Ana Sayfa WebTurkiye®Resim WebTurkiye®Muzik
Geri Dön   Web Türkiye Portal >
EĞİTİM & E - KİTAP & KİTAP
> Kitap > Yazarlar ve Röportajlar
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Takvim Bütün Forumları okunmuş kabul et


Cevapla
 
Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 03-11-2007, 12:04   #1
acarahmet45
Banned
 

Üye No : 46955
Mesajlar : 1.089
Üyelik Tarihi : 3.07.2007



Tecrübe Puanı : 0
Karizma Puanı : 10406
Karizma Derecesi
acarahmet45 Düşük Seviyeacarahmet45 Düşük Seviyeacarahmet45 Düşük Seviyeacarahmet45 Düşük Seviyeacarahmet45 Düşük Seviyeacarahmet45 Düşük Seviyeacarahmet45 Düşük Seviyeacarahmet45 Düşük Seviyeacarahmet45 Düşük Seviyeacarahmet45 Düşük Seviyeacarahmet45 Düşük Seviye

Icon1 Dava adamları

Osman Yüksel, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin son sınıfına kadar okudu.
Tahsilini tamamlayamadı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel'di.
Osman Yüksel'i kendi yazılarından tanımaya çalışırsak şöyle diyordu:

Kula kul olmak için atılmadık meydana

Biz yalnız hakikate, hakka secde ederiz

Nasıl girdiyse dava sahipleri zindana

Bilsin ki kahpe devir biz de öyle gireriz

Osman Yüksel'in ömrü hapishanelerde geçti. Ankara'da Akdeniz Caddesi'nde bodrum katta otururdu.
Bir küp pekmezi vardı. Her gün o pekmeze lokmasını batırır yerdi.
Milletvekilliğini kazandığı zaman Meclis'teki nöbetçi onun kıyafetine bakıp, 'Buraya işçilerin girmesi yasaktır.' der.
Osman Yüksel de 'Haklısın' der, 'adama değil de elbiseye önem verilen bu devirde, sen de beni elbisem için durduruyorsun'.

Osman Yüksel Serdengeçti mecmuasını çıkarırdı. Bu mecmuaları dükkânına asmıştı. Hangi mecmuadan kaç sene hapis yattığını onların altına yazmıştı.
Çıkan dergilerin başına "Açın kapıları Osman geliyor.." yazardı. Çıkardığı kitapların isimleri bile her şeyi anlatırdı. "Bir nesli nasıl mahvettiler?", "Mabetsiz Şehir" gibi...

Mabetsiz Şehir isimli kitabını yazarken onun bürosunda, bodrum katındaydım. Dedim ki; ağabey, mabetsiz şehir neresi? Dedi ki; Ankara'nın Yeni Şehir dedikleri muhitte cami yok, havra yok, kilise yok. İşte mabetsiz şehir burası... (Yıl 1952)

Osman ağabey derdi ki; evvelâ gönüllerdeki putlar kırılmalı, sonra dışarıdaki putlar kendiliğinden devrilir. Her peygamber 'Lâ ilâhe illallah' diye dava eder, bunu anlatırlardı. Müşrikler putlardan vazgeçerlerdi. Lâ ilâhe illallah'ın manası, Allah'tan başka ilah yoktur. Öyleyse ilah zannedilen her şeyden vazgeçecek ki insanlar ondan sonra Allah'a inanabilsinler.

"Uyu yavrum, tepesinde haç yatan camiler var,

Bu mu seni ağlatan

Camilere hilal götür ninni,

Hem yurdunu hem öcünü al ninni

***

Uyu yavrum, uşaklarla köleler

Uyandılar, vatanını bölerler

Seni bekler boynu bükük bebeler

Uyan artık uyanacak gün bugün

Dayan artık dayanacak gün bugün

Çilesini çekmediğimiz şey bizim değildi. Hapishanede çeşitli mahkûmlar vardı.
Hırsızlar, caniler ve katiller. Onlar bir hiç için hapis yatmayı göze alırken biz neden Allah için razı olmayalım derdik.
Böylece işkenceler, hapislikler bizi yıldırmadı.

Bediüzzaman derdi ki: "Öyle bir hayat yaşayın ki hapishanede evi aramayasınız."

Necip Fazıl'ı da kendisinden öğrenelim:
"Otuz üç yıl saatim işlemiş, ben durmuşum. Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.''

Necip Fazıl, Abdülhakim Arvâsi'yle karşılaşınca ruhunu doyuran bir sohbette bulunmuşlar. O an'dan itibaren Necip Fazıl'ın hayatı değişti.

Eskiden göklere çıkaranlar yeni yazdığı şiirlerle ona gerici dediler. O da şöyle cevap verdi:

"Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana

Yükseldik zannediyorlar, alçaldıkça tabana

Zaman korkunç bir daire

İlk ve son nokta nerde

Bazı gün geriden gelen yüz bin devir ilerde

Yeter senden çektiğim ey tersi dönmüş ahmak

Bütün iş bir saman kâğıdından kopya almak"

Necip Fazıl, Toptaşı Hapishanesi'nde yatarken hanımı Neslihan Kısakürek ona tenekeyle gazyağı taşırdı. Elektrik yoktu. Herkes petrol lambasıyla aydınlanırdı.
Necip Fazıl da hapishanenin taş duvarları arasında petrol lambasıyla odasını aydınlatıp kitabını okuyordu.

Oğlu Mehmed'e yazdığı mektup şöyleydi:

"Mehmed'im sevinin, başlar yüksekte

Ölsek de sevinin, eve dönsek de"

Her şeyini malını mülkünü davası uğruna harcadı. Fakir bir hayat yaşadı.

Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar.

Senin büyük derdinden, başkaları ne anlar.

Vicdanı Paris'e, Moskova'ya satanlar,

Küfür diye bakarlar senin dualarına"

Cinnet Mustatili isimli kitabında onun hapishane hayatı daha iyi anlaşılır.
Hayatı öyle ıstıraplar içinde geçiyordu ki:

"Söyleyin, söyleyin!

Ben miyim yoksa Bela mimarının seçtiği arsa,

Eşyadan muhacir, ruhtan öksüz"


Hekimoğlu İSMAİL / ZAMAN




Konu acarahmet45 tarafından (03-11-2007 Saat 12:12 ) de değiştirilmiştir.. Sebep: yeniden düzenlendi
acarahmet45 Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz


Türkiye Saatine Göre; Şu Anki Saat : 09:30


Telif Hakları vBulletin v3.7.0 Beta 3 © 2000-2009
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir...
www.webturkiyeportal.com

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.1.0