![]() |
|
|||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
![]() |
|
|
Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 |
|
Banned
![]() Üye No : 46955
Mesajlar : 1.089
Üyelik Tarihi : 3.07.2007
Tecrübe Puanı : 0
Karizma Puanı : 10406
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Yıl 1993... İstanbul’un susuz günleri. Evde bulaşık, çamaşır dağ gibi. Susuzluğun en büyük çilesini hanımlar çekiyor. Küvette biriktirilen su da bitince Erenköy’deki evinden bidonlarla sokağa inen bir ‘su profesörü’, su bulma ümidiyle Sahrayıcedit civarındaki şadırvanları dolaşıyor.
Şansı yaver gidiyor ve su dolu bidonlarla evine dönüyor. Ancak sabrı taşan evin hanımı Hatice Hanım, “Koskoca su profesörüsün; ama bizim evimizde su akmıyor.” diyerek eşine isyan ediyor. Eşinin çıkışına sinirlenen adam ise, “Ben İSKİ genel müdürü filan değilim. Keşke İSKİ’nin başında olsaydım, bu sorunu çözerdim.” diye karşılık veriyor. Bir yıl sonra su kavgaları yapılan evin telefonu çalıyor. Arayan İstanbul’un yeni belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan. Ondan, İSKİ’nin başına geçip susuzluk sorununu çözmesini istiyor. Bidonlarla şadırvanlarda su aramaktan bıkan bu adam, meşhur profesör Veysel Eroğlu’ndan başkası değildi. Görevi derhal kabul edip İSKİ’nin genel müdürlük koltuğuna oturdu. Dağları delerek getirdiği suyu, inşa ettiği 8 baraja doldurdu. İstanbulluların hayır dualarını aldı. DSİ genel müdürü olunca 111 baraj daha açarak Demirel’in “Barajlar Kralı” unvanını elinden aldı. Memleketi Afyon’dan aday olan Eroğlu’nu hemşehrileri enerji bakanı olarak görmek istiyor. İstanbul’un susuz günleri... Kadınlar bir bidon su için saatlerce kuyrukta bekliyor. Evde bulaşık, çamaşır dağ gibi. Yıkanmayı bile unutan vatandaşlar mahallede tanker yolu gözlüyor. Tanker gelmeyince eylemler başlıyor. İstanbullular patlamak üzere. Ancak İSKİ skandalı daha erken patlıyor. Vatandaş tepkisini sandığa akıtıyor ve Recep Tayyip Erdoğan başkan oluyor. Yılların ihmali öyle bir anda çözülmüyor. Susuzluk İstanbul’un peşini bırakmıyor. Gazeteler “İstanbul’un 60 günlük suyu kaldı, Tayyip’in işi Allah’a kaldı” diye manşet atıyor. Erdoğan, su profesörü Veysel Eroğlu’nu arayıp, sorunu çözmesini istiyor. Prof. Eroğlu, İSKİ genel müdürü olunca beklenen suyu getiriyor. Erdoğan, seçim meydanlarında, “Ferhat gibi dağları delip İstanbul’u susuzluktan kurtardık.” diyerek vatandaşlardan oy istiyordu. Ancak dağları delen Ferhat, yerel seçimlerde İstanbul’a başkan olamadı. Devlet Su İşleri (DSİ) genel müdürü oldu. AKP’nin “Ferhat”ı memleketi Afyon’dan milletvekili adayı oldu. Eroğlu’nun seçim otobüsüne binip İstanbulluların korktuğu susuzluk tehlikesini ve öteki sudan meseleleri konuştuk. 1993’te sizin de evinizde sular akmıyordu. Bir su profesörü İstanbul’un susuz günlerini ne yapıyordu acaba? 