![]() |
|
|||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
Astroloji Forumunda Bulunan Sağlık Astrolojisi (Medikal Astroloji)... Konusunu Görüntülemektesiniz.=> Medikal astroloji, insan vücudunun işleyişiyle ilgilenen astroloji dalıdır. Yetkin bir medikal astrolog, bir kişinin doğum haritasını analiz ederek, o kişinin vücudunun güçlü ve zayıf yönlerini, çeşitli hastalıklara yatkınlık durumunu ve beslenme hatalarını ...
![]() |
|
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 |
|
Organik Moderator
![]() Üye No : 13099
Mesajlar : 10,628
Üyelik Tarihi : 10.04.2006
Bulunduğu Yer : 35 1/2... daha ne olsun...;)
Tecrübe Puanı : 4984
Karizma Puanı : 444958
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Sağlık Astrolojisi (Medikal Astroloji)...
. Oradan Bakınca ![]() Görmediğin, hiçbir$eyin, pe$ine dü$me... uz@k dur benden... ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Organik Moderator
![]() Üye No : 13099
Mesajlar : 10,628
Üyelik Tarihi : 10.04.2006
Bulunduğu Yer : 35 1/2... daha ne olsun...;)
Tecrübe Puanı : 4984
Karizma Puanı : 444958
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
BURÇLARIN ZODYAKLA ANATOMİK EŞLEŞMESİ, PLANETLERİN ORGANİK VE PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI: KOÇ ![]() “ASTROLOJİ BİLGİSİ OLMAYAN BİR HEKİMİN KENDİSİNE HEKİM DEMEYE HAKKI YOKTUR” HİPOKRAT’ın bu sözü üzerinden asırlar geçti. Tıp dünyası onun ilkeleri üzerine kuruldu. Günümüzde hekimler hala meşhur “HİPOKRAT YEMİNİ” ni edip görevlerine başlıyorlar. Onun ilkeleri ve yemini kadar bu altın öğüdüne de sahip çıkan hekimler, ”Alternatif Tıb” ya da daha doğru bir tanımlamayla söyleyecek olursak ”Koruyucu Hekimliği” geliştirdiler. Üstelik bununla da yetinmeyip “Kuantum Tıb” ba doğru hızla ilerliyorlar. Astrolojinin,Tıb bilimine kazandıracağı sayısız yararları merak ediyorsanız eğer, gelin bize eşlik edin. Bu ilginç sağlık yolculuğunda zodyağı bir uçtan bir uca birlikte dolaşalım. Rotamızı önce zodyağın ilk burcu olan KOÇ ve ardından da yönetici planeti MARS’a çevirerek başlıyalım; KOÇ BURCU DERECELERİ: 1. Cerebrum: Beyin (merkezi sinir sisteminin ana bölümü/Ön beyin;beynin en büyük ve uç kısmıdır.iki kısımda incelenir; a)Beyin kabuğu=Telensefelon, b)Ara beyin=diensefalon; Hipotalamus, Talamus ve Hipofiz bölümlerinden oluşur) 2. Midbrain: Orta beyin (Vücutta kas tonusu ve duruşu düzenler) Mezensefalon 3. Cerebellum (Abscess): Beyincik (Beynin diğer merkezlerinin kontrolörü ve koordinatörüdür/Arka beyinde yer alır), Apseler 4. Pineal gland (Goitre): Epifiz bezi (Talamusun üst yüzeyinde yuvarlak bir bezdir. Melatonin hormonu salgılar. 9 yaşından sonra körelir ve kaybolur), Guatr 5. Right or left eye (Hair): Sağ veya sol göz, Saç 6. Eye socket,Orbital cavity: Göz çukuru 7. The ears (Jaundice) Kulaklar, Sarılık 8. Cheekbone: Yanak kemiği (Zigomatik kemik) 9. Lens of eye: Göz merceği (Göz bebeğinden giren ışınları kırarak ağ tabaka üzerine görüntünün düşmesini sağlar) 10. Eyeball: Göz küresi (Göz yuvarlağı) 11. Optic nerve: Görme siniri 12. Tongue (hair): Dil,Saç 13. Ventricles of brain (Rheumatism): Beyin ventrikülleri (karıncıkları), Romatizma 14. Frontal lobes of brain: Beyin ön lobları 15. Lateral lobes of brain: Beyin yan lobları 16. Pons: Köprüler (Beyinciğin önünde bulunur. Omurilik soğanı ile orta beyin arasındaki bağlantıyı sağlar) 17. Vertebral canal: Omurların deliklerinden oluşan kanaldır. İçinde meninksler (beyin omurilik zarı) ve omurilik bulunur. 18. Nerve connections-Synapses: Sinir bağları (İki komşu sinir hücresi (nöron)’nın uzantıları yardımıyla birbiriyle bağlantı kurduğu bölge; Sinaps. 19. Corpus collosum cerebri: Korpus kallozum (Her iki beyin yarıküresinin kortekslerini bağlayan yapı/Beyin büyük birleşiği) 20. Hyoid bone: Dil kemiği (Dilin kökünde bulunan at nalı şeklindeki kemik) 21. Eye muscles (Abscess): Göz kasları, Apseler 22. Cheek muscles: Yanak kasları 23. Muscles of mastication: Çiğneme kasları 24. Zygomatic muscle: Zigomatik kaslar (Elmacık kemiğine ait) 25. Sternocleidomastoid muscle: Sternum(Göğüs kemiği) ve Klavikula (Köprücük kemiği) ile Temporal (Şakak) kemikleri processus mastoideus (Elmacık kemiği/Yanak çıkıntısı) arasında yer alan boyun adalesi. 26. Skull: Kafatası (kranyom) 27. Fornix/Frontalbone (Tuberculosis): Forniks(Beyin tavanı), Alın Kemiği (Frontalis), Tüberküloz (Verem) 28. Fornix/Parietal and occipital bones (Hair): Forniks, Parietal (Ön kafa çeperi) ile Oksipital (Arka kafa) ya ait kemikler, Saç 29. Auditory canal (Bronchitis): İşitme duyusu (Kulak), Bronşit 30. Parotid gland: Kulakaltı tükrük bezi (Parotid bezi) KOÇ burcunun yönetici gezegeni MARS, Pluto’nun bir oktav küçüğüdür. Etkileri Pluto’ya benzer fakat daha düşük derecededir. Mars maskülen ve aktif bir enerjidir. Olumlu kullanıldığın da fiziksel dayanıklılık, kas gücü, kendini koruma ve hayatta kalma başarısı verir. Saldırgan ve öfkeli enerjisi olumsuz kullanıldığında tahripkar etkilere yol açar; ateşli ve iltihaplı hastalıklar, kazalar, düşmeler, yanıklar, yaralar ve kesikler gibi. Ayrıca Mars ameliyatları, elektrik veya kimyasal maddelerle dokuları yakma gibi cerrahi müdahaleleri de yönetir. BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLARI: -Genel baş bölümü: (Beyin dokuları, Kafatası, Yüz) -Gözler (Göz bebeği hariç gözün geri kalan kısmı) -Böbrek üstü bezi (Adrenalin salgısı) -Erkek seks organları (Ereksiyon, Cinsel bozukluklar) -Kaslar (Mars’ın çok önemli rolü olan 2 tür ciddi kas hastalığı var; 1)SCLERODERMA; Kas,eklem ve deri sistemini kapsıyor. Derinin sertleşmesine ve altındaki dokulara yapışmasına yol açan kronik deri hastalığı. Ateş, solunum güçlüğü, endokardit, miyokardit, perikardit, sindirim sistemi bozuklukları ve ağır böbrek yetmezliği hastalığın ileri safhalarında ortaya çıkıyor. Hareket özgürlüğünü kısıtladığı gibi bağışıklık sisteminide bozarak vücüdü diğer hastalıklara da açık hale getiriyor. 2)ALS (Amyothropic Lateral Sclerosis); Ender görülen ve tedavisi olmayan bir hastalık. Omurilik sinirlerini ve beynin istemli hareket fonksiyonları üreten bazı kısımlarını etkiler. Hızla hücreler bozulmaya başlar, kaslar dumura uğrar ve felce sebep olur. Vücutta hareket yitimi görülmesine rağmen zihin etkilenmez. Hastalık ileri safhalarında solunum yolları sıkışmasına yol açarak boğulma yada pnömani sonucu ölüme neden olabilir. Kronik depresyon çok ağır seyrettiği için hastalara sık sık morfin verilir. Dünya bu hastalığı, ünlü İngiliz Astro-Fizikçi STEPHEN HAWKİNG’le çok yakından tanıdı. Bu iki hastalıkta da Mars’ın, Satürn başta olmak üzere Merkür, Uranüs ve Pluto’yla yaptığı zorlu açılar çok önemli rol oynuyor.Oğlak Burcu dereceleri ve Satürn konusunu işlerken Stephen Hawking’in doğum haritasını örnek alarak bu hastalıkları daha ayrıntılı inceleyeceğiz. -Kan (Akyuvarlar; Antijenlere karşı antikor üreterek vücudu korur. Hemoglobin; anamaddesi olan “DEMİR”, Mars’ın yönettiği metaldir. Fibrinojen; Kanda erimiş halde bulunan ve trombin tesiriyle fibrin şeklini alarak pıhtılaşmayı sağlayan protein. Kanla ilgili olarak, Kansızlık, pıhtılaşma problemleri (en önemlisi “Hemofili”dir) yada kan dolaşım bozuklukları görülebilir. -Vücut ısısı; Ateş (özellikle cinsel ateş) -Tahrip edici ateşli ve iltihaplı hastalıklar; Kızıl, Ateşli romatizma, Sarı humma, Beyin iltihabı, Sinüzit -Kızıllık, İsilik, Lekeler, Kabarcıklar, Çıbanlar. BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI: Saldırganlık Tecavüz Yorgunluk, bitkinlik, tükenmişlik Delilik (cinnet) Kin, nefret, düşmanlık Sabırsızlık, acelecilik Ben-merkezcilik Çocukca davranışlar (Büyümeyi reddetme, deneme- yanılma yoluyla öğrenme, tecrübelerden ders almama) Hastalıkların oluşumunu natal ve transit açılar, evler, elementler bazında ayrıntılı bir şekilde ayrı bir bölümde inceleyeceğimiz için şimdilik önemli bulduğumuzdan her burcu karşısındaki burçla birlikte değerlendirebileceğimiz akslar üzerinde durmak istiyoruz; KOÇ/TERAZİ EKSENİ Derece Anatomik bölge Patolojik etki 0-1 Kafatası Organ kesimi 2-3 Kafatası Astım,Kramp 4 Alın Kas gerginliği(tansiyon), Kazalar 5 Alın Kesmeler 6 Alın Çürükler, Ezikler, Tırmıklar, Haşere ısırması ve böcek sokması. 7 Dişler Adenoids (Çocuklarda burun arkasındaki lenfatik bez dokularının aşırı şekilde büyüyüp şişmesi (Burun ahtopotu) 8 Burun Çürük, Ezik ve Yanıklar 9 Burun Yanıklar, Haşere ısırması ve Böcek sokması. 10 Burun Yüksek ateş,Yanıklar 11-12 Burun Difteri 13 Gözler Gıda zehirlenmesi, Alkolizm 14 Gözler Katarakt, Aşırı yeme 15 Göz altı 17-18 Yanaklar, Kulaklar İntihar, Astım 19-21 Mesane (İdrar kesesi) Mesane problemleri 22-24 Mesane Tüberküloz 25-26 Ağız Akut iltihabi durum, Çıbanlar 27-28 Çene Apseler 29-30 Boyun başlangıcı İnme, Felç Son olarak Mars la ilgili Dr.Ender Saraç’ın “Tıb ve Astroloji” adlı seminerinden çok ilginç bir saptamayı aktarmak istiyorum; “Dr.Nörolog Tommy Neider (Harvard MİT’den ihtisaslı) yaptığı çok ilginç bir tıbbi araştırmada Astrolojideki gezegenlerin her birinin insan beyninde çekirdek adı verilen bazı merkezlerde etkili olduğunu buluyor. Beyindeki çekirdeklerin birbirine olan oranları ve dizilimleri aynı güneş sistemindeki gezegenlerin birbirine olan oranları ve dizilimleriyle tamamen eş değerde olduğunu saptıyor. Yani her gezegenin beyinde karşılığı olan bir çekirdek var. Beyin tamamen homojen bir yapıda değil. Gri ve Beyaz cevherleri var. Ve bunların arasında sadece bir tane kırmızı renkli bir çekirdek mevcut; “NUCLEUS RUBRUM” Dr.Tommy Neider, beyindeki bu tek kırmızı renkli çekirdeğin, gökyüzündeki tek kırmızı renkli olan “MARS” gezegenine karşılık geldiğini keşfediyor. Deneysel olarak beyindeki bu merkeze elektrik uyaranı verildiğinde öfkelenme, sinirlenme, denge kaybı, düşme veya kazalar meydana geliyor. Astrolojik olarak Mars uyarıldığında aynı etkiler sözkonusu. Yani Makrokozmos aynı şekliyle mikrokozmos olarak insan beyninde mevcut.”
