (neler yapabileceğine dair kapasitesinin) hem de sınırlarının farkında olması gerekir. Yüksek öğretim çağına gelmesine rağmen, kabiliyet ve sınırlarının farkına varamamış ve gerçeğe en yakın bilgiye erişememiş bir genç, ileri yaşlarda mutluluk ve huzuru yakalayamama, psikolojik ve psikiyatrik rahatsızlıklara yakalanma riskiyle karşı karşıyadır. Dikkat seviyesi, enerji ve algılamayı yönlendirir İnsan yaratılış itibarıyla ya refleks ve alışkanlık ağırlıklı otomatik-şuursuz-mekanik bir hâlde, yahut irade-akıl ve vicdan ağırlıklı şuurlu bir durumda hayatını sürdürür. Çocukluk döneminden itibaren, aile ve eğitim çevrelerinin tesirinde şuuraltında ve egoda inşa edilen refleks ve alışkanlık ağırlıklı algı ve tercih sistemleri, insanı otomatik-mekanik bir hâlde yaşamaya zorlar. Diğer yandan deney ve tecrübelerle gelişen insan, aklıyla eş zamanlı gelişen irade, şuur ve vicdanıyla da bu otomatik yapısını kontrol etmeye çalışır. İnsan böylece tek durumlu işleyiş hâlinden, hem otomatik hem de şuurlu hâli birlikte işletebilen bir seviyeye yükselir. İnsanda yaratılıştan gelen (1), çevredeki uyarılarla aktifleşen (2), iradî ve şuurlu yönelmeyle açığa çıkan (3), üç tip dikkat seviyesi vardır. Bu husustaki araştırmacıların tespitiyle bunlar sıfır, birinci dereceden ve ikinci dereceden dikkat seviyeleridir. Dikkatin üç seviyesi olduğu gibi enerjimizin de üç türü vardır. Bunlar merak etmeye, bilmeye-öğrenmeye yönelik zihin enerjileri (1), arzu, iştah ve istekle tetiklenip yönelmeyi sağlayan duygu enerjileri (2) ve bir şeyi yapmaya odaklı aksiyon ve hareket enerjileridir (3). Birinci dereceden dikkat durumu ceza-ödül sistemi ve stres faktörlerine bağlı olarak aktifleştiğinden anlama ve öğrenmede cezâ ve mükâfatın kullanılması çok önemlidir. Zîrâ beynimiz dışarıdan gelen uyarıları ya ceza-mükâfat veya hoş-nahoş şeklinde ikili bir tasnifle kullanarak değerlendirmektedir. Ceza ve ödül sistemiyle birinci dereceden dikkatini devreye sokarak da kişinin bir işi yapmasını veya bir konuyu öğrenmesini sağlayabiliriz. Netice itibarıyla kişinin bir şeyi öğrenmesi, hangi dikkat seviyelerinin tetiklendiğine bağlı olarak, düşük veya yüksek seviyeli zihin fonksiyonlarını kullanarak gerçekleşir. Yukarıdaki dikkat ve enerji çeşitlerine bağlı olarak kişideki algı ve idrak sistemleri farklılaşır. Otomatik algılama, kişi sıfır dikkat seviyesindeyken; iradî ve şuurlu yönelmeyle oluşan algılama ise, kişi birinci ve ikinci dikkat seviyesindeyken ortaya çıkar. Hangi dikkat seviyesi baskın durumdaysa, kişi bununla alâkalı enerji çeşidini harekete geçirir. Bunlar da algılama türü ve derinliğini, bunların hepsi birlikte analiz-öğrenme ve hatırlama çeşitlerini yönlendirir. Yukarıda ele aldığımız dikkat ve enerji tasniflerine bağlı olarak, dikkat odaklanması bakımından insanlar pratikte iki kategoriye ayrılır. Çoğu insan aynı anda ya tek bir noktaya yahut çok sayıda noktaya doğru odaklanmaya eğilimli yaratılmıştır. Bu durumu açıklamak için araştırmacılar tek odaklı zihin yapısı (dar band geçişli dikkat sistemi) ve çok odaklı zihin yapısı (geniş band geçişli dikkat sistemi) şeklinde iki kategorinin varlığını kabul etmişlerdir. Bundan dolayı insan bir alanda çalışırken, dikkat ve enerjisini ya tek bir parça üzerine yahut parçaların bütünlük içindeki desen zenginliğine odaklar. Dikkate bağlı enerji ve algı odaklanmasında; kişinin mizacı, kişilik yapısı, merak hissi, iç istekleri, aşk-şevk profili, açlık/tokluk durumları çeşitli seviyelerde rol oynar. Bundan dolayı kendine ait bir sınırı olan beyin-zihin sistemi algıladığı hususa yoğunlaşırken, diğer nokta ve uyarıları ya algılamaz veya arka plâna iter. Odaklanılan hedef veya proje, yaratılıştan sahip olunan (sıfır dikkat seviyesi) dikkat sistemi ve baskın enerji seviyesiyle örtüşüyorsa, hem hedefe daha kolay odaklanılır, hem de yapılan işten zevk alınır. Dikkat, enerji ve zamanı bir şeye odaklamaya karar vermek, aynı zamanda bir şeylerden vazgeçmek ve bazı şeyleri ihmal etmek mânâsına gelir. Kişi hangi iş ve projeye odaklanacağına karar verdikten sonra, hayatta nelerden vazgeçtiğinin farkında olması gerekir ki, bir maratona benzeyen hayat yolculuğunun sonlarında bir pişmanlık yaşamasın. Bunların sağlıklı yapılabilmesi için kişinin; enerji kaynaklarının, algı ve idrâk kapasitesinin farkına varması ve bunları hedefleri doğrultusunda yoğunlaştırması hususunda eğitim ve rehberlik hizmeti alması gerekir. Kaynaklar - Slagter HA, Lutz A, Greischar LL, Francis Nieuwenhuis S, et al. (2007) Mental training affects distribution of limited brain resources. PLOS Biology. June. Volume 5 (6). e138 - Marois R, Ivanoff J (2005) Capacity limits of information processing in the brain. Trends Cogn Sci 9: 296–305.
![]() ![]() ![]() |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|