1994 öncesi bir felaketti. Ben de koca su profesörüyüm. Üstelik üniversitede bir kürsü başkanıyım. Evlerde mutfakta, banyoda bidonları üst üste koyuyorduk. Küveti de güzelce tıkardık. Su gelince doldurup küvetteki suyla idare ederdik. Üç günde, dört günde su gelmemeye başladı. Evdeki su bitti. Kap kacak tamamen mutfağa yığıldı. Banyoda çamaşırlar üst üste yığıldı. Ben de elimde bidonla gecenin üçünde Erenköy Sahrayıcedit civarında şadırvanları dolaşıyordum... İstanbul’da susuzluğun en büyük sıkıntısını hanımlar çekiyordu. Eşiniz Hatice Hanım nasıl karşılıyordu bu durumu? Artık hanım isyan etti. “Yaa, koskoca su profesörüsün bizim evimizde su akmıyor!” dedi. Yaa, ben İSKİ genel müdürü filan değilim dedim. Keşke İSKİ’nin başında olsaydım çözerdim dedim. 1 yıl sonra 5 Mayıs 1994’te büyükşehir belediye başkanı olan Başbakan’ımız Tayyip Erdoğan, İSKİ genel müdürü olmamı istedi. “Hocam su meselesini çöz” dedi. Kabul ettim. Zaten çoğu projeleri Dalan zamanında yapmıştım. Istranca projelerini biliyorduk. Ömerli’yi, Adalar’a su götürme projesini... Avucumun içi gibi bildiğim için yıldırım hızıyla başladık. Suyu getirdik İstanbul’a... Su sorunu çözüldüğünde eşiniz ne dedi? (Gülüyor, gülüyor, gülüyor...) Herkesin memnun olduğunu söyledi. Okullarda bitlenmeler, çocuklarda bağırsak enfeksiyonları oluyordu. İnsanlar kokardı, duş bile yapamazdı... Gece yarısı pijamalarla Samandıra’ya kadar denetlemeye gittiğinizi duymuştum... Pijamayla gitmiyorduk tabii. Sabahın 6.30’unda en önce ben giderdim İSKİ’ye. Hatta kart basardım. Gece gündüz uyumadık. Bir gün Kadıköy’deki atık su istasyonuna gece 02.00 civarında gittik kontrole. Baktım kapı açık, girdim. İçeride İSKİ elemanı horlayarak uyuyor. Ayağımla yere güm diye vurdum. Birden bire fırladı. O zamanlar daha tanınmıyordum. Şaşkın bir şekilde bana bakarken şoför, “Genel müdürümüz geldi” deyince özür dilemeye başladı. ‘Sana nasıl bir ceza vereyim?’ diye bağırdım. “Efendim beni affedin. Şimdiye kadar değil genel müdür arayan soran olmadı. Affedin beni.” dedi. Düşündüm, bu adam doğru söylüyor dedim. Affettim. 3 ay sonra aklıma geldi. Gecenin üçünde aynı istasyona gittim. Motor sesini duymasın diye arabayı uzakta durdurdum. Kapının kapanma sesiyle birlikte yola biri fırladı, geldi koşa koşa. ‘Efendim uyumuyorum, her şey yolunda, buyurun kontrol edin’ dedi. Bunların hepsini anlatırsam roman olur. İstanbul halkı 14 yıl sonra neden yeni bir su kriziyle karşı karşıya kaldı? 