. Oradan Bakınca ![]() Görmediğin, hiçbir$eyin, pe$ine dü$me... uz@k dur benden... ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Organik Moderator
![]() Üye No : 13099
Mesajlar : 10,628
Üyelik Tarihi : 10.04.2006
Bulunduğu Yer : 35 1/2... daha ne olsun...;)
Tecrübe Puanı : 4984
Karizma Puanı : 444958
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
BOĞA Batılı gözleri doğuya çevirten Lüblanlı şair ve düşünür HALİL CİBRAN’ın bu anlamlı deyişiyle sağlık yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Zodyağın ikinci burcu BOĞA ve yönetici gezegeni VENÜS‘ü tanımaya çalışacağız bu bölümde.“BEDENİNİZ, RUHUNUZUN ÇALGISIDIR. ONDAN TATLI NAĞMELER YA DA BOZUK SESLER ÇIKARTABİLMEK SİZE KALMIŞ BİR İŞTİR.” BOĞA BURCU DERECELERİ : 1.Tharot,gullet: Boğaz, Gırtlak 2. Plate: Damak 3. Pharynx-oral part:Yutak (Farenks) - Ağız bölümü 4. Uvula Küçük dil 5. Pharyngeal cavity: Yutak boşluğu 6. Larynx: Gırtlak (Larenks) 7. Vocal cords: Gırtlağın içindeki iki plikanın adı, Ses şeritleri. 8. Cervicial nerves:Omuriliğin boyun bölümünden çıkan spinal sinirler (sekiz çift) 9. Jugular veins: Boyun damarları (Boyunda kanı kafadan tekrar kalbe götüren büyük ven ”Vena Jugularis” 10. Cervical veins (Alcoholism): Boyuna ait toplardamarlar, Alkolizm 11. Cervical and brachial plexi (Nerves debility): Boyun ve kol sinirağı, Sinir zayıflığı 12. Cervical and brachial plexi: Boyun ve kol sinirağı 13. Cervical and brachial plexi: Boyun ve kol sinirağı 14. True vocal cords: Ana ses telleri 15. Epiglottis: Dilin arkasında yer alan yaprak şeklindeki kıkırdak oluşum, gırtlak kapağı (Epiglotis) 16. Carotid arteries (Abscess): Şah damar (Karotis), Apseler. 17. Thyroid gland and tonsils:Gırtlağın önünde bulunan iç salgı bezi; Tiroid bezi, Bademcikler 18. Lymph vessels (Hair): Lenf (Akkan) damarları, Saç 19. Maxillary artery: Üst çeneye ait damarlar 20. Occiput (Goitre): Artkafa (Oksiput), Guatr 21. Arteries of nasal cavity: Burun boşluğuna ait arterler (damarlar) 22. Tongue muscles: Dil kasları 23. Teeth (Rheumatism): Dişler, Romatizma 24. Upper jaw: Üst çene 25. Lower jaw (Alcoholism, Adenoids, Suicide): Alt çene, Alkolizm, Bez karekteri taşıyan dokular -Burun ahtopotu, İntihar. 26. Nasal bone: Burun kemiği 27. Atlas: Atlas (Birinci boyun omuru) 28. Deltoid muscle and main neck muscles:Deltamsı kas ve ana boyun kasları 29. Deltoid muscle and main neck muscles (Eyesight): Deltamsı kas ve ana boyun kasları, Görme duyusu 30. Trapezius muscle: Trapez (Yamuk) kaslar VENÜS Boğa ve Teraziburçlarının yönetici gezegenidir. Feminen ve pasif bir enerjidir. Neptün gezegeninin bir oktav küçüğüdür. Etkileri Neptün’e benzer fakat daha düşük derecededir. Venüs’ün sağlık astrolojisindeki en temel anlamı ahenk, uyum ve dengedir. Astronomik anlamda ise o dünyamıza en yakın konumda yer alan bir iç gezegendir ve ne ilginçtir ki vücudumuzdada "HOMOESTATİS” adı verilen iç dengeyi sağlar. Dolayısıyla "Beynin Beyni" olarak adlandırılan ve işlevlerin düzenlenmesinde bedenin ana kumanda masası konumunda bulunan "HİPOTALAMUS” u yönetir. Venüs’ün olumsuz kullanımı aşırılıklar olarak göze çarpar. Ahenk ahenksizliğe, uyum uyumsuzluğa, denge dengesizliğe dönüşür. Huzur ve sakinlik ise yerini gevşeklik ve tembelliğe bırakır. Venüs’ün Boğa burcundaki en temel özellikleri; sağlamlık, dayanıklılık, yaşam severlik, sevecenlik, yapıcılık, azim ve istikrardır. Tabii bu sadece madalyonun ön yüzüdür.. Arka yüzünde ise sabit, inatçı, tembel, hedonist ve materyalist taraf ağır basar. Venüs’ünTerazi burcundaki yansımalarını ilgili bölümde ele alacağız. BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLARI : -Hipotalamus; (Beden sıcaklığı, açlık, susuzluk, kan şekeri düzeyi, uyku ve uyanıklık halleri, heyecan kontrolü, öfke ve mutluluk, salgı sisteminin kontrolü, eşeysel olgunlaşmanın kontrolü gibi düzenleyici görevler) -Kadın sex hormonlar; 1.Östrojenler: Dişi eşey karekterlerinin gelişmesini uyarır ve devamını sağlar. Döl yatağının ve süt bezlerinin gelişmesini etkiler. 2.Progesteron: Menstruasyonun düzenlenmesinde Östrojen ile birlikte etkilidir.) Venüs’ünMars’la sert açılarında bol seks hormonu salgılanması nedeniyle aşırı seks isteği, Pluto ile sert açılarında aşırı ifrazat neneniyle zorlayıcı, şiddetli, takıntılı seks düşkünlüğü, Uranüs ile sert açılarında seks ritim bozukluğu görülebilir.Satürn ise hormon salgı bozukluğuna yol açabileceğinden duygusal felç ve cinsel soğukluğa (Frijidite) neden olabilir. Neptün isesalgı bezinin çalışmasını zayıflatacağından seks organlarının güçsüzlüğüne sebebiyet verebilir. -Yumurtalıklar ve yumurtacık; Ovaryum (O): Karın boşluğunun iki tarafında yer alır./ Venüs bu 3.maddede yer alan konuları Ay ile birlikte ortaklaşa yönetir. Venüs’ün birliktelik, uyumlu ilişkiler prensibini hiç bir zaman göz ardı etmemeliyiz. Genç kızlıktan olgun kadınlığa geçişte Venüs çok önemli rol oynar. Bunun şifresi; Venüs ="Genç Kız”,Ay ="Olgun kadın, Anne” şeklinde de açıklanabilir. Venüs’ün Ay ile yaptığı sert açılar adet öncesi sendromu, (özellikle vücut sıvıları dengesini bozacağından aşırı su tutulmasına, göğüslerde şişkinlik, vajinal akıntı ve cerahatli kabarcıklar) adet bozuklukları ve gebe kalma problemleri getirebilir. Pluto’nun sert açıları varsa adet kanaması ve yumurtlama bozukluklarına, Satürn‘ün zorlayıcı açıları ise kısırlığa yol açabilir. -Tiroid (Kalkan) Bezi; (İyod ve tirozin’den Tiroksin(T4) ve Tri-iodo-tronin (T3) yaparak kana tiroid hormonu salgılayan önemli bir iç salgı bezidir. Tiroidin az çalışması Hipotiroidizm'e, fazla çalışması da Hipertiroidizm’e yol açar. Eğer fazla çalışıyorsa T3 ve T4 hormonlarını çok miktarda üretip kana saldığı için Toksit guatr ya da zehirli guatr adı verilen önemli bir çalışma bozukluğu ortaya çıkar. Bir de tiroid bezinin mikrop tarafından iltihaplanması ağrılı "subakut tiroidit" e yol açar. Seyrek görülür. Guatr hastalığında Satürn-Venüs sert açıları büyük bir risk taşır, ayrıca Pluto ve Neptün’ün sert açıları da tiroid kanserlerine veya zehirli guatr’a sebebiyet verebilir. Tiroid bezinin yönetiminde Merkür de söz sahibidir. Hatta Merkür’ün daha etkili olduğu, Venüs’ün ise 1.derecede "Paratiroid" bezini yönettiği söylenmektedir. Paratiroid bezi Tiroid bezinin içinde dört küçük bezdir. "Parathormon" salgılar. Bu hormon kalsiyum ve fosfor metabolizmasını düzenler. Az salgılanırsa "Tetani" hastalığı meydana gelir. "Ostetit" Kemik iltihabı da görülür. -Toplardamar sistemi; Venous System adı altında toplanır / Mars’la sert açılarında Flebit (Toplardamar iç zarı iltihabı) -Tromboflebit (Toplardamarın pıhtılı iltihabı) Jüpiter’le sert açılarında Konjestiyon (kan basımı, hücumu) görülebilir. -Boğaz yolu hastalıkları; (Bademcikler, Ses telleri) -Böbrek hastalıkları; (Terazi burcuyla ilgili olduğundan sözkonusu bölümde incelenecektir. -İdrar yolları (Terazi burcuyla ilgili) -Şişmanlık (Venüs’ün Jüpiter'le uyumsuzluğu kadın seks hormonlarında aşırı ifrazata yol açtığı için hormon bozukluğundan kaynaklanan şişmanlık görülebilir.) -Şişler, Tümörler ve Kistler; (Jüpiter, Ay, Neptün ve Pluto uyumsuz açılarının etkili olduğu düşünülmektedir.) -Diabetes; Şeker hastalığı; 2 türü vardır; 1-Şekersiz diyabet (Diabetes insipidus). Nedeni; Hipofiz bezinin arka kısmınca salgılanan Vazopressin hormonu (antidiüretik hormonun) yetmezliğidir. 2-Şekerli Diyabet (Diabetes mellitus). Nedeni Pankreas tarafından salgılanan "insulin hormonu" azlığıdır. 2 tür şeker koması görülür; 1-Hipoglisemik koma;düşük kan şekeri düzeyi komasıdır. 2- Şeker koması;nedeni kanda artmış bulunan şeker düzeyi ve ketonların varlığıdır. Şeker hastalığında Venüs’ün, Jüpiter, Ay, Merkür ve Mars’la olan uyumsuz açılarının rol oynadığı düşünülmektedir. -Zührevi hastalıklar; (Başlıca viral enfeksiyonlar; Bel Soğukluğu (Gonore), Frengi (Sifilis), Şankroid (Chankroid)ve günümüzün en amansız hastalığı olan AIDS (Aquired Immuno Deficiency Syndrom)dur. Başlangıçta bu hastalık yanlızca eşcinsellere özgü olarak değerlendirilmişse de (Gay Men’s Crisis) daha sonra bu tabloya ilaç ve uyuşturucu bağımlıları da eklenmiş, fakat asıl dikkatleri üzerine toplaması, çok eşli cinselliği olan kadınlar, hem kadınla hem de erkekle ilişki kuran (biseksüel) erkekler ve daha sonra AIDS virüsü bulaşmış kadınların doğurdukları bebeklere geçtiği farkedilince olmuştur. AIDS virusu vücudun bağışıklık sistemini bozup, tümüyle yok olmasına yol açarak insanları bulaşıcı hastalıklara kolay yakalanır hale getirir.. Yani AIDS Virüsü (HIV) vucudun hastalıklarla savaşabilme yeteneğini yok eder ve ölüm kaçınılmaz olur.. AIDS insandan insana 4 yolla bulaşır; 1-Cinsel ilişkiler; (anal, vajinal ve oral yoldan olur. En yüksek bulaşma riskini %95 oranında anüs yoluyla yapılan cinsel ilişki taşır.) 2-Damar iğneleri; özellikle steril olmayan ve ortak kullanılan enjektörlerden HIV bulaşır. 3-Kan ürünleri; özellikle az gelişmiş ülkelerde denetimsiz kan nakli yapılmasından kaynaklanır. 4-Anneden çocuğa geçme; AIDS virüsü gebeliğin erken döneminde plesanta yoluyla bebeğe geçmektedir. Bazı bulaşmalar da doğum sırasında ya da doğumdan sonra memeden süt yoluyla olmaktadır. AIDS ile ilgili komplikasyonlar; lenf bezlerinin şişmesi, kaşıntı, kızarma, ateş, ishal, kilo kaybı ve trombosit azalması. Daha sonra bağışıklık sisteminin zayıflaması, zatürre,ağız, boğaz iltihaplanması gibi fırsatçı enfeksiyonların ve tümörlerin gelişmesine neden olur. ELİSA (HIV antikor testi)hastalığın tespit edilmesinde kullanılır. Zührevi hastalıklarda Pluto, Uranüs ve Neptün gibi jenerasyon gezegenlerinin yanısıra Güneş de çok önemli rol oynamaktadır. Güneş sağlam bünye ve bağışıklık sistemini temsil ettiğinden bir doğum haritasında zayıf konumdaysa ve sert açılarla darbe almışsa bağışıklık sistemini risklere açık hale getirir. BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI : Denge, Ahenk ve Uyum (Sert açılarda tam tersi özellikler hakim olur.) Güzellik, Estetik Birliktelik Etkilenebilirlik Şehvet Cazibe Zerafet, Kibarlık Gevşeklik,Tembellik Duyumsamazlık (Aşırı vakalarda "Letarji"görülebilir; Bilinç uyuşukluğunun eşlik ettiği hareketsizlik hali, Kişide çevre ve uyarılara karşı his ve ilginin tamamen kayboluşu ile belirgin uyuşukluk ve hareketsizlik hali.) İştah Aşırılıklar (Yeme, İçme, Eğlenme,Seks) Neptün’ün sert açılarında aşk ve seks hayatında karışıklıklar, Uyuşturucu kullanımı, Kronik Alkolizm veya Eşcinsellik görülebilir. BOĞA / AKREP EKSENİ Derece Anatomik bölge Patolojik etki: 0-3 Boyun başlangıcı Epilepsi (Sara) 4-7 Dokunma duyusu Bulaşıcı hastalıklar, Lenf bezlerininbüyümesi- Burun ahtopotu 8 Göz çukuru Alkolizm, Sağırlık 9-11 Mukoza ve Gözler Katarak, Soğuk algınlığı, Nezle, Astım 12-13 Adem Elması Akut romatizmal ateşle (Gırtlak çıkıntısı) ilgili kore (Vücudu titreten ve sıçratan bir sinirhastalığı), Anormal beyin stimülasyonsonucu adelelerin istemsiz kasılmaları. 14 Sirkülasyon Sistemi Anormal doku artımı sonucu oluşantümöral kitle (neoplazma) 15 Boyun bitişi Difteri 16-19 Omuzların başlangıcı Renk körlüğü, kramp, apandisit, tumor 20-24 Bronşlar Bronşit, Anormal doğumlar, ezicidarbeler sonucu oluşan zedelenmeler,çıkıklar. 25-28 Köprücük kemiği Kırıklar, Ateşli Romatizma, Alkolizm 29 Omuzların bitişi 30 Kolların başlangıcı Mitolojide "Aşk ve Güzellik" tanrıçası olan Venüs aynı zamanda "Işık İlahesi" olarak da kabul görmüştür. O savaş tanrısı Mars gibi mızrağını kapıp savaş çığlıkları atmaz. Onun en güçlü silahı göz kamaştıran ışığıdır. Buna bir anlamda Pasif çekim de diyebiliriz (Tıpkı Işıkla Pervanenin aşkı gibi; Pervane ışığın etrafında yana yana ölümüne dolanır.) Venüs dişi ve alıcı bir enerji olması nedeniyle temas ettiği burç ve planetlerin yapısından oldukça etkilenir. Onun yalın hali bir "Mona Lisa" portresi kadar güzel ve masum olabilir. Ama diğer gezegenlerle ağır etkileşimi varsa farklı tonlarda yansır, bu nedenle doğum haritasında bulunduğu ev, burç ve açılar bize onunla ilgili ipuçları verir. Venüs Satürn ile uyumsuz açılar yapıyorsa ve Satürn 8.evde yer alıyorsa Venüs gene güzelliğini ve cazibesini tamamiyle yitirmez, ama cinselliği buzlarla kaplı olduğu için soğuk, donuk, vakur ve ulaşılmaz bir "Yunan heykeli"gibi çıkabilir karşımıza. Diğer bir uçtaki örnek ise Venüs’ün Pluto'yla olan uyumsuz açıları ve de bir doğum haritasında bol miktarda bulunan Akrep temasıdır. O zaman da Venüs bir "Femme Fatale" olarak çıkabilir karşımıza. Kadının "Lilith" tarafına saplanıp kaldığı için "Dişi Şeytan” rolünde öldüren cazibesini kullanabilir ve Venüs’ün parlak beyaz büyüsü bir anda kara büyüye dönüşebilir. Halil Cibran’la başladık onunla bitirelim, zira iyi ve kötünün tanımını okadar güzel yapmış ki sizlerle paylaşmamak haksızlık olur. "İÇİNİZDEKİ 'İYİ'DEN SÖZ EDEBİLİRİM, AMA 'KÖTÜ'DEN EDEMEM, ÇÜNKÜ 'KÖTÜ' KENDİ AÇLIĞI VE SUSUZLUĞU NEDENİYLE İŞKENCE ÇEKEN 'İYİ'DEN BAŞKA NEDİR Kİ? GERÇEKTEN DE, 'İYİ' ACIKTIMI EN KARANLIK MAĞARALARDA BİLE YİYECEĞİNİ ARAR VE SUSADIMI DA EN PİS SULARI BİLE İÇER"
. Oradan Bakınca ![]() Görmediğin, hiçbir$eyin, pe$ine dü$me... uz@k dur benden... ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Organik Moderator
![]() Üye No : 13099
Mesajlar : 10,628
Üyelik Tarihi : 10.04.2006
Bulunduğu Yer : 35 1/2... daha ne olsun...;)
Tecrübe Puanı : 4984
Karizma Puanı : 444958
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
İKİZLER ![]() "OLMAYA DEVLET C İHANDA BİR NEFES SIHHAT GİBİ” Kanuni Sultan Süleyman'nın bu anlamlı sözü, gerçek mutluluğun"SAHİP OLMAK” değil sadece "OLMAK" olduğunu doğrular gibi. Doğarken emanet aldığımız nefesi ölürken teslim ederiz. Yaşarken ise pek kıymetini bilmeyiz. Bu öylesine doğal işleyen bir süreçtir ki çok ciddi bir sorun yaşamadıkça nefes alıp vermenin ne kadar büyük bir nimet olduğunun farkına bile varmayız. Bir orkestra şefi gibi solunum ve sinir sistemimizi idare eden Merkür gezegeni ve yönettiği İkizler burcunu tanıdıkça bu gerçeğe daha yakından tanık olacağız. İKİZLER BURCU DERECELERİ: 1. Trachea: Soluk borusu (Trakea) 2. Oesphagus: Yemek borusu 3. Upper right pulmonary lobe (Appendicitis): Sağ üst akciğer lobu,Kör bağırsak iltihabı (Apandisit) 4. Lower right pulmonary lobe: Sağ alt akciğer lobu 5. Upper left pulmonary lobe: Sol üst akciğer lobu 6. Lower left pulmonary lobe (Morbid fears, pneumonia):Sol alt akciğer lobu, Hastalanma korkusu, Zatürre (Pnömani) 7. Apex of lungs (Heart): Akciğerlerin uç kısmı, Kalp 8. Bronchi (Eyesight): Soluk borusunun alt tarafta ikiye ayrılması ile oluşan iki adet tüp şeklinde oluşum, Görme duyusu (Sadece Gözbebeği) 9. Pulmonary arteries (Rheumatic fever): Akciğer arterleri, Ateşli romatizma 10. Hilum of lungs (Enteric fever): Akciğer hilusu (Akciğerlerden damar, sinir ve akıtıcı kanalların çıktığı yerler), Bağırsak humması (Tifo) 11. Thymus gland: Timus bezi (Soluk borusunun önünde yer alır, büyüme ve antikor yapımıyla ilgilidir. Bu bez çocukların iskeletinde Ca tuzlarının birikmesini ve kemiklerin gelişmesini sağlar.) 12. Tracheal mucosa: Soluk borusu mukozası. 13. Pulmonary veins (Rheumatic fever): Akciğer toplar damarları, Ateşli romatizma. 14. Clavicle (Collarbone): Köprücük kemiği 15. Scapulae (Shoulder Blade): Kürek kemiği 16. Pleura: Göğüs zarı (Plevra) 17. First rib: Birinci kaburga 18. Second rib (Chronic glomerulonephritis, asthma): İkinci kaburga, Kronik böbrek glomerül iltihabı, Astım. 19. Laryngeal muscles: Gırtlak kasları 20. Third rib: Üçüncü kaburga 21. Arm muscles (Enteric fever): Kol kasları, Tifo 22. Upper arm (Appendicitis, Insanity): Üst kol, Apandisit, Delilik (Cinnet) 23. Head of the humerus (Spine):Kol kemiği başı (Dirsekten omuza kadar olan kemik - Pazı kemiği), Omurga 24. Olecranon: Dirsek çıkıntısı (Olekran) 25. Radius (Nervous debility): Ön kol kemiği (Döner kemik -Radyus), Sinir zayıflığı 26. Wrist bones (Suicide): Bilek kemikleri, İntihar 27. Fingers: Parmaklar 28. Metacarpal bones (Tuberculosis): Tarak kemikleri (Metakarpa), Tüberküloz. 29. Fourt rib: Dördüncü kaburga 30. Fifth rib: Beşinci kaburga Merkürİkizler ve Başak burçlarının yönetici gezegenidir. Uranüs’ün bir oktav küçüğüdür. Etkileri Uranüs’e benzer fakat daha düşük derecededir. Merkür Güneş’e en yakın gezegen olması nedeniyle sistem içinde kilit rol oynar. Güneş'in komutlarını diğer gezegenlere ilettiği gibi, diğer gezegenlerden topladığı bilgiyi de Güneş'e iletir. Tartışmasız bir elçidir. Bilgi alışverişini çok hızlı bir şekilde yapar. Aslında o "nötr" bir gezegendir. Fakat madeni "civa" gibi bulunduğu kabın şeklini aldığı için "tarafsızlık” ilkesini koruması oldukça güçtür. Eğer Güneş'le olan kavuşumu 30 dakikadan azsa "Cazimi" (gezegenin kendine özgü bir kimliği olmaması), 30 dakika ile 3 derece arasındaysa "Combust/Yanık" (gezegenin Güneş'ten bağımsız davranamaması) diye adlandırılır ve bir casus gibi Güneş'in hesabına çalışabilir. Diğer gezegenlerle olan açıları uyumsuz ise o zaman da bilgiyi çarpıtarak merkezi yanıltması olasıdır. İki türlü de oynayabilir. Tıpkı bir Bukalemun gibi renkten renge girerek sistemin işleyişini alt-üst edebilir. Bir önemli faktör de Merkür’ün açısız kalması ya da en azından majör açı desteğinden yoksun olmasıdır. Bu durumda iletişim hattı kesintiye uğrayabileceği gibi kopma riski de taşır. BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLARI: Sinir Sistemi: İnsanda sinir sistemi 2 ye ayrılır; 1-Merkezi Sinir Sistemi; a)Beyin, b)Omurilik. 2-Çevresel Sinir Sistemi; a)Somotik Sinir sistemi, b)Otonom sinir sistemi. O da kendi içinde 2 ye ayrılır; a)Sempatik sinir sistemi b)Para Sempatik sinir sistemi. Merkür hem merkezi hem de periferik (çevresel) sinir sistemi hakkında söz sahibidir. Çünkü hem beynin emirlerini bedenin her köşesine taşır (Efferent nöron) hem de bedenin duyumlarını beyne taşır(Afferent nöron). Beyinle diğer organlar arasında sinir bağı kurarak iletişimde bulunur. Bu nedenle her hastalıkta Merkür’ün parmak izine rastlamak mümkündür. Eğer iyi konumda ise ve uyumlu açılara sahipse hastalıklara maruz kalsak bile kolayca atlatabiliriz. Fakat kötü konumlanmışsa ve sert açılara sahipse hastalıklarla başa çıkmakta zorlanabiliriz. Merkür’ün sebep olduğu belli başlı sinirsel rahatsızlıklar; Nevrasteni(Heyecandan doğan sinir zayıflığı), Nevralji (Hissi sinirlerin ağrısı), Frenit (Çılgınlık,Bilinç kaybı) dır. Merkür’ün Güneş’le olan ilişkisi bir erkeğin ergenlik çağını,Ay'la olan ilişkisi de kadının ergenlik çağını anlatır. Eğer Merkür’ün Ay ile sert etkileşimi varsa bellek bozukluğu görülebilir. Ayrıca zihinsel ve duygusal idareyi altüst ederek, üzüntü ve kaygının hakim olmasına yol açabilir. Venüs ileolan sert açılarında iç salgı bezlerinin ve toplardamar sisteminin sinir bağlarında tahribat yapabilir. Mars’la olan sert açılarda sinir dokularının iltihabı ya da tümörü, aşırı hassaslık ve titizlik, kasların spazmlı kasılması, seyirmesi ve refleks bozuklukları görülebilir. Uranüs’le olan sert açılarda paraliz, felç, delilik, Neptün’le olan sert açılarda sinir zayıflığı ya da sinir felci, mantık dışı korku, his ve imgeleme noksanlığı. Pluto ile olan sert açılarda ise çok daha ağır tahribat söz konusudur. Deşifre eden, keşfeden keskin zeka olumlu yöne kanalize edilemezse tüm sinir sistemini ve metabolizmayı çökertebilir. Solunum Sistemi: Bu sistem; Burun boşluğu, Gırtlak, Soluk borusu ve Akciğerlerden oluşur. En çok görülen hastalıklar; Verem,Astım, Boğmaca, Saman nezlesi ve Öksürük tür. Seyrek olarak da "VURGUN"(Caisson);dur. İnsanlar yüksek hava basıncının etkisinde kaldıklarında, havanın içindeki başlıca gazlardan olan oksijen ve azot (nitrojen), artmış miktarlarda kanda ve doku sıvıları içinde erir. Basınç çok çabuk alçaltılırsa, bu gazlar eriyik halinden açığa çıkıp, kan ve doku sıvıları içinde kabarcıklar oluştururlar. Bunlardan oksijen hemen kullanılır. Fakat kimyasal aktivitesi az olan azot gazı kabarcıkları ise, bu sıvılarda saatlerce kalır ve kılcal damarları tıkar. Felç ya da ölüme neden olur. Tiroid bezi: Merkür aynı zamanda insanın çocukluk evresinde, özellikle büyümesinde etkilidir. Bu bezin salgıladığı "Tiroksin" hormonu da hücrelerin bazal metabolizma faaliyetlerinde kullandıkları oksijen miktarını ayarlar. Fazla salgılanırsa metabolizma hızlanır, az salgılanırsa metabolizma yavaşlar. Gelişme devresinde az salgılanması "Kretenizm cüceliği”, ergenlik döneminde az salgılanması "miksodem" denilen bozukluğa yol açar. Konuşma ve işitme yeteneği sağlayan organlar: Bu organlarla ilgili en önemli hastalıklar; Sağırlık ve Dilsizliktir. Mutism;1)Konuşma yeteneğinin olmayışı, dilsizlik. 2)Bazı akıl hastalıklarında görülen hastanın konuşmamakta direnme göstermesi haldir. Afazi; Beyindeki ilgili alanların yıkımı sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybolmasıdır. Disleksi; Bir çeşit öğrenme bozukluğu olmasına rağmen çoğunlukla zeka geriliği ile karıştırılır. Böyle olmadığının en önemli kanıtı; Bilim adamı Albert Einstein ve Sanatçı Leonardo da Vinci dir. Disleksi’nin başlıca sebepleri; Doğum öncesi (Yetersiz beslenme, annenin geçirdiği enfeksiyonlar, ilaç kullanma) Doğum sırasında (uzun ve zor doğum, plesanta ve göbek kordonu anomalileri) Doğum sonrası (Doğumdan sonra nefes alana kadar geçen sürenin uzunluğu, erken yaşta ateşli hastalık, başa hızlı darbe ve kalıtsal sebepler. Genetik uzmanları 6 numaralı kromozomdaki bir genin disleksiye neden olabileceği üzerinde duruyorlar. Disleksinin en tipik belirtileri; harfleri ya da rakamları ters algılarlar, Okurken ya da yazarken kelimeleri atlarlar, Uzaklık derinlik algısında sorunlar yaşarlar (Bu nedenle eşyalara çarparlar, sık sık düşerler). Yön tayinleri çok zayıftır (Sağ ve sollarını karıştırırlar). Benzer sesleri söylerken zorlanırlar (örneğin soba yerine sopa, pasta yerine basta derler). Dalgın ve dikkatsiz olurlar, zor hecelerler, sembolleri karıştırırlar. Cümle kurmakta zorlandıkları için kendilerini ifade etmekte güçlük çekerler, önce, dün, bugün gibi kavramları karıştırırlar. Arkadaşlarıyla ilişkileri sorunludur, kendilerini yalnız hissederler. Değişikliklere uyum sağlayamazlar. Huzursuz olurlar. Normal eğitime değil özel eğitime ihtiyaç duyarlar. Disleksi probleminde Merkür’ün doğum haritasındaki yeri ve bağlantıları çok önemlidir. Bilhassa Satürn ve Ay bağlantısı. Ayrıca Neptün ve Balık teması da önemli rol oynar. Balık burcu derecelerini işlerken Einstein’nın doğum haritasında Disleksi’yi daha detaylı inceleyeceğiz. Bu bölümle ilgili bir önemli sorun da Kekemelik tir. Satürn sert açılarının etkili olduğu düşünülmektedir. Omuzlar, Eller, Parmaklar: İkizler burcu sembolüyle doğru orantılı bir şekilde çalışır. Bedende genellikle ikili organları temsil eder.(Akciğerler ve Gözbebekleri de bu katagoriye dahildir. Ayrıca cinsellikte de Biseksüellik verebilir.) Kaburgalar: Merkür aynı zamanda kısa yolculukları ve günlük trafiği de yönettiğinden meydana gelen kazalarda kaburga ezilme ve kırılmalarına meyil verir. Tansiyon:Kan basıncının en yüksek olduğu an, kalp kasılması (Sistolu), en düşük olduğu an ise kalp gevşemesi (Diastolu) zamanıdır. Sağlam bir genç erişkinde sistolik (en yüksek) basınç,120mm.Hg (civa) diastolik (en düşük) olanı ise 80 mm.Hg (civa) basıncına eşittir. Bu durum 120/80 basınç olarak belirtilir. Basınç ayarını yapan CİVA da Merkür’ün yönettiği metaldir. Bulaşıcı hastalıklar ve Parazitler: (Başak Burcu bölümünde anlatılacak) Mide, Karın, Bağırsak rahatsızlıkları: (Başak burcuyla ilgili) Kramplar, Paraliz ve Felç: Mars ve Uranüs sert açıları etkilidir. Burada önemli bir noktaya değinmekte yarar var; Burç ve Gezegenlerin hastalıklara olan etkisini anlatırken mecburen sinerji kullanıyoruz ama bir hastalık oluşumu için haritanın bütününü en ince ayrıntısına kadar incelemek gerekir. Belirlenen burç ve gezegen etkileri pek çok kişide bulunabilir ama herkeste hastalığa yol açmaz. Bu konuda gezegenlerin dereceleri, bulundukları burç ve ev pozisyonları kadar natal açılar, transit ve progres açılar da önemli rol oynar. Ayrıca bir Astroloğun görevi sadece bulgularını açıklamaktır. Teşhis koymak ve tedavi etmeye kalkmak onun görevi değildir. Bunu ancak tıp eğitimi almış bir hekim yapabilir. Eğer o hekimin astroloji bilgisi varsa kuşkusuz bu onun bilgi ve donanımına büyük zenginlik katar. Gazlar: (Oksijen, Nitrojen, Karbondioksit / Başak burcunda tekrar değinilecek) BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLAR: Kıvrak zeka, Hızlı kavrayış Sinirlilik, Huzursuzluk, Uykusuzluk Aşırı merak, Aşırı hareketlilik Entelektüellik, Hızlı iletişim Dikkat dağınıklığı, Kafa karışıklığı: Ay ve Neptün açıları dikkat çekicidir (Özellikle karşıt açı -180 derece). Maymun iştahlılık, Yüzeysellik Muzip ve Hazır cevap halleri Düzgün ve Akıcı konuşma: Bilhassa Mars'la uyumlu açıları. Mimikler, Tikler: Mars ve Uranüs sert açıları Ticaret yeteneği, Pazarlama ustalığı: Yazma yeteneği (Sözcüklerle ustaca oynama):Yaradılışına aykırı olarak konuşmayan bir İkizler Burcu görürseniz bu sizi hiç şaşırtmasın, konuşmuyorsa mutlaka yazıyordur. Sesli ya da sessiz sözcüklerle oynamaya bayılır. Dedikodu, Yalan, İftira, Hırsızlık: Merkür’ün İkizler burcuna negatif mirasıdır. Mitolojik öyküler Merkür’ün doğar doğmaz ilk yaptığı işin hırsızlık ve yalan söylemek olduğunu anlatırlar. Üstelik beşiğinde mışıl mışıl uyuyan masum bir bebek rolünde. El çabukluğu, Hüner, Kurnazlık: Merkür’ün negatif yöne kaymaya hazır tarafıdır. İkizlerin “çift” sembolünü hatırlarsak Pozitif ve Negatif uçlarda dolaşmasını anlayabiliriz. Fransız yazar Jacques A.Bertrand bakın onu nasıl tanımlamış; "İki tür ikizler vardır (bunun dışında da başka bir türyoktur):Castor tipi ve Pollux tipi. Castor beyin ticaretiyle uğraşır, Pollux ise ticaretle.Castor arzularının kölesidir, Pollux ise efendisi. Bu tür ayrıntılar astrolojiyle psikolojinin müsbet bilimler olduklarını kanıtlamaya yeter.”İKİZLER / YAY EKSENİ Derece Anatomik bölge Patolojik etki: 0-1 Üst Akciğer 3 Göz Siniri Göz kusurları, renk körlüğü. 4-7 Gözler Körlük Adenoid. 8-15 Dirsekler Menejit (Beyin zarı iltihabı), Tüberküloz, Sağırlık, Hayvan ısırıkları ve böcek sokmaları,Yolculukla ilgili kazalar ve hastalanmalar, Difteri. 16-18 Solunum Sistemi Solunum problemleri, Dilsizlik, Kabarcıklar, Yanıklar. 19 Konuşma yeteneği Kabarcıklar ve Yanıklar. 20-22 Bilekler 23-28 Alt Akciğer Boğmaca 29-30 Parmaklar İkizler Burcu ve Merkür’ün ifade ettiklerini biraz daha açmak için OKSİJEN PARADOKSU’na değinmekte yarar var. Atmosferik yaşam kaynağı olan oksijenin aynı zamanda dejenerasyonun, hastalıkların ve de ölümün kaynağı olduğunu biliyor musunuz? Hatta SERBEST RADİKAL MODEL’in altında yatan temel nedenin OKSİJEN den kaynaklandığını! Yaşam için bu kadar gerekli olan oksijen, aynı zamanda niçin bu kadar tahrip edicidir? Oksijenin iki yönlü doğası "oksijen paradoksu"olarak bilinmektedir. Bir taraftan oksijenin yaşam veren enerjiyi sağladığını görüyoruz (Beyindeki sinir hücreleri enerjisizliğe karşı son derece duyarlıdır ve birkaç dakikalık bir oksijensizlik sinir hücrelerinin ölümüne yol açabilir). Diğer taraftan oksijen son derece yakıcıdır. Yiyecekleri bozar, dağlardaki granitleri yer ve en ufak bir şans verildiğinde tutuşabilecek nitelikteki herşeyi yakıp kül eder. Metalleri paslandırması, binaları çürütmesi gibi fırsat verildiğinde bedenin moleküler yapılarını tahrip eder. Oksijen Hidrojenle bir araya gelip çeşitli kararsız ve ileri derecede reaktif serbest radikal modelleri oluşturduğunda en tahrip edici hale gelir. Diğer reaktif oksijen türlerinde (ROT) de aynı etki söz konusudur. Bu öldürücü formlarıyla oksijen hücrelerin DNA’sını, enzimlerini, proteinlerini ve zarlarını (bu hücumu vücudun savunma mekanizmaları tarafından kontrol altına alınmadığı sürece) sistematik bir biçimde tahrip eder. Oksijenin karanlık yüzüdür bu. Aslında en uç bakış açısından ele alınacak olursa, oksijen zehirli bir gazdır. Bir kişi 48 saat süreyle saf oksijen soluyacak olursa, akciğer dokularında meydana gelen tahribattan dolayı ölür. Dünya atmosferinde hayatta kalabilmemizi sağlayan, oksijen oranının azot sayesinde %20 ye düşürülmesi ve bu düşük düzeylerdeki oksijenin yıkıcı etkilerine karşı bedenin çeşitli mekanizmalar geliştirmiş olmasıdır. Bu yüzden oksijen kullanımımızda "Faustvari" bir pazarlık söz konusudur; öldürücü bir felaketin ekli olduğu yaşam-verici bir lütuf. Çünkü oksijen hem hayat verir hem de onu geri alır. Çağımız da "BİYOKİMYASAL KÖTÜ ÇOCUK” olarak nitelendirilen "SERBESTRADİKALLER’in baş rol oyuncusu oksijeninin Merkür’le bağlantısını kurarsak ve İkizler Burcu’nun Merküryen yapısını da buna eklersek paradoksu kavrayabilir onu yargılamadan günahı ve sevabıyla olduğu gibi kabullenebiliriz.