1999 yılında biz 2040 yılına kadar planlamasını yaptık. Öyle bir planlama yaptık ki 30 milyon nüfusu kaldıracak planlama. Yatırımlar zamanında yapılırsa sorun yok. Bugünkü sorunun küresel ısınmayla hiçbir alakası yoktur. Periyodik ortaya çıkan kuraklık sebep olmuştur. Bu sene de hiç beklenmedik kuraklık vuku buldu. Bereket versin ki benim yaptığım 8 baraj var. DSİ’ye geçince Yeşilçay diye muhteşem bir tesis açtık. İstanbul’u bunlar kurtardı. Yoksa İstanbul’da su çoktan biterdi. Barajların doluluk oranı yüzde 39,68. Ekimden sonra yağmur yağmazsa ne olacak? İstanbul’da daha büyük bir sorun yaşanmaması için İstanbul’dan farklı iklim özelliklerine sahip Büyük Melen Havzası Projesi’ni başlattık. Büyükşehir’in taleplerine göre yapıyorduk. Biz bunu 2011 yılına yetiştirecektik; ancak aşırı kuraklık sebebiyle Ömerli’ye kadar olan kısmı hızlandırıldı. Adına Şafak Harekâtı dediğimiz büyük bir planlama yapıldı DSİ’de. 20 Ekim’de Büyük Melen suyunun Ömerli Barajı’na akıtılması için gece-gündüz çalışılıyor. Muazzam bir Boğaz geçiş tüneli ile Boğaz’ın bu yakasına geçireceğiz. Bu da 2010 yılına ulaşır. 20 Ekim saat 16.59’da DSİ ve İSKİ, Büyük Melen suyunu Ömerli’ye akıtacak. 16.59’dan itibaren İstanbul’un susuz kalma riski bitecek. Devlet kurumları ödenek yetersizliğinden şikâyetçi oluken DSİ’de 3,3 milyar YTL’lik tasarrufu nasıl başardınız? Biz göreve geldiğimizde 30-40 yılın ihaleleri yapılmış dağıtılmıştı bir kere. Elimizdeki proje paketi 50 katrilyondu. 30 katrilyon keşiflerle ihalesi yapılmış bin 500 işle karşılaştık. DSİ’de basit bir görev dahi 15 yılda bitiyor. 1971 yılından beri devam eden işler vardı. Bir barajda bir kalemde 70 milyona yakın tasarruf yaptığımı biliyorum. Geçmişte yapılan hataları düzelttik. Bizim yaptığımız en büyük inkılap, hiç kimsenin aklına gelmeyen hidroelektrik santrallarıyla ilgili potansiyeli harekete geçirmek oldu. Su Kullanım Anlaşması Yönetmeliği diye bir yönetmelik çıkardık. Böylece yarım kalan projeleri özel sektörün de yapmasına imkân tanıdık. Ben ayrılırken 960 hidroelektrik santralı için talep vardı. Bu bir hamledir, milattır. Devletin sırtından 22 milyar dolarlık bir yükü kaldırdığımız gibi boşa akan suları değerlendiriyoruz. 2040 yılında çıkacak ‘su savaşı’ndan bahsediliyor. Su savaşı çıkar mı? Su savaşı çıkmaz, sudan sebeplerden savaş çıkar. Ancak suyun yönetiminin tek elde toplanması elzemdir. DEMİREL ‘BARAJLAR KRALI’ UNVANINI VEYSEL EROĞLU’NA KAPTIRDI Adnan Menderes’in su müdürü Süleyman Demirel, Türkiye’de yapılan tüm hidroelektrik santrallara, barajlara imzasını attığı için Hürriyet Gazetesi’nin eski genel yayın yönetmenlerinden Necati Zincirkıran “barajlar kralı” sıfatını yakıştırmıştı. Bu yakıştırmayı çok beğenen Demirel, gittiği her yerde açtığı barajlarla övündü durdu. Demirel, 2006 yılında bu unvanını kaybetti. DSİ verilerine göre Demirel’in, DSİ genel müdürlüğü yaptığı 1955-60 ve iktidara geldiği dönemlerde yaptığı toplam baraj sayısı 30 dolayında. Prof. Veysel Eroğlu 4,5 yılda 111 tane baraj açtı. Bu rekor kırılana kadar yeni “barajlar kralı” unvanı AK Parti’nin “Ferhat”ı Veysel Eroğlu’na ait. Eroğlu’nun rekorları baraj sayısıyla sınırlı değil. 