. Oradan Bakınca ![]() Görmediğin, hiçbir$eyin, pe$ine dü$me... uz@k dur benden... ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Organik Moderator
![]() Üye No : 13099
Mesajlar : 10,628
Üyelik Tarihi : 10.04.2006
Bulunduğu Yer : 35 1/2... daha ne olsun...;)
Tecrübe Puanı : 4984
Karizma Puanı : 444958
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
YENGEÇ ![]() “BİLİNÇALTINIZDAN AÇIĞA ÇIKARAMADIĞINIZ HERŞEY BİR GÜN KADERİNİZ OLARAK KARŞINIZA ÇIKAR” Çağdaş psikolojinin öncülerinden olan Carl Gustav Jung aynı zamanda psikolojik astrolojinin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuş bir p****yatristir. Ay ve Yengeç burcunu tanıma yolculuğumuzda, Jung bize rehberlik edecek. Gecenin sessiz ve serin karanlığında yol alırken aynı zamanda içimizin derinliklerine dalıp, kör ve hassas noktalarımıza da temas edeceğiz. Ruhumuzun karmaşalarının hem gücümüzün hem de güçsüzlüğümüzün kaynağı olduğunu söyleyen Freud’a da kulak vereceğiz. Bu eş zamanlı yolculuk insanla-evren arasındaki bağın kıl kadar ince ama çelik kadar sağlam olduğunu hissettirecek bize.YENGEÇ BURCU DERECELERİ: 1–Sixth rib:Altıncı kaburga 2–Seventh rib: Yedinci kaburga 3–Eighth rib (Eyesight): Sekizinci kaburga, Görme duyusu 4–Ninth rib:Dokuzuncu kaburga 5–Tenth to twelfth ribs: On dan Oniki ye kadar olan kaburgalar 6–Diaphragm:Diyafram (Göğüsle karın boşluğunu birbirinden ayıran kas bölme) 7–Thoracic cavity: Göğüs boşluğu 8–Oesophageal opening of diaphragm (Paralysis):Yemek borusunun diyaframa açılan kısmı, Paraliz (Felç) 9–Pylorus: Pilor (Midenin oniki parmak barsağa açıldığı delik, mide kapısı) 10-Fundus of stomach: Midenin dip bölümü 11-Gastric veins (Chronic glomerulonephritis): Mide damarları, Kronik glomerül iltihabı 12-Greater curvature of stomach:Büyük mide eğriliği 13-Lesser curvature of stomach: Küçük mide eğriliği 14-Stomach walls: Mide çeperleri. 15-Gastric nerves(Suicide): Mide sinirleri, İntihar 16-Pancreas: Pankreas 17-Duodenal opening of pancreatic duct: Pankreas kanalının oniki parmak barsağına açılan kısmı 18-Duodenal opening of pancreatic duct: Pankreas kanalının oniki barsağına açılan kısmı 19-Ampulla of bile duct:Safra kesesinin torbamsı genişlemiş kısmı 20-Superior pancreatico-duedenal artery:Pankreas ve duedonuma ait üst damar 21-İnferior pancreatico-duedenal artery: Pankreas ve duedonuma ait alt damar 22-Gastric mucosa: Mide mukozası (zarı) 23-Gastric blood vessels: Mide kan damarları 24-Blood vessels of digestive organs:Hazmettirici organlara ait kan damarları 25-Blood vessels of digestive organs: Hazmettirici organlara ait kan damarları 26-Mammary glands:Memeler 27-Nipples:Meme başları 28-Cartilage of ribs (Hair): Kaburga kıkırdakları, Saç 29-Spleen (Bronchitis): Dalak, Bronşit 30-Twelfth thoracic vertebra:Onikinci göğüs omuru Yengeç burcunun yönetici ışığı Ay, insan ruhunun aynası olduğundan psikolojik fonksiyonları üzerinde biraz fazla duracağız. Yolculuğumuz boyunca değerli hocam Barış İlhan’ın da bilgilerine sık sık başvuracağız. Şimdi onun konuyla ilgili makalesinden bir pasajla devam edelim. “Efsaneye göre başlangıçta Tanrıça kocasına çok kötü davranıp,bir takım ihtiyaçları için ondan yararlanıyormuş.Bundan sıkılan kocası olaya el koymuş Tanrıça’yı uzaklara sürerek kendisini Tanrı ilan etmiş ve kendisine eş olarak da uysal, her şeye boyun eğen bir kadın seçmiş.Yani bir bakıma kadın ikiye bölünmüş. Boyun eğen bölümü Tanrı’nın yanında, şirret bölümü de sürgündeymiş. Ancak bu bölünme ne Tanrı’ya ne de Tanrıça’ya mutluluk getirmemiş. Uzun süren bu mutsuzluktan sonra Tanrıça Tanrı’nın yanındaki yerini almak, kendisini bütünlemek amacıyla dönüş kararını vermiş. Ancak bu defa niyeti Tanrı’yı yenmek değil, onunla birlikte, birbirlerini bütünleyerek yaşamakmış.” Samanyolu Sistemimizde, Güneş ve Ay gezegen değil iki güçlü ışıktır. Güneş, sistemin merkezi, Ay ise dünyamızın uydusudur. Güneş, insan doğasının eril ve bilinçli yönünü, Ay ise dişi ve bilinçsiz yönünü temsil eder. Bunun yaşamımızdaki iz düşümü “Kafa”ve “Kalp” birlikteliğidir.Güneş aydınlığa hükmettiği için gündüzün kralı, Ay ise karanlığa hükmettiği için gecenin kraliçesidir. Bu nedenle Güneş (Solar özellikler) ile Ay (Lunar özellikler) dengede olduğu sürece yaşam dansımız uyumludur. Ay, insanın duygularını, içgüdülerini, bilinçaltını ve subjektif boyutunu temsil eder. Kadınlık ve Annelik gibi dişi prensiplere karşılık gelir. Doğada suları, insan anatomisinde de sıvı ve salgıları yönetir. Yaşamımızın doğal ritmini oluşturan Güneş ve Ay aynı zamanda içi dengelerimizi ayarlayan psiko-biyolojik saatimizin akreple yelkovanı gibidir. YENGEÇ/OĞLAK EKSENİ Derece Anatomik Bölge Patolojik etki 0 Gövde Bölümü Soğuk algınlığı, Üşüme, Titreme 1 “ “ Hazımsızlık, Katarakt, Grip 2 “ “ Kronik Romatizmal Şikayetler 3 “ “ 4 Kulaklar Sağırlık 5 “ " Adonoid, Felç 6 “ " 7 Böbrekler Adonoid 8 Kemikler Kemik Kırılmaları, Eklem İltihabı (Arterit) 9 Kalp Kalp Hastalıkları 10 “ " Yer çekimine bağlı olarak meydana gelen su toplaması (Cardiac Oedema) 13 Kalp 14 Kalp Katarakt 17 Kalp 18 Kalp Tümörümsü şişlikler, Kabarıklar. 19 Safra Kesesi Kabızlık, Safra Kesesi Taşları, Dilsizlik 20 “ “ Suda Boğulma, Tıkanma, Sufokasyon (Hava yollarının muhtelif sebeplerle kapanması, havasızlık nedeniyle boğulma) 24 Safra Kesesi 25 “ “ Solunum Problemleri 26-27 “ “ 28 “ “ İncik Zedelenmeleri 29 “ “ 30 Gövde sonu BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLAR: Limbik Sistem: Limbik alan, hipotalamus ve hipofiz bir araya gelerek “Limbik Sistemi” oluştururlar. Burası duygularımızın fizyolojik mekanıdır. Midemiz kazındığında, öfkelendiğimizde, sırılsıklam aşık olduğumuzda, ya da kederlendiğimizde limbik sistemin eline düşeriz. Limbik Sistem deneyimlediğimiz her şeyi metabolize eder, sürekli olarak bedenimizi yeniden yaratır. Bu sistem içinde amigdala ve neokorteks de önemli rol oynar. Sürüngenler gibi neokorteksi olmayan türlerde anne şefkati yoktur; yavrular yumurtadan çıktıklarında, yem olmamak için saklanmak durumundadır. Büyük bir soğukkanlılıkla vahşet uygulayan ve suçluluk hissetmeyen psikopatlara “omurgasız” denmesinin bir nedeni de bu sistemin büyük hasar görmesinden kaynaklanır. Ay’ın diğer planetlerle olan sert etkileşimlerini örnekleyecek olursak; Güneş'le olan sert açılarda beynimizin düşünen yanı ile hisseden yanını birbirine bağlayan devreler kesintiye uğrayabilir. Mars’la “Savaş ya da Kaç” tepkisi bizi sürekli teyakkuzda tutabilir. Uranüs, ayartıcı şimşeğiyle etik değerlerimizi yakıp, bizi baştan çıkarabilir. Neptün’le hiçbir şey hissedemeyecek kadar uyuşup “Kurban” rolünü oynayabiliriz. Satürn tüm ciddiyeti ve katılığıyla IQ da direnip, EQ reddedebilir. Pluto, bu sistemi kökünden sallayabilir. Tıbbın bile teşhis koymakta zorlandığı yeni psikosomatik bozukluklar icat edebilir. Sapık ve Katil sayısını arttırabilir. Hipofiz Bezi: Ara beynin ön tarafında,“Türk Eğeri” (SellaTurcica)denilen çukura yerleşmiş, hipotalamusun hemen altında ve ona küçük bir köprü ile bağlı bulunan tek bir endokrin bezdir. Bu bez vücudun çok uzak bölgelerini etkileyen çeşitli hormonlar salgılamaktadır. Ön ve Ara lobun salgıladığı hormonlar; Büyüme hormonu (Somatotropin-STH); Kemik ve kasların büyümesini sağlar. Protein sentezini artırır. Karbonhidrat ve yağ metabolizmasını etkiler. Fazla salgılanması ”Jigantizim”e, az salgılanması ”hipolizer cücelik”e sebep olur. Adrenokortikotrofik hormon(ACTH); Adrenal bezin korteksinin büyümesini ve steroid hormonların salgılanmasını uyarır.Tirotropin (TSH); Tiroid kamçılayıcı hormondur.Gonadotrop hormonlar;Sarı cisim yapıcı (LH), Follikül uyarıcı (FSH) hormonlar; Her ikiside cinsel hormon yapan bezlerin çalışmasını etkilerler.Prolaktin (LTH);Memelerin gelişmesini ve gebelik sonrası süt salgısını etkiler. Analık içgüdüsünün doğmasına neden olur. Bu hormonların salgılanması hipotalamus tarafından ayarlanır. Arka lop tarafından salgılanan hormonlar;Antidiüretik hormon (ADH); Bu hormonun diğer bir adı da Vasopressin dir. Asıl görevi böbrekle ilgilidir. İdrarla atılan su miktarını kontrol eder. ADH salgısı alkol etkisiyle azalır ve nikotin etkisiyle artar. Eksikliğinde diabetes insipipidus (şekersiz diyabet) ortaya çıkar.Oksitosin: Rahim kaslarının kasılmasını sağlar ve süt salgılanmasını uyarır. Hipotalamus: Hipofiz bezine biyokimyasal emirleri veren beynin merkezi düzenleme merciidir. Bedenimizde Homoestatis adı verilen iç dengeyi sağlar. Vücut Sıvıları ve Salgıları: Hücrelerdeki sıvı ve kan plazmasındaki elektrolit dengesi ayın safhalarıyla birlikte dalgalanır. Vücut hormonları da dalgalar ve gel-gitler halinde salgılanır. Sıvı dengesizliğinin sebep olduğu belli başlı rahatsızlıklar; Hidrosefali; Beyin de su toplaması ve Ödem;Vücutta su toplamasıdır. Sinovya(Eklem boşluklarında bulunan sıvı zarına ait iltihaplanma (Sinovit) de görülebilir. Memeler ve Süt salgısı, Ter bezleri ve ter salgısı da Ay’ın yönetimindedir. Dölyatağı ve Gebelik: Ay’ın, kadına özel çok anlamlı bir hediyesidir. İçinde “bir can” taşıdığını hissetmek hem müthiş keyif verici hem de muazzam sorumluluk yükleyici iki ucu keskin bir duygudur. Çünkü gebelik bir kadın için hem çok kutsal hem de çok riskli bir yaratıcılıktır. Bu safhada Venüs bayrağı Ay'a teslim eder.Ay'ın diğer planetlerle sert etkileşimi varsa kadınlık organları ile ilgili şikayetler, gebe kalma problemleri, düşük, zor doğum ve erken doğum gibi sorunlara yol açabilir. Pluto ile sert açılarda uterus’un ameliyatla çıkarılması görülebilir. Doğum ve Ameliyatlar: Ay fazlarının insan mizacı üzerindeki önemli etkilerinin yanı sıra doğum ve ameliyatlar konusundaki etkileri de deneylerle saptanmıştır. Doğumların çoğu dolunayın (Ay-Güneş karşıt/180 derece) hemen ardından, az bir bölümü de yeni ayda (Ay-Güneş kavuşum /0 derece) meydana gelir.Ameliyatlarda ise İlk dördün (Ay-Güneş 90 derece/kare açı) ve Son dördün (Ay-Güneş 90 derece) riskli zamandır. Dolunayda etki biraz daha zayıftır. Bir kısım problemler de Ay boşluktayken (Ay’ın açısız kalması) yaşanmaktadır. Ameliyatlar için en riskli zaman yeni aydan üç gün önceki zamandır. Bu “çürüyen ay”(Balsamic) dönemi olduğu için komplikasyon, ağır kanama ve acil müdahalelere yol açabilir. Adet dönemi (Menstrual Cycle): Kadınların 28 günlük adet çevrimi Ayın yaklaşık 28 günde tamamladığı sideral perioda eştir. Pankreas Bezi: İç ve dış salgı yapabilen karma bir bezdir. 2 çeşit hormon salgılar; 1)İnsülin; Langerhans adacıklarının Beta hücrelerinden salgılanır. Kan şekerini düşürür. 2)Glukagon; Langerhans adacıklarının alfa hücrelerinden salgılanır. Kan şekerini yükseltir. Bu bezle ilgili başlıca rahatsızlıklar; Diabets mellitus (Şekerli Diyabet), Hipoglisemi (Kandaki şeker miktarının azalması), Hiperglisemi (Kandaki şeker miktarının artması), Pankreas salgısının dengesizliği duygusal yaşantımızın da dengesizliğine yol açar. Sindirim sistemi: Ağızda başlayıp anüste biter.1)Ağız;Ağız boşluğu, dil, dişler ve tükürük bezleri (kulak altı-dil altı ve çene altı olmak üzere üç çifttir) yer alır.2)Özfagus (Yemek borusu); Görevi yutulan besinleri mideye iletmektir.3)Mide;Başlıca salgıları ve fonksiyonları; a)Mukus salgısı (Midenin iç yüzeyini kaplar ve koruyucu görevi yapar) b)HCL salgılanması (Pariyetal hücreler tarafından salgılanır. Pepsinojenin pepsine dönüştürülmesini sağlar, bakterileri önler) c)Enzim salgılanması (En önemli mide enzimi pepsindir. Diğerleri; lipaz, amilaz ve rennindir.) d)Hormon salgısı (Gastarin hormonu salgılar. Bu hormon HCL salınmasını ve enzim salgısını uyarır.)4)İnce Bağırsaklar; Başlıca enzimleri; Enterokinaz, Peptidazlar, Sükraz, Maltaz, Laktaz, Lipaz, Amilaz, Nükleazlar dır.5)Kalın Bağırsaklar; Besin artıklarının toplandığı yerdir. Su, mineral ve vitaminlerin büyük bir bölümü burada emilir.6)Kör bağırsak; Besinlerin sindirilmesinde doğrudan görevi yoktur. Karaciğer, Safra kesesi ve Pankreas sindirime yardımcı diğer organlardır. Asit-Alkalik dengesi, Enzimler ve Mayalanma (Fermantasyon) da Ay’ın kontrolündedir. Sindirim sistemiyle ilgili başlıca rahatsızlıklar; Gastirit, Ülser, Pankreatit (Pankreas iltihabı) dır. Lenf Sistemi: 3 kısımda incelenir;1)Lenf Sıvısı;Alyuvar taşımayan akkan sıvısıdır. İçinde akyuvarlar bulunur. 2)Lenf damarları;Lenf sisteminde atardamar yoktur, sadece toplardamarlardan oluşur. 3)Lenf düğümleri; Lenfosit yapımında görevlidirler. Dalak ve bademcikler en büyük lenf düğümlerindendir. Vücuda giren mikropların tutulduğu ve etkisiz hale getirildiği yerlerdir. Bu sistem vücudun savunmasında etkilidir. Doku sıvısı ile kan sıvısının dengede kalmasını sağlarlar. Bu sisteme ait başlıca rahatsızlıklar; Lenfanjit; Lenf damarı iltihabı, Lenfadenit; Lenf bezlerinin iltihabı, Lenfogranülomatoz (Hodkin hastalığı), Lenfosarkom; Lenfatik elemanların kanseridir. Adenoid; Lenf bezlerinin büyümesi, şişmesi. Biyoritim: Doğa (bir gezegenden bir atoma kadar) düzenli döngülerle karakterize olur; 1)Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü; gece ile gündüzün ortaya çıkışı, 2)Dünyanın güneşin etrafında dönüşü; mevsimlerin oluşumu, 3)Ayın dünyanın etrafında dönüşü;ay safhaları denilen ay takvimi döngüsünün oluşumu, 4) Dünyanın, ayın ve güneşin dönüşümlü çekim güçleri; denizlerdeki gel-git olayının oluşumu. İnsan yapısı genleri vasıtasıyla bu ritimlere tepki göstermeye programlanmıştır.Ay doğadakiritmini insan vücudunda da biyolojik bir saat gibi sürdürür. ”Suprachiasmatik nücleus” olarak adlandırılan, hipotalamusdaki küçük bir hücre çekirdeği, bu işle ilgili her şeyi ayarlar. Sempatik Sinir Sistemi: Otonom sinir sisteminin bir koludur.Organizmanın zor durumda kaldığı zaman etkilidir. Sempatik sinirler; Göz bebeğini büyütür, Tükürük salgısını azaltır, Kalp atışını hızlandırır, Bronşu genişletir, Sindirim hızını azaltır, Karaciğerdeki glikozu glikojene çevirmesi için uyarır, Bağırsak hareketlerini azaltır, İdrar kesesini genişletir. Kızma, hiddet, heyecan gibi durumlar sempatik sistemin aşırı çalışmasıyla ortaya çıkar. Kadında sağ, Erkekte sol göz: Ay'ın ,Güneş'le yaptığı sert açılar göz bozukluğuna sebep olur. Ay aynı zamanda vücudumuzun sol bölümünü temsil eder. Beslenme ve Özümleme Fonksiyonları: Ay vücudumuzun PH dengesini sağlar (Asitlik ve bazlık arasındaki denge) Bu denge bozulduğunda beslenme ve özümleme fonksiyonları sekteye uğrar. Anoreksi (İştahsızlık) ve buna bağlı olarak gelişen Anoreksiyo Nerveso(Kuruntulu iştahsızlık) görülebilir. Bulimia (Doymaz iştah hastalığı) Bulantı ve Kusma, Sıhhatsiz bünye de bu tabloya dahildir. Mukozal ve teşhisi zor hastalıklar: Tıp en amansız hastalıklardan birine, ”CANCER-YENGEÇ” adını vermiştir. Acaba Neden? J.A.Bertrand’ın bu konudaki sözleri önemli bir ip ucu verebilir; ” Muzip Tabiat veZodyak, Yengeci iri kıskaçlarla donatmışlardır. Tabiatın ve Zodyak’ın verdiği derslerden yararlanalım Yengeci cımbızla tutalım.İri kıskaçlarını hafife almayalım.” BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI: Bilinçaltı: Aslında burası da bilincin dölyatağıdır. Bilincimiz bir aysbergin su üstündeki görünen kısmı kadardır. Oysa bilinçaltımız aysbergin su altındaki görünmeyen geniş kısmını kapsar. Burası farkında olmadığımız ancak başka insanlara yansıttığımız (projeksiyon) gölgelerimizin karanlık ve muamma diyarıdır. Jung’un deyişiyle “Gölge”; İçimizdeki engellediğimiz her şeyi yapmak isteyen, olmadığımız her şey olan, Dr.Jekyll’ımıza karşın, Mr.Hyde’ı temsil eden aşağılık varlıktır. Işık (bilinç) olmadan gölge (bilinçdışı) olmaz. Gölge kaçınılmaz bir olgudur ve insan doğası o olmadan bütünleşemez. Çünkü gölge, doğal yani içgüdüsel insandır. Bilinçaltını bilince açan kapı daima aralık tutulmalıdır. Yapılması gereken en sağlıklı şey oradan diğer tarafa geçmeye çalışan malzemenin farkına varıp onu (çoğunlukla bir uzman yardımıyla) eğitmektir. Eğer bu kapıyı sıkıca kapar ve bu hassas geçidin başına da bilinçli aklımızı muhafız olarak dikersek (bastırma) dramatik histeri paralizlerinden, en ağır psikosomastik hastalıklara kadar yol açarız. Korkular, Alışkanlıklar, Bağımlılıklar: Ana rahmine düşen bir tohumun ilk deneyimi karanlıkla çevrili bir sıvı içinde barındığıdır. Burada korunur, beslenir, büyütülürüz. Burasının bizim en güvenli sığınağımız olduğu duygusu bilinçaltına kaydedilir. Yetişkin bir insan olduğumuzda bile dünyanın gerçekleriyle başa çıkmakta zorlandığımızda ilk tepkimiz bilinçsizce ana rahmine kaçmaktır. Fazlasıyla hassas, alıngan ve duygusal olan Yengeç burcu insanları ve doğum haritasında yoğun Yengeç burcu özellikleri olan insanlar için bu tehlikeli bir tuzağa dönüşebilir. Çünkü özü ince bir zarla çevrili sıvılar-salgılar peltesi olduğundan, sert kabuğu onun dünyaya gelirken beraberinde getirdiği ana rahminden başka bir şey değildir. Dış dünyayı tehlikelerle dolu, güvensiz bir yer olarak algıladığı için kendini savunmak ve korumak adına kabuğuna sıkı sıkıya yapışır. Ancak büyümek kaçınılmazdır ve küçük kabuk zamanla dar gelmeye başlar. Yengeç’in daha büyük bir kabuğa geçebilmesi için korkularıyla yüzleşmesi gerekir. Büyümek her yaşta çilelidir. Sancılıdır. Ve acı çekmeden büyümek mümkün değildir. Kabuk değiştirme aşamasında “Birmartı tarafından yutulma” riski bir ömür boyu sürecek “fobi”ye dönüşebilir.Oysa küçük kabuğunu (Ana rahmi) ni terk edip daha büyük kabuğa (Evrenin rahmi) geçmeye cesaret ettiğinde sağlıklı bir şekilde büyümeyi başaracaktır. İçgüdüsellik:“Zekanın şu ana dek keşfedilmiş bütün türleri arasında, en zekisiiçgüdüdür.” diyen Nietzshe’nin bu sözü üzerine söyleyecek sözüm yok. Hisler ve Sezgiler:Yengeç burcunun en güçlü ölçüm aletleridir. Empati ve Sempati geliştirmeyi başardığında iç dünyasının zenginliği dış dünyaya da yansır. Hassaslık, Alınganlık, Hayal kurma: Olumsuz kullanıldığında “savunma mekanizmaları” olumlu kullanıldığında ise “gelişme-büyüme” sürecinin hammaddeleridir. Heyecan ve Duygusal Tepkiler: Ay’ın idaresindeki subjektif devrelerdir. Gizem ve Büyüsellik: Ay’ın hükmettiği insanlar gizemli ve büyüleyicidir. Su gibi insan ruhuna sızar, gümüş gibi yaşamımızda ışıldarlar. Gümüş Ayın yönettiği metaldir. Besleyici ve Büyütücü Özellikler, Anaçlık Tavrı: Anaçlık bu burcun en yüksek ifade biçimidir -aynı zamanda potansiyel düşüş nedenidir. Çünkü “Annelik” dünyanın en çileli işidir ve asla çabasız gerçekleşmez, ama Yengeç doğarken kesilen göbek bağını telafi etmek için başka insanları kendine bağımlı kılarak duygusal güvence tesis etmeye çalışır. Annelik maskesini takar ve anne rolünü ustaca oynar. Oysa içine bakmaya cesaret ettiği ve duygularıyla halleştiği yani önce kendisine annelik edip kendisini büyüttüğü zaman başkalarının büyüme sürecine de katkıda bulunur. Zaten bu donanım ve insiyatifle dünyaya gelmiştir. İyileştirici ve şifa verici yönü çok güçlüdür. Kadın imajı:Jung’un deyişiyle bir erkeğin bilinçdışı bütünleyici bir dişi öğeyi, bir kadının bilinçdışı ise bütünleyici bir erkek öğeyi barındırmaktadır. Erkeğin içselleştirdiği kadın imajına “anima”,kadının içselleştirdiği erkek imajına da “animus”adını verir. Bunun organizmamızdaki karşılığı her erkekte bulunan bir parça dişilik hormonu (Östrojen) ve her kadında bulunan bir parça erkeklik hormonu (Testosteron) dur. Farkı yaratan elbette ki iki cinste hormonların miktarlarıdır. Anneye ait veriler: Bir çocuğun dişi enerjiyle ilk teması annesidir. Burada önemli olan yalnızca annenin çocuğu nasıl etkilediği ve biçimlendirdiği değil, çocuğun annesinin davranışını nasıl hissettiğidir. Her çocukta bulunan “anne imajı” annenin doğru bir portresi değil, bir “kadın imajı” yaratmada doğuştan varolan kapasitesinin (Erkek çocuk da animasının) ortaya çıkardığı ve renklendirdiği portredir. (Güneş=Baba/Ay=Anne; Ebeveyn modellerini önümüzdeki bölümde açıklamaya devam edeceğiz.) Çocukluğa ait veriler: Yengeç burcu ve Yengeç burcu özellikleri yoğun olan bir çocuğun hafızası anıları yoğun bir hassalık ve duygusallıkla kaydeder. Anılara sığınarak ürkekliğini ve güvensizliğini saklamaya çalışır. Büyüme sürecine gözyaşı ve altını ıslatma da eşlik eder. Salya-sümük ağlayan ve sular-seller misali işeyen çocuklar genellikle su grubu burçlardan (ya da su elementi haritasında baskın olan) çıkar. (Yengeç-Akrep-Balık) Ruhsal ilk belirtilerin hep sidik torbası düzensizlikleriyle ilişkili olduğu tıpta da kabul gören bir gerçektir. Değişken ruh halleri (Kapris): Ay gökyüzünde en hızlı hareket eden ışık olduğu için (Bir burç da yaklaşık iki buçuk gün kalır.) bulunduğu faza göre insanın ruh hali de durmadan değişir. Med-Cezir doğayı olduğu kadar insanı da dalgalandırır. Güneş, Ay ve Yükselen Yengeç burcundaysa ya da bir doğum haritasında diğer planetler Yengeç burcunda toplanmışsa o insanı anlamak için elinizin altında bir ay almanağı bulundurmanızda yarar vardır. Hafıza: Ay –Merkür sert etkileşimi hafıza zayıflığına, Ay-Uranüs sert açıları hafıza kaybına, Ay-Neptün sert açıları ise hafıza karışıklığına yol açabilir. Asabiyet ve Çılgınlık: Ay-Mars, Ay-Uranüs sert açıları dikkat çekicidir. ”Luna” latince Ay demektir. ”Lunatik” deyimi ise tıpta “delilik” kavramıyla açıklanır. Dolunay da suç işleme oranlarında ki artış istatistiklerle de belirlenmiştir. Eski söylencelerdeki “Kurt Adam” tiplemesi de Dolunaya atfedilen en uç örneklerinden biridir. Bir yolculuğun daha sonuna geldik. Barış Hoca’mın makalesinden bir pasaj eşliğinde dünyamıza geri dönelim. “Ay’la temsil edilen doğum karanlıkta başlar. Bizim için karanlık ölüm, depresyon, kimsesizlik demektir. Kötü bir şeydir. Karanlıktan korkarız, hemen ışıkları yakarız. Ay’ı Güneş’le bastırmaya çalışırız. Yani Tanrı’yı Tanrıça’ya tercih ederiz. Bilinçli halimizi bilinçsizliğe, bilmeyi bilmemeye, belirginliği belirsizliğe tercih ederiz. Belirsizlikten kurtulmak için ”bilmeye” aşırı önem veririz. Oysa karanlığı ancak Ay aydınlatabilir. Ancak Ay karanlıkla ışığı birleştirebilir. Ancak Ay bizi besleyenToprak Ana’yla temasa geçmemizi sağlayabilir. İyileşme ancak Ay’a özgü ışıkta barınır. İyileşmek ve bütünleşmek için Ay’ın karanlıklarına dalmamız, köklerimize doğru yönelmemiz, temellerimizi keşfetmemiz gerekir.Bunun için yalnızlık ve acıyı kabullenmemiz gerekir. İçimizdeki Tanrıça’nın, Toprak Ana’nın veya “anne”nin bize yol göstereceğine güvenmemiz gerekir. Ay’ın yolu kolay değildir, özveri ister. Acılar içinden yürümeyi öğrenmemizi ister. Ancak bütünleşme zorunlu olduğu için ellerimizi gökyüzündeki Tanrı’ya kaldırmamız faydasızdır. Yeraltında, karanlıkta bizi bekleyen Tanrıça ile temasa geçmeden bütünleşemeyiz." Gelecek yolculuğumuz da hep beraber Güneş'in doğuşunu seyredeceğiz. Üstelik kral ve kraliçe (Aslan) nin merasim töreniyle.
. Oradan Bakınca ![]() Görmediğin, hiçbir$eyin, pe$ine dü$me... uz@k dur benden... ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Organik Moderator
![]() Üye No : 13099
Mesajlar : 10,628
Üyelik Tarihi : 10.04.2006
Bulunduğu Yer : 35 1/2... daha ne olsun...;)
Tecrübe Puanı : 4984
Karizma Puanı : 444958
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
ASLAN ![]() “EĞER SİZİ BİR ASLANLA AYNI KAFESE KOYSAYDIM, ONUN TOK OLMASINI MI AÇ OLMASINI MI TERCİH EDERDİNİZ ?” Doğa her canlıya "Sen ve senin temel ihtiyaçların her şeyden önce gelir" diyen bir içgüdü yerleştirmiştir. Biyolojik açlıktan (karın açlığı) tutun psikolojik açlığa (ego açlığı) kadar bu mekanizma paralel çalışır. Sorun yaratan insanlarla başa çıkabilmenin en etkin yolu "O insanın kendisini daha çok sevmesine yardımcı olmaktır." Aç olan ego, ancak doyurulduğu zaman hırlamayı keser ve dikkatini kendi üzerinden çekerek başkalarının farkına varır. Ego tatmini insanlar için temel bir ihtiyaçtır. Eksikliği ya da fazlalığı psikolojik ve fizyolojik bozukluklara yol açar. Güneş ve Aslan burcunu tanıma yolculuğumuzda bu temayı elimizden geldiğince gün ışığına çıkartmaya çalışacağız. ASLAN BURCU DERECELERİ: 1 -Left coronary artery: Sol koroner atardamar 2 -Aorta: Aort (Büyük orta damar-kanı yürekten vücuda nakleden en büyük arter) 3 -Right coronary artery: Sağ koroner atardamar 4 -Left carotid artery (Hair): Sol karotis (Şahdamar), Saç 5 -Right carotid artery: Sağ karotis (Şahdamar) 6 -Entrance of pulmonary artery (Eyesight): Pulmoner (akciğer) arteri girişi, Görme duyusu. 7 -Left coronary vein: Sol koroner damarı 8 -İnferior vena cava (Anemia, Hearing): Alt ana toplardamar, Kansızlık (anemi), işitme duyusu 9 -Superior vena cava (Alcoholisim): Üst ana toplardamar, Alkolizm 10-Jugular vein: Boyun venası (Boyunda kanı kafadan tekrar kalbe götüren büyük ven) 11-Subclavian veins: Köprücük kemiğinin altında yer alan damarlar 12-Vertabral column: Belkemiği (Omurga) 13-Right ventricle of heart (Rheumatic fever): Sağ kalp ventrikülü (karıncığı), Ateşli romatizma 14-Left ventricle of heart: Sol kalp ventrikülü 15-Right atrium: Sağ atriyum (Kalp kulakçığı) 16-Left atrium: Sol atriyum 17-Right auricle: Sağ kulakçık (Kalbin ciğerlerden kan alan üst kısmı) 18-Right cardiac cavity: Sağ kalp boşluğu 19-Ventricular septum(spine): Ventrikül bölme, Omurga 20-Mitral Valve: Mitral kapak (Sol kulakçık ile sağ karıncık arasındaki kapak) 21-Left atrium: Sol atriyum 22-Left auricle (Appendicitis): Sol kulakçık, Apandisit 23-Left auricle (Rheumatism): Sol kulakçık, Romatizma 24-Pappillary muscles: Meme başı şeklinde kabartılı kaslar 25-Pericardium (Alcoholism, Abscess): Perikard (Kalp dış zarı), Alkolizim, Apseler 26-Myocardium: Miyokard (Kalp kası) 27-Chordae tendinae (Goitre): Mitral ve triküspit kapakların kenarlarından kalp kası ve papiller kasa uzanan ince fibröz ligamentler, Guatr 28-Chordae tendinae: 27. maddenin aynısı 29-Atrioventricular septum (Neuritis): Kalbin atriyumları ile ventriküllerine ait bölme, Nevrit (Sinir iltihabı) 30-Back: Sırt Aslan burcunun yönetici ışığı Güneş, sistemin merkezidir. Diğer gezegenler onun etrafında belirli bir yörüngede dönerler. Sistem içinde her gezegenin kendine özgü bir çekim gücü vardır. Fakat hepsini bir arada tutan, düzeni ve sürekliliği sağlayan yönetici güç Güneş'tir. Güneş maskülen ve aktif bir enerjidir. En görkemli ısı ve ışık kaynağımızdır. Aynı zamanda varoluş ve sıhhatli oluş nedenimizdir. Bize yaşama sevinci, canlılık ve dirilik verir. Güneş'in sembolü hücreye de benzetilir. Bir anlamda hücre, güneş sisteminin minimum oranda küçültülmüş bir krokisi gibidir. Hücre, enerji üretimi, kendini idame ettirme ve üreme dahil olmak üzere, yaşam için gerekli olan tüm işlemleri yerine getiren en küçük birimidir. Mecazi olarak ifade edecek olursak, her hücre surlarla çevrili bir şehir-devlettir. Yöneticilerin (DNA) içinde bulunduğu bir hükümet binası (çekirdek) vardır. Enerji merkezleri (mitokondriyonlar), üretim merkezleri (Golgi apartı ve ribozomlar), altyapı (iç zarlar, hücre iskeleti ve sitozol) ve çöp imha yeri (lizozom)dan oluşur. Bunların tümü, şehir surlarıyla -yarı geçirgen bir zarla çevrilidir. BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLARI: Thalamus: Orta beyindeki büyük bir çekirdek(nucleus)grubudur.Gri cevher kitlesidir. Duyu organlarından gelen nöronların beyin kabuğuyla olan ilişkisini sağlar.Bu nedenle Thalamus,beyin kabuğuna giden yolların kapısı olarak adlandırılır. Kalıtım: Kalıtsal özelliklerin ana-babadan çocuğa geçişini inceleyen bilime Genetik adı verilir. Güneş ve Ay, birbirlerini bütünleyen 2 temel enerji olduğundan birbirleriyle ve diğer gezegenlerle etkileşimleri hayati önem taşır. Güneş-Ay olumlu açıları sağlam kalıtıma, sert açıları kalıtsal hastalıklara neden olabilir. (Ay'ın diğer gezegenlerle sert etkileşimi genellikle anneden kaynaklanan, bazen de kaynağı teşhis edilemeyen kalıtsal hastalıklara yol açar), Güneş-Satürn sert açıları ciddi irsi hastalıklara meyil verebilir. Uranüs ve Pluto zorlayıcı açıları da hücre bozuklukları ve genetik problemleri beraberinde taşıyabilir. Kromozom ve Genler: Her bir hücrede 23 çift halinde 46 kromozom bulunur. İlk 22 kromozom çifti birbirine benzeyen X veya Y kromozomlarından oluşur. Fakat 23. çift birbirine benzer olmayabilir, bu çift bireyin cinsiyetini belirler. Eğer 23. çiftteki kromozomların her ikiside X kromozomu ise birey dişidir. Kromozomlardan biri X diğeri Y ise bireyin cinsiyeti erkektir. Kromozomlar kalıtımın temel birimlerini bünyelerinde taşırlar. Kromozomlarda GEN adı verilen birimler bulunur. Her Gen (Deoxyribo-nucleic acid) adı verilen ve DNA harfleriyle gösterilen bir kimyasal madde molekülüdür. Genler bedenimizin tüm fiziksel yapısını belirlerler. Bazı genler baskın (dominant), bazı genlerde atkın (recessive) karekterdedir. Kromozomlarla ilgili Anormallikler: Başlıcaları; Turner Sendromu; Normal olarak 23. çift XX ise birey dişi, XY ise birey erkek olur. Bazı kişilerde 23. çiftte yalnız bir tek X bulunur. Bireyin cinsiyeti dişi, boyu kısa, boynu katmerli olur ve buluğ çağında cinsel bakımdan gelişemez (adet görememe ve kısırlık). Bu kişiler matematiksel işlemler, mekansal ilişkileri anlama gibi bazı zihinsel faaliyetlerde beceriksizlik gösterirler. Klinefelter sendromu; Bu durum da 23. çift XXY yapısını gösterir. Bunlardan bazıları erkek olarak gelişirler ama, cinsel gelişmelerinde ve fiziksel görünümlerinde bir durgunluk vardır ve zihinsel gerilik gösterirler. Bu yapıyı gösteren bazı kişiler genetik olarak kadın, görünüş olarak erkek tipindedirler. (1967'de uluslararası yüz metre koşu yarışında Polonyalı bir kadın atlet, 23.çiftte ek bir Y kromozomu olduğundan yarışma dışı bırakılmıştır) Bazı erkekler de fazladan bir Y kromozomu ile doğmuşlardır. 23.çift XYY yapısını gösterir. Bu erkekler daha iri, saldırgan ve cinsel açıdan daha aktiftirler. Kromozom bozuklukları yalnız 23.çiftte görülmez. 21.çiftte görülen XXX yapısı “Down Sendromu” adı verilen daha önce mongoloit adı ile bilinen zeka geriliğine yol açar. Down Sendromlu bir çocuğun 21.hücresinin kromozomunda bir fazlası (extra) vardır. Bundan dolayı bu duruma “Trisomi 21” de denir. DNA ve RNA: DNA (Deoksiribonnükleik asit), çift helezon oluşturan uzun bir moleküldür. Hücrenin protein, enzim yapması ve kendisine benzer yeni bir hücre oluşturabilmesi için gerekli elemanları taşıdığından, hücre bölünmesinin temelidir. DNA kodu, nükleotid bazları olarak bilinen 4 molekül -adenin, guanin, timin ve sitozin- tarafından taşınır. A,G,T ve C harfleriyle temsil edilen 4 molekülün oluşturduğu her üçlü kombinasyon bir “kelime” olarak düşünülebilir; buna kodon adı verilir. Bu kelime hücrede bulunan belirli bir aminoasite karşılık gelir. 3 harflik kelimelerden oluşan herhangi bir dizi de bir “cümle”olarak düşünülebilir. Bu ,DNA da ki bir gen olup belirli bir aminoasit dizisine karşılık gelir. RNA (Ribonükleik asid) ise DNA içindeki kalıtsal madde, bunun aracılığıyla protein yapımına girer. DNA, hücre çekirdeğinde bulunur. RNA, buradaki kalıtsal faktörleri, hücre çekirdeği dışında kalıtsal ve aminoasitlerin protein yapmak üzere bir araya geldiği ribosomlara nakleder. Bu mekanizma, kalıtımın temelidir. Hücrelerde, büyüklük ve görev bakımından başlıca 3 çeşit RNA vardır. Bunlar; Ribozom RNA’sı (rRNA) Transfer RNA (tRNA) ve mesajcı RNA (mRNA) olarak adlandırılır. Bağışıklık Sistemi: Vücudun, sağlığa zararlı canlılara, patojen ve kimyasal maddelere (antijen) karşı kendi kendini savunmasına bağışıklık denir. İki tür bağışıklık vardır; 1)Hücresel bağışıklık; Lenfositler tarafından Mantarlara, Virüslere ve yabancı dokulara karşı olur. 2)Kansal (humoral) bağışıklık; Plazmada bulunan proteinler etkili olur. Bunlara antikor denir. Bakteri ve virüs enfeksiyonlarına karşı etkilidir. Bağışıklık sistemimiz ilkel insanların yakalandığı her türlü hastalığın ansiklopedisidir. Binlerce jenerasyon bizim yaşayabilmemiz için humma ve vebadan ölmüştür. Yaşamımızı, kelimenin tam anlamıyla akyuvarlara borçluyuz. Akyuvarlar çekirdeklerin şekline ve sitoplazmadaki tanecik (granül) tipine göre ikiye ayrılır. 1)Tek çekirdekliler (Agranülasitler; Lenfositler ve Monositler), 2)Çok çekirdekliler (Granülositler; Nötrofiller - Eozinotiller - Bazofiller) Bağışıklık sistemi bir tehdit aldığında Nötrofiller ilk birkaç saat süresince savaşı tek başlarına sürdürürler. Daha sonra Monosit takviye güçler gelmeye başlar. Monositler savaş alanına geç kalışlarını telafi etmek için anında birkaç kat büyürler. Dış kaynaklı hastalık unsurlarıyla doğrudan savaşa giren bağışıklık sistemi hücrelerinin tümüne fagosit=hücre yiyici denir. Monositin dev formu makrofaj=büyük yiyici olarak adlandırılır. Lökosit sayısının artmasına Lökositoz, azalmasına ise Lökopeni denir. Güneş-Neptün sert açıları bağışıklık sistemini zayıflatabilir, Mars ve Pluto sert açıları ise bağışıklık sistemini sabote ederek virüs ve bakterilere açık hale getirir. Kalp, Atardamar ve Dolaşım Sistemi: Kardiyovasküler hastalıklar adı altında toplanır. Kalbe, kan damarlarına ve kana zarar veren hastalıklardır. Başlıcaları koroner kalp hastalığı (Kalp krizi ve anjina), Hipertansiyon (yüksek kan basıncı), Kan pıhtılaşması (kanın aşırı yapışkan olması), Periferik vasküler hastalığı (özellikle bacaklarda kan damarlarının daralması) ve Kan yağlarının yükselmesidir. Dolaşım sistemi bozuklukları, varis,mayasıl ve ödem (bedende sıvı tutma) de kardiyovasküler hastalıklardan sayılır. Arterioskleroz (Damar sertliği), Kalp krizi ve felce zemin hazırlar. Bir “Sessiz öldürücü” de “yüksek tansiyon” dur. Son derece sinsi olan belirtilerinin felç ve kalp krizlerinin büyük çoğunluğuyla ilgisi vardır. Diğer etkenler arasında; Şişmanlık, Stres, Fazla kolesterol, Sigara ve Soyaçekimi sayabiliriz. Kalp krizi neden daha çok erkeklerde görülür? Kalıtımın önemli bir rolü olmakla birlikte A Tipi insanları (genellikle erkekler) daha saldırgan, sabırsız, gerilimli ve telaşlıdırlar. (Ateş elementi baskın) Ancak kadınlar da artık günümüzde kendilerini erkeklerin dünyasının ayrıcalıklarına (sigara, alkol, şişmanlık, hareketsizlik ve Tip A gerilimleri) kaptırdıkları için skor her an eşitlenebilir. (Kadınlar en büyük dişi enerji kaynağı olan Ay ve Venüs'lerini, en güçlü eril enerjiler olan Mars ve Güneş'e feda etmek yerine bu enerjileri doğru bir şekilde harmanlamayı öğrenmelidirler). Sırt ve Omurga: Bel omurlarının hasarı; Böbrekler, idrar yolları, ince bağırsaklar, lenf dolaşımı, kalın bağırsaklar, kasık bağları, apandis, karın ve üst bacağa kadar uzanan bir dizi organda reaksiyona yol açar. Bu organların listesinde; Böbrek rahatsızlıkları, Damar sertliği, Kronik yorgunluk, Akne, Sivilce, Egzama ya da Çıban, Romatizma, Gaz Sancıları, Bazı Kısırlık tipleri, Kabızlık, Kolit, Dizanteri, İshal, Fıtıklar ya da Kasık yarıkları, Kramplar, Solunum zorluğu, Asidoz, Varis gibi pek çok hastalık yer alır. Mecazi olarak da Aslan'ın en zayıf noktası sırtıdır. Onun kadar cesur ve yürekli olmayan düşmanları sinsice ve haince onu en kolay sırtından vurur. Bu nedenle Aslan, dostlarını olduğu kadar düşmanlarını da göz önünde tutmalı, sırtını sadece duvara vermelidir. Erkek de Sağ, Kadında Sol Göz: Güneş-Ay sert etkileşimi göz bozukluklarına yol açar. Köşe (Kardinal) evlerden birine Mars yerleşmişse ve sert açılar yapıyorsa körlüğe neden olabilir. Ayrıca, Güneş'in zayıf pozisyonu Katarakt rahatsızlığına meyil verebilir. Katarakt; gözlerin fazla miktarda ultraviyole ışınına maruz kalmasıyla oluşur. Son zamanlarda kan dolaşımında lipid peroksitin yüksek olması ile katarkt artışı arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Timüs bezi: Bağışıklık sistemini yönetir. Aynı zamanda büyüme ve antikor yapımıyla ilgilidir. Eğer Timüs bezimiz milyonlarca yıl önce virüs ve bakterilerle savaşan antikorları hafızasına kaydetmeseydi, herhangi bir hastalıktan sağ kurtulamazdık. Bu bez bazı oto-immün hastalıklarda rol oynar. "Myasthenia Gravis"; İstemli adalelerin ve özellikle göz kaslarının aşikar derecede güçsüz durumda olması ile karakterize bir hastalık. Ateş: Özellikle Güneş çarpması dikkat çekicidir. Kan, Kan hastalıkları ve Kanamalar: Başlıca kan hastalıkları; Anemi (Kansızlık), Lösemi ve Hemofilidir. Hemofili; Kan pıhtılaşma