2003 yılından önce DSİ’de proje sayısı bin 1500’ü aşmaktaydı ve mevcut ödeneklerle bu işlerin bitiş süresi 26 yıldı. Hızla tatbik edilen yeni yönetim stratejileriyle, “çeyrek asırda tamamlanan tesis dönemi” bitirildi, “açılış tarihi ve saati verilen proje dönemi” başladı. Yatırımların inşa süreleri 14 yıla düşürüldü. Yeni hedef 6 yıl. Bütün projeler 3E (emniyet, ekonomi, estetik) ilkesi çerçevesinde ele alınıyor. Başbakanlık’ın 2004 yılında düzenlediği “Kaynakları Etkin Kullanma ve Maliyetleri Düşürme Yılı Genelgesi” çerçevesinde 3,3 katrilyon TL (2,2 milyar ABD Doları) tutarında tarihin en büyük tasarrufu gerçekleştirildi. Yani 2 Atatürk Barajı değerinde tasarruf sağlandı. DSİ, geçmişe göre 11 kat daha fazla iş yaptı. 2000- 2001-2002 yıllarında 9 adet tesis tamamlanmış iken, 2003-2006 yılları arasında bütçe yüzde 50 azalmasına rağmen hizmete açılan proje sayısı ise 366. Rekorlar rakamlar uzayıp gidiyor. DEVALÜASYONDAN ÖNCE İSKİ’NİN BORÇLARI DÖVİZE ÇEVİRİLMİŞ İSKİ skandalı çok yazıldı, çizildi; ancak kamuoyuna yansımayan boyutları var mıydı? O zamanlar devalüasyon olacağı belliydi. Buna rağmen Türk Lirası borçları dövize çevirmişler. TL borçluyken borcumu dolara çevir der misiniz? Dolar 17 binden 43 bine çıkmıştı. O zaman özel bankalarla anlaşmışlar, borçları dolara çevirmişler. Bundan dolayı bazı bankalara olan borcumuz üç kat artmış. Böyle enteresan şeyler var. Bu skandalın adı İSKİ skandalı değil, zihniyet skandalıdır. CHP’NİN ÇOBANKAYA’DA DOLUNAY HÜSRANI Veysel Eroğlu, canlı yayında AK Parti’nin Afyon skorunu 7-0 olarak açıklayıp konuklarla takım elbisesine iddiaya girmişti. Röportajdan sonra seçim otobüsüne girip halkın nabzını yoklamak istedik. Önce Şuhut ilçesine oradan da köylere doğru yola koyulduk. Yollarda sürekli önü kesilen otobüs ilk durak Çobankaya köyüne girdiğinde akşam olmuştu. Gökyüzünü köylülerin hazırladığı “ev yapımı” havai fişekler aydınlatıyordu. Davul-zurna eşliğinde köy meydanına kadar yürüyen Eroğlu, coşkulu kalabalığa hitap etti. Daha sonra mikrofonu eline alan muhtar Hamza Sarıdaş, 1959 yılındaki ilginç bir seçim anısını anlattı: “CHP milletvekili Hasan Akkuş köyümüze gelmişti. ‘Köyümüzde elektrik yok, ne zaman gelecek?’ diye sorduğumuzda şöyle bir havaya baktı ve, “Sizin köye ay doğmuyor mu?” dedi. Bizimle alay etti. Sayın Prof. Dr. Veysel Eroğlu inşallah karşımıza enerji bakanı olarak çıkar.” Köylülerden öğrendiğimiz kadarıyla Çobankaya’ya elektrik ancak 1970’li yıllarda gitmiş. O güne kadar sürekli CHP’ye oy veren köylüler, siyasi tercihlerini çoktan değiştirmişler. Eroğlu’nu 7-0 sloganlarıyla öteki köye uğurlayan köylüler bu sefer AK Parti’nin ampulünü yakmayı düşünüyor. M.Yaşar DURUKAN / ZAMAN PAZAR KEYFİ |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|