mekanizmasının bozuk olduğu bir kan hastalığıdır. Kalıtsal olup, kadınlarca taşınır ama sadece erkeklerde belirir. Tarihte, kral ailelerinde görüldüğünden “Asil Hastalık” diye unvan kazanmıştır. (Kraliçe Viktorya bir taşıyıcıydı ve bu niteliği Rus Çariçesi olan kızına aktardığından, Rus velihatında hastalık belirdi ve olayın yankıları Rusya sınırlarını aştı). Anevrizma; Bir atardamar veya toplar damar duvarındaki içi kan dolu şişkinliktir. Kafatası içindeki bir anevrizmanın patlaması, subaraknoid kanamaya yol açar; ani bir kanama, çok şiddetli baş ağrısı ve bilinç kaybına neden olur. BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI: Bilinç: Bilinç, en önemli zihinsel melekemizdir. Farkındalığımızın en sade formudur. O deneyimleyendir. Bilinç ile temas etmek, bir hatla doğa yasalarının merkezi işlem ünitesine bağlanmak gibidir. "Bilinç gerçekten var olduğumuzun tek gerçek kanıtıdır." Descartes Ego: Güneş Samanyolu Sisteminin, Aslan Ormanın, Ego da benliğin kralıdır. Sağlıklı bir kişilik için doğa, bir miktar kendini beğenme ve onaylama emretmektedir. Övgü, sevgi ve takdir insanın içinde değerlilik duygusu yaratır. Bunlar olmaksızın, ego nereye bastığını bilmez. Ayakları üzerinde duramaz. Sürekli olarak abartılı değersizlik ve abartılı kendini önemseme arasında gider gelir. Ego yaşamda kalmamız açısından vazgeçilmezdir, fakat çok dikkatlice beslenmelidir. Doz aşımı bütünleyici ve hayat verici devreleri yakar. İrade ve Amaç yok olur, çekim gücü kaybolur. Ego önüne çıkan her şeyi yutan bir kara deliğe dönüşebilir. Güneş Jüpiter tarafından kötü ayartıldığında "Narsizm"e yakalanır, "Napolyon Sendromun"a düşer. En iyi ego ayarını Satürn yapar. Bu nedenle insanlar ilk Satürn döngüsünden sonra, Güneş'lerinin daha iyi bilincine varırlar. Varamayanlar ikinci Satürn döngüsünde nasıl olsa öğrenirler, çünkü Satürn hiç gözünün yaşına bakmadan egoyu törpüler. Yaratıcılık: Yaratıcılık ve karizma Aslan'ın kaynakları, aynı zamanda mutluluğudur. İrade ve Amaç: Güneş’in idaresindeki yapıcı ve bütünleyici devrelerdir. Yaşam enerjisi, Canlılık, Dirilik: Aslan burcu insanları ve haritasında yoğun Aslan burcu etkileri olan insanlar tıpkı efendisi Güneş gibi, etrafa ısı ve ışık yayarlar. Sıcakkanlı, neşeli ve cömert bir doğaya sahiptirler. Som altın gibi parlaktırlar. Altın, Güneş'in metalidir. (Altın kendi içinde bütün “metalik ışığı” veya renkleri birleştirir. Ay’ın metali olan Gümüş ise bir ayna gibi renksizdir. Altın-Gümüş aktif ve pasif dengesini sağlar.) Erkek figürü: Güneş eril ve temel bir enerjidir. Erkek psikolojisiyle ilgili araştırmalar, C.G.Jung Chicago Enstitüsündeki bir seminer dizisinde arketiplerle sunulmuş ve çok ilgi çekmiştir. Her biri üçgensel bir yapıya sahip olan 4 arketip (Kral-Savaşcı-Büyücü-Aşık) bir piramit oluşturacak şekilde birleştirilerek erkek benliğinin yapısı betimlenmiştir. Astroloji diline çevirecek olursak; Kral=Güneş (Olgun Erkek-Baba), Savaşçı=Mars (Delikanlı), Büyücü=Ay (Olgun kadın-Anne / Erkeğin animası), Aşık=Venüs (Genç kız / Erkeğin animası) şeklinde değerlendirebiliriz. Bu piramitsel yapı erkek çocuk psikolojisinden olgun erkekliğe geçiş sürecini kapsar. Baba figürü: Her çocuğun dünyasında BABA bir romanın baş kahramanı gibidir. Baba olmak bir erkeğin dünyaya bakışını değiştirir (Mars bayrağı Güneş'e teslim eder). Baba olgun erkek enerjisidir. Bir erkeğin doğum haritasında Güneş erkek enerjisinin en üst formunu, kadın da ise animusunu (içselleştirdiği erkek arketipi tanımlar). Ayrıca her iki cinste de Baba modelini temsil eder. Gerçek Anne-Babamız ile içimizdeki ebeveyn arketipi bire bir örtüşmez. Psikolojide “basımlama” (imprinting) denilen olgu; Yeni doğan yavrunun “anne” veya “bakıcı" ya göre programlanması anlamına gelir. Bakıcı arketipi çocuk dünyaya gelir gelmez çalışmaya başlar. Ebeveynler dünyaya getirdikleri çocuğu kendi bilgi ve donanımları çerçevesinde yetiştirirler. Bu model çoğunlukla içimizdeki arketiple çakışır. O zaman bizlerde “bir kediyi gerçek annesi sanan ördek yavrusu” gibi, gerçek ana-babamızın, içimizdeki ideal yapı ve potansiyelleri gerçekleştirecek kişiler olduğu yanılgısına düşeriz. Liderlik ve Yöneticilik: Liderlik ve Yöneticilik birbirinden farklı kavramlardır. Yönetici gücünü bulunduğu mevkiden alır ve temelinde "Sen-Ben" anlayışı yatar. Lider ise gücünü karakterinden alır ve temelinde "Biz" anlayışı yatar. Biz bilincinde insanı tanıma, değer verme, onurlandırma ve saygı duyma vardır. Lider daima önde gider, yönetici ise sürekli arkadan iter. Lider kişilerin elinden tutar ve onları yeni yüksekliklere çıkarır. Yönetici kurallar, mevzuat ve yönetmelik çerçevesinde kişileri işi doğru yapmaya yönlendirir. Bir anlamda arkadan güder. İster gökyüzü ortaklığı olsun ister onun yansımasından ibaret olan yeryüzü ortaklığı olsun iktidar kavgasını (Yıldızlar Savaşı) daima bünyesinde taşır. Çoğumuzun iyi bildiği bir söz vardır. ”İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır.” Güç kazandıkça kendimize ve başkalarına zarar verme riskimiz de o kadar artar. J.A. Bertrand’ın Aslan'la ilgili sözlerinin altını çizmek gerekir; "Aslan Başkandır. Zodyak devlet başkanları yarışmasında Oğlak ve Akrep'in önüne geçmiştir. Aslan Müdürdür. Asla müdür muavini olmaz. Müdür muavini olmaktansa hiçbir şey olmamak; İşte Aslan'ın düsturu." Baş olmak önemlidir, ama tek başına hiçbir işe yaramaz. Nasıl ki bedenimizde başı boyun taşıyorsa, sağa ya da sola doğru çeviriyorsa, Lideri de ileriye veya geriye ekibi taşır. Lider (Baş) ise Ekip (Boyun)dur. Bilinçli bir lider ekibinin değerini ve birlikteliğin gücünü bilir. Ağzından tükürükler, gözünden alevler saçarak emirler yağdırmaz. Kararlarını birlikte çalıştığı insanlara söz hakkı vererek ve onları dinleyerek alır. Sistemli ve uyumlu bir iş birliğinin başarıyı, Tek Adam şovunun ise düşüşü ve kendi sonunu getireceğini bilir. Vücudumuza hiçbir organ kendi başına buyruk hareket etmez, hepsi kendi görev ve sorumluğu çerçevesinde “Biz” bilinciyle hareket ederek bütüne hizmet verir. Herhangi bir organ ”Birlik yasası” nı çiğnediği an hastalık kapıyı çalar. Aslan burcu ve Aslan burcu özelikleri yoğun olan insanlar (Aynı zamanda Kova'lar, çünkü Kova da karşı komşusu Aslan'ın gölgelerini sıkça kuşanır) güç tuzaklarına düşmemek için önce bütünü oluşturan birimin değerini ve önemini kavramak sonrada örnek olmayı ve hizmet etmeyi esas almak zorundadırlar. Otorite ve Organizasyon: Güneş sistemine baktığımızda; Jüpiter en büyük planettir. Sanki yıldız olma iddiasında yenilgiyi kabullenmiyor gibidir -milyarlarca yıl sonra, bugün bile, hala kendi ışınını kullanarak parlamaya çalışmaktadır. Eğer biraz daha zorlasa ikinci bir güneş sistemi oluşabilirmiş. Kısacası Jüpiter aleni bir şekilde güneşe meydan okumaktadır. Ya Pluto, onun durumu hala bir bilmece. Gezegene benzemiyor normal bir asteroit de değil. Gezegenimsi bir bulutu andırıyor ve güneşe en uzak mesafede düzensiz bir yörünge çiziyor. Güneşin açık krallığına karşı o gizli krallık. Esrarlı havası ve entrikacı tavrıyla mafyaya benziyor. Eğer bir gezegen, gezegen olduğunu unutup bir yıldız gibi davranmaya kalkarsa sonu felaket olur. Kendine uygun yörüngeyi kendi kendine sağlayamayacağı için, tıpkı çifte yıldız sistemlerinde olduğu gibi sahte güneşine çakılır veya asıl güneşe doğru sürüklenip alev almış gaz kütlelerinin içinde boğulur. Sistemin merkezi yitip gider. Buna "Ele geçirme sendromu" denir. Oysa Gezegen, yıldız sisteminin merkezi değildir; merkez Güneş'tir. Gezegenin işi, kendi yaşamının idamesi ve iyiliği için onun yaşam kaynağı, ama aynı zamanda da ölüm nedeni olabilecek yıldızla uygun yörüngesel bir uzaklığı korumaktır. (Bir doğum haritasında planetler bir ya da 2 burçta yığılmışsa ve stellium oluşturan planetler Güneş'le kare ya da karşıt açı ilişkisi içindeyse "Ele geçirme sendromu" yaşanabilir / Bazı durumda Güneş'le sıkı kavuşum yapan çok sayıda planet de bu sendroma yol açabilir.) Peki Güneş yıldız olduğunu unutursa ne olur? O da diğerine benzer bir felaket olur. Çünkü gezegenler yaşamını yıldıza borçludur, ışığını ondan alır ve hayatta kalabilmeleri onun yörüngesinde dönmelerine bağlıdır. Bu duruma da “Vazgeçme Sendromu” denir. (Bir doğum haritasında Güneş açısız kalmışsa, ışık ve ısısını diğer gezegenlere ulaştıramıyorsa ”Vazgeçme Sendromu” gözükebilir. Bu sendrom herhangi bir gezegenin açısız kalması durumunda da geçerlidir.) "Vazgeçme Sendromu” da "Ele geçirme sendromu” kadar korkunçtur. Çünkü Birlikten kopmak sistemin sağlıklı işleyişini sabote eder. Sistemin sağlıklı işleyebilmesi yönetim kurulu esasına dayanır. Güneş, yönetim kurulu başkanıdır. Ay, başkan yardımcısıdır, gezegenler ise yönetim kurulu üyeleridir. Kararlar müşterek alınır. Herkesin 1 oy hakkı vardır. Sadece Güneş 2 oy hakkına sahiptir. Kendini ifade etme: Aslan, kendini ifade etmenin burcudur. Bunu nasıl yapar? Efendisi güneşi örnek alarak. Güneş'in pozisyonu ve diğer planetlerle etkileşimi onun ısı ve ışığı nasıl yaydığını gösterir. Sabah-Öğlen-Akşam Güneşi birbirinden farklıdır. Güneş'in açıları ısı ve ışığımızı ayarlar. Ne derece dik ya da eğik olduğunu açıların orb'u belirler. Güneş doğal olarak göz kamaştırır. Aslan da doğal olarak kükrer. Aşırı uçlara kayan güneş ya bulutlar arasına gizlenir, ısı ve ışığını hapseder (Aslan küser, inine kapanır) ya da öğle vakti kızgın bir Temmuz güneşi gibi ortalığı kasar kavurur. (Aslan kükrer, parçalar.) Oyunculuk: Aslan, dünyaya oyunculuk ruhuyla gelir. Sahnede olmayı sever. Alkışa tapar. Seyirciye bayılır. Övgüye mest olur. Bu nedenle de sıkça dalkavuklara tav olur. Aslan hep başrol oyuncusudur. Asla figüran olmaz. Bir rol dağılımında eğer yapımcı, baş rolü Aslan dururken, tutup estetik ve zarafetine hayran kaldığı Terazi burcuna veya kıvrak zekası ve üstün performansına gıpta ettiği İkizler burcuna ya da buğulu gözlerine ve hülyalı bakışlarına takılıp kaldığı Balık burcuna verirse, yapımcının da oyunun da başlamadan sonu gelir. Bazı Aslan'lar yaradılışına aykırı olarak sessiz, sakin ve mütevazı görünürler. Ve siz onu aslandan çok bir kediye benzetebilirsiniz. (Sonuçta ikisi de etobur cinsidir arada sıkı bir kan bağı vardır.Tek fark biri kükrer diğeri ise miyavlar) Eğer Aslan-Kedi ikilemi kafanızı karıştırmışsa Sevimli Kediye de baş rol yerine figüranlık teklif edin, bilenmiş tırnaklarıyla tanışınca ne olduğuna karar verirsiniz. Elbette Aslan başrolün üstesinden gelecek donanıma sahiptir. Sıcaklığını, neşesini ve canlılığını cömertçe sergiler. Ama takdir edilmezse küser. “Kral ve Soytarısı” tipik bir Aslan senaryosudur. Komedi bir anda trajediye dönüşebilir. İstediği sevgi, ilgi ve onayı bulamazsa olayları dramatize eder. Mutluluğunu kaybeder. Gurur ve Kibir: Aslan'ın karanlığıdır. En derin yarayı gururu kırıldığında alır. Sahneyi terk edip inine çekilir. Kendi yarasını kendi sarmak ister. Kimseye minnet etmez. İşin içine biraz Akrep teması bulaşmışsa mutlaka intikam alır. Pluto’nun emriyle can yakar. Ama asıl alması gereken ders “tevazu”dur. Gerçek tevazu iki şeyden oluşur; Birincisi sınırlarımızı bilmektir. İkincisi ise ihtiyaç duyduğumuz yardımı kabul etmektir. Lüks ve İhtişam: Majestelerinin zaafıdır. Ne var ki asalet, soyluluk, etiket, unvan, abartılı görgü kuralları, yaldızlı eşyalar, varak aynalar, asırlık antikalar Aristokrat sınıfın en önemli simgeleridir. Saray, Taht ve Taç Bir Kralın “olmazsa olmaz” şartlarıdır. Hangi devirde yaşarsa yaşasın, ne olursa olsun hiç fark etmez, eğer dünyaya Aslan burcu olarak gelmişse veya hamurunda güçlü Aslan mayası varsa, içsel olarak yoluna kırmızı halılar serilsin, herkes önünde eğilsin diye bekler. ”Sen kendini kral mı sanıyorsun?” diye sorduğunuzda hiç istifini bozmadan ”Evet. Ne var bunda bu kadar şaşacak?” diye cevap verebilir. Siz siz olun Aslan'a böyle saçma sorular sormayın. ASLAN / KOVA EKSENİ: Derece Anatomik Bölge Patolojik etki 0-2 Bel Bölgesi girişi 3 “ “ “ Safra kesesi rahatsızlıkları 4-6 Koklama Duyusu 7 Böbrekler Ödem 8 Cilt Egzama 9-13 “ 14 “ Apseler 15-16 “ 17 “ Apandisit,Astım 18 “ 19 “ Mesane problemleri 20 “ Diyare (İshal) 21 “ Felç, Tüberküloz 22-24 Mesane 25 “ Yanıklar, İltihaplar 26 “ Şişmanlık, Çıbanlar 27 “ Zehirlenmeler, Gıda zehirlenmeleri 28 “ Alkolizm 29 “ 30 Bel Bölgesi sonu “Zümrüt Tablet”de yer alan sözler, Quantum Fiziğin ve gelişmekte olan Quantum Tıbbın farkına vardığı “Birleşik Alan” teorisinin gerçekliğini asırlar önce gözler önüne seriyor; “Aşağıda ne varsa yukarıdaki gibidir ve yukarıda ne varsa aşağıdaki gibidir.” Psikolojik ve Medikal Astroloji araştırmalarım (naçizane) bana “Mevcut Sistem”in şaşmaz bir düzenle yerde ve gökte aynı şekilde işlediğini gösteriyor. İnsan bedeninin tepeden tırnağa kozmik karşılıkları olduğunu öğrendikçe bu mucizeyle içim titriyor. Bir anlamda fizyolojide ifade bulan DNA’nın bedenin anayasası olduğunu ve Güneş Sistemi anayasasındaki zekayı temsil ettiğini heyecanla kavrıyorum. Albert Einstein doğa yasalarının sade ve birleşik bir temele sahip bulunduğundan son derece emindi. Yaşamının son yarısı boyunca, temeldeki bu birliği göstermek için çalıştı. Ne yazık ki, böyle bir birliği gerçekleştirmek için gerekli teorik araçlar ve anlayış onun yaşadığı dönemde mevcut değildi. Ama ben, onun bu içgüdüsünün yaşadığımız çağa damgasını vuracağını kuvvetle hissediyorum. “TANRININ EVRENLE ZAR ATTIĞINA İNANMAM”
. Oradan Bakınca ![]() Görmediğin, hiçbir$eyin, pe$ine dü$me... uz@k dur benden... ![]() ![]() Konu DemiR_AsumaN tarafından (06-02-2008 Saat 15:51 ) de değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Organik Moderator
![]() Üye No : 13099
Mesajlar : 10,628
Üyelik Tarihi : 10.04.2006
Bulunduğu Yer : 35 1/2... daha ne olsun...;)
Tecrübe Puanı : 4984
Karizma Puanı : 444958
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
BURÇLARIN ZODYAKLA ANATOMİK EŞLEŞMESİ, Başak burcu "Zodyak’ın Sinerji Ustasıdır.” Onunla birlikte bütünü oluşturan birimin önemi ve değeri üzerine odaklanırız. O, Zodyak çarkının dişlilerini tek tek ele alır, bakım ve onarımını yapar, sistemin tıkır tıkır işlemesini sağlar. O aynı zamanda bir "Simyacı“dır. Kurşunu altına çevirebilme becerisine sahip "Hermes" tir. Başak için simya sadece sıradan bir metalin nadide bir metale çevrilmesi değil, aynı sihirle sıradan bir ruhun nadide bir ruha dönüşebilmesidir. Zodyak çemberinin 6-7-8.evleri simya süreci ile kusursuz bir şekilde örtüşür; PLANETLERİN ORGANİK VE PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI BAŞAK ![]() ![]() “BİR BÜTÜN dür, BÜTÜN de BİR dir” Başak=Ayrıştırma/ Terazi=Birleştirme/ Akrep=Dönüştürme sürecini temsil eder. Başak bu süreçte bize simyanın kapısını aralar, ayrıştırma ve saflaştırma işlemleriyle ruh ve bedenin simyasını gözler önüne serer. On parmağında on marifet olan Başak burcunu bu kez biz mercek altına alıp analiz etmeye çalışacağız. BAŞAK BURCU DERECELERİ: 1 .Duedenum: Oniki parmak bağırsağı 2 .Small intestine:İnce bağırsak 3 .Appendix, Caecum (Appendicitis): Apandis (Kör bağırsağın solucanımsıuzantısı), Apandisit (Kör bağırsağın iltihabı) 4 .Ascending colon (Asthma): Yükselen kolon, Astım 5 .Transverse colon: Enine kolon 6 .Descending colon: İnen kolon 7 .Rectum: Rektum (Kalın bağırsağın son kısmı) 8 .Abdominal cavity: Karın boşluğu 9 .Right hepatic lobe (Rheumatic fever): Sağ karaciğer lopu, Ateşli romatizma 10.Left hepatic lobe, Bile (Enteric fever): Sol karaciğer lopu, Tifo (BağırsakHumması) 11.Falciform (or coronary) ligament of liver, Bile: Oraksı ya da taçsı karaciğer bağdokusu, Safra 12.Abdominal aorta: Aortun karın içinde seyreden parçası (Aorta abdominalis) 13.Hepatic arteries: Karaciğer atardamarları 14.Cystic arteries: Safra kesesine giden hepatik arter dalı 15.Bare area of liver: Karaciğerin arkasında peritonla örtülü olmayan bölüm 16.Groove for inferior vena cava: Alt büyük toplardamar oluğu 17.Abdominal muscles: Karın kasları 18.Obliquus abdominis muscles: Eğik karın kasları 19.Oesphageal groove: Yemek borusu oluğu 20.Bile duct: Safra kanalı 21.Cystic duct (Enteric fever): Safra kesesi kanalı, Tifo 22.Gall-bladder (İnsanity,appendicitis): Safra kesesi, Delilik(cinnet), Apandisit 23.Capsule and ligaments of liver (Spine): Karaciğer kapsül ve bağ dokuları,Omurga 24.Capsule and ligaments of liver: Karaciğer kapsül (Kalın ve güçlü zar) ve bağdokuları 25.Liver (Cancer, Gout, Arthritis): Karaciğer, Kanser, Gut(Damla hastalığı), Artirit (Eklem iltihabı) 26.Abdominal veins (Suicide):Karın toplardamarları, İntihar 27.İliac veins (Chronic glomerulonephritis): Kalça damarları, Kronik böbrek iltihabı 28.Hepatic plexus (Tuberculosis): Karaciğer sinirağı, Tüberküloz. 29.Quadrate lobe of liver: Karaciğer kuadrat (dördül) lopu 30.Hepatic duct: Karaciğer kanalı Son dönemde bazı astrologlar Merkür’ün sadece İkizler burcunu yönettiği, Başakburcunu iseCHİRON (Kayron)’unyönettiği tezi üzerinde durmaktadırlar. Satürn ile Uranüs arasındaki yörüngede yer alan Chiron 1977 yılında keşfedilmiştir. Güneş çevresindeki yörüngesini 50-51 dünya yılında tamamlayan Chiron dünyaya yaklaştığı dönemlerde önemli tarihi olaylara damgasını vurmuştur. Roentgen tarafındanX ışınları nın keşfive "Chiropractic" denen, sinir sistemine bağlı alternatif yöntemin keşfinde onun parmak izini görürüz. Evreni ve İnsanı anlamamıza en son katkılarda bulunan"Kuantum Fiziği”ve"Hologram Tekniği”Chiron’un keşfedildiği 1977 yılından beri ağırlığını hissettirmeye başlamıştır. Chiron'un tekrar dünyaya yaklaşmasıyla belki yakın gelecekte, gezegenlerden ve burçlardan gelen kozmik ışınımın insan genetiğini etkilediği ve beyni programladığı, dolayısıyla yeryüzündeki yaşamda söz sahibi olduğu somut bir biçimde ortaya konacaktır. Chiron’un bir planet olup olmadığı zaman içinde açıklığa kavuşacaktır. Zaten hiçbir planet biz onu görmeye hazır olmadan bize gözükmez. Sadece uzaktan kendisini hissettirecek sinyaller yayar. Chiron'un yaydığı sinyallere bakacak olursak Başak burcu ve 6. evi yönetmesi kuvvetli bir ihtimaldir. Bu bağlamda Chiron bir gezegen olarak kabul gördüğünde belki senkronize bir biçimde Kuantum Tıb da kabul görecektir. Merkür’ü İkizler burcu bölümünde detaylı bir şekilde incelediğimiz için Başak Burcuyla ilgili olarak söyleyebileceğimiz en temel şey; bu burçta çok güçlü olduğu, pratik ve teknik beceriler verdiği, çeşitli birimler arasında koordinasyonu sağladığıdır. BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLARI: ![]() Bağırsaklar: Üç bölüme ayrılır; 1) İnce Bağırsaklar; Mideden sonraki ilk bölüme oniki parmak bağırsağı; Duedonumdenir. Sonra gelen kümeleşmiş boş bölüme Jejunum ve son kıvrımlı bölgeye ise İleum adı verilir. Duedonuma Karaciğerden safra, Pankreastan amilaz, lipaz, tripsinojen ve kimotripsinojen enzimleri gelir. Burası bütün besinlerin kimyasal sindiriminin yapıldığı ve sona erdiği yerdir. İnce bağırsak duvarından kana sekretin,bağırsak içine laktaz, maltaz, sükraz, enterokinaz ve erepsin enzimi salgılanır. 2) Kalın Bağırsak; Sindirilemeyen besin artıklarının (posa) toplandığı ve taşındığı yerdir. Su, mineral ve vitaminlerin büyük bir bölümü burada emilir. Kalın bağırsakta B ve K vit***** sentezleyen bakteriler vardır.Kalınbağırsak karın boşluğunu çerçeveler; sağtaraftan yukarıya karaciğere doğru gider ve"yükselen kolon", mide altından geçerek"enine kolon"ve oradan da aşağıya doğru inip"inen kolon"aşağıda gödenbağırsağı adını alarak anüsle son bulur.3) Kör Bağırsak; İnce bağırsakla Kalın bağırsağın birleştiği yerin alt tarafında kalan bağırsak parçasıdır. Körbağırsağın"Apandis"adı verilen ve kimi zaman iltihaplanarak"Apandisit"hastalığını oluşturan içi boş bir çıkıntısı vardır. Yediğimiz besinler sindirim süreci içinde önce parçalanır sonra emilerek kana karışır, işe yaramayan posalar da dışarı atılır. Organik bir süreç olan"Parçalama ve Emilme"fonksiyonlarının psikolojik karşılığı "Analiz ve Kusursuzlaştırma” dır. Bağırsak Rahatsızlıkları: Bağırsak kanseri, Kabızlık, İshal, Crohn hastalığı, Ülserli Kolit, Çöliak Hastalığı (Glütene karşı aşırı duyarlılık), Apandisit, Aşırı duyarlı bağırsaksendromu-İBS (Yiyeceklere karşı duyarlılık, Laktoz duyarlılığı, Çay,kahve ve alkol), Kandida alerjisi vb. sayabiliriz. Dr.G.L.Engel, KOLİTrahatsızlığı olan hastaların, kendilerine özgü bir kişilik yapıları olduğunu savunmuştur. Ona göre bu kişiler aşırı titiz, ince eleyip sık dokuyan, takıntılı-zorlayıcı (obsessif-kompulsif), kararsız, aşırı derecede düzenli, katı kurallara sahip, aşırı mantıklı ve yoğun kaygılı kişilerdir. Diğer bir örnek de ÜLSERhastalığıdır. Midedeki salgıların işlevi duygulardan şiddetle etkilenir. Normal olarak mide çeperleri, hidroklorik asit gibi güçlü salgılardan korunur. Ancak, bu doğal savunma bozulduğunda mide kendisine ait bir parçayı da sindirmeye başlar.Yani mide zarı midenin kendi salgısı tarafından delinir. Bir tıp deyimi vardır;"Ülser sizin yediğiniz şey değil, sizi yiyenşeydir”.Ülser en çok Başak-Yengeç karışımı olan insanlarda görülür. Burada bir parantez açıp bu iki burcun "Kendi kendini yeme sendromu"na değinmek gerekir.(Yengeç'in çağanoz cinsi ağa takıldığında bir anda kendi kendini yiyip içini boşaltır- Başak kıstırıldığında ya dudaklarını ya tırnaklarını ya da tırnak etini yer bitirir). Çoğu sindirim bozukluğunun aslında ruhsal kökenli olduğu doktorlarca bilinmektedir. KABIZ rahatsızlığının altını kazıdığımızda karşımıza, katı düşünce kalıpları, aşırı kuralcı ve kontrolcü davranışlar, inat ve bırakamama modeli çıkar. İSHALde ise; korku, reddediş,kaçış gibi bunalımlı davranışlar etkendir. Cıva Zehirlenmeleri: Hava-Toprak-Su kirlendikçe vücudumuza giren cıva miktarı artar. Cıva zehirlenmelerinin etkileri en çok sinir sistemi üzerinde görülür. Gebelikte cıva zehirlenmesine maruz kalan kadınların beyin kanamalı, küçük kafalı ve geri zekalı çocuklar doğurduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca cıvalı diş dolguları da çeşitli reaksiyonlara yol açar; Bağışlık sistemini zayıflatabilir, ağızda bir takım elektrik akımları (Galvanizm) oluşabilir, çiğneme esnasında ağızdan cıva buharı salınabilir, ağızdaki bakteriler cıvayı, cıva metile dönüştürerek daha zehirli bir cıva bileşimi oluşturabilir, deride ürtiker ya da egzamaya benzer döküntüler olabilir. Mide-Bağırsak Gazları ve Geğirme: Gaz genellikle mide-bağırsak yolundaki bakterilerin yol açtığı fermantasyondan kaynaklanır. Yediğimiz yiyecekler (özellikle baklagiller) de gazı artırır. Geğirme ise çok acele yemek yerken bol hava yutulmasından kaynaklanır. Hidroklorik asit ve pepsin azlığı midede bakterilerin aşırı çoğalmasına, bu da besinlerin hemen fermantasyona uğrayıp gaz üretmesine neden olabilir. Sonuç olarak mide şişer ve geğirme başlar. Parazitler, Bakteriler, Virüsler, Mantarlar - Bulaşıcı Hastalıklar: Parazitler (Askarit, Bağırsak solucanı, amip vb.) bağırsaklara yerleşerek besinlerimize ortak çıkan asalaklardır. Bakterilere gelince insan kolonunda çok miktarda bulunur. Bunların bir çok önemli işlevleri vardır. Kolondaki ve dışkıdaki bakteri miktarı gram başına on milyardır ki, bu da bedenimizde insan hücresinden çok mikrop hücresi barındırıyoruz demektir. Kandida Albicans denen mantarın kalınbağırsakta aşırı çoğalmasının başlıca nedenleri antibiyotik kullanımı, aşırı karbonhidratlı gıdalar, gebeliği önleyicihaplar, östrojenler ve stroidlerdir. Kandida alerjisi ayrıca mide-ağız ve vajinada yaygın olarak görülür. "Louise Pasteur" sayesinde virüslerle başa çıkmayı öğrendik. Dr.Marvin Stein’ın tespiti öğrenmemiz gereken başka bir gerçeği işaret etmektedir; “Hastalığa neden olan şeyin sadece bir bakteri ya da virüs olduğuna ilişkin eski görüşler artık geçerli değildir. Bakteri ya da virüslerin ev sahibi de hastalıkta en az onlar kadar önemli rol oynamaktadır.” Başak en güçlü özelliği olan ayrıştırma ve saflaştırma sayesinde sapla samanı birbirinden kolaylıkla ayırabilir, verimli olanı içte, verimsizi ise dışta bırakabilir. Sindirim Sistemini kapsayan başlıca bulaşıcı hastalıklar; Sarılık, Tifo, Dizanteri, Kolera vb.dir. Burada Başak temasıyla birlikte, Jüpiter (Karaciğer-Safra Kesesi), Ay (Mide-Pankreas), Güneş (Timüs bezi ve bağışıklık sistemi) ön plandadır. Ayrıca bulaşıcı-deforme edici özellikleriyle “Büyük Yıkıcı” olarak ünlenen Pluto ve ateşli-iltihaplı cephanesiyle ”Güdüsel Savaşçı” unvanına sahip Mars da devrededir. Karın Bölgesi: Ağrı ve spazmlar, Fıtık (Başak temasıyla birlikte Mars-Uranüs sert açıları etkilidir.) Hastalık Hastalığı: Başak burcunun yönettiği 6. ev temaları içinde sağlık önemli bir yer tutar. Dolayısıyla o aynı zaman da Sağlık Bakanımızdır. Böylesi hayati önem taşıyan bir konuda Başak'ın “hastalık hastalığı”ndan muzdarip olması 6.evin sağlıksız işlemesine yol açar. P****yatrist W. Ellerbroek’in inancına göre hastalık"size olan "bir şeyler değildir, "sizin yaptığınız”davranışlardır. “Hastalıklar, gerçek dünyanın yanlış yorumları ve o dünyaya yönelik mücadeleleridir. Eğer olayların nasıl olması gerektiğine ilişkin kurduğunuz hayaller, olayların oluş biçimine uymuyorsa, başınız derde girer. Bu konuda bir şeyler yapabileceğinize inanıyorsanız kızgınlık duyarsınız. Bir şeyler yapamayacağınıza inanıyorsanız bu kez de depresyona girersiniz.” diyor. (Ellerbroek daha önceleri bir cerrahtı. Ancak, insanları kesip biçmek yerine onların dünyaya bakış açılarını değiştirmenin daha önemli olduğuna karar verince cerrahlığı bırakıp p****yatrist oldu) Burada Satürn (Kronik-Fobik) ve Neptün (Çözücü-Bozguna uğratıcı), Pluto (Takıntılı-Saplantılı) zorlayıcı açıları etkilidir. BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI: Analiz Yeteneği: Başka hiçbir burç kendisini serinkanlılıkla parçalara ayırarak böyle inceleyemez. Başak, bütünü oluşturan birime hakkını verir. Parçalardaki bozukluğun bütünü tehlikeye sokacağını bilir. Bu nedenle bütün parçaları tek tek elden geçirir, sarmal bir düzen oluşturacak şekilde yeniden bir birine ekler. Böylece her hangi bir parça alınıp ayrıntılarıyla incelendiğinde diğer bütün parçaların toplam bilgisi elde edilir. Analiz sürecindeki en büyük risk “Ağaca bakmaktan, Ormanı görememek”tir. Mükemmeliyetçilik: Başak'ın en ağır misyonudur. Aslında onun en büyük derdi “Mükemmeliyetçilik” kelimesinin olumsuz çağrışım içermeyen bir eşanlamlısının olmamasıdır. Kusursuzluk onun yaşayabileceği en doruk deneyimdir. Ne var ki doruklar aynı zamanda daralma noktalarıdır. Bir anda tepe taklak olup nevrozların ayak dibine yuvarlanma riskini de beraberinde taşır. Gene de Başak'ın standartları yüksektir ve kolay pes etmez. Zodyağın 1.evle başlayıp 6.evle biten alt dilimin en son durağıdır o. Ufkun altındaki 6 dilimlik ilk bölümde"BEN"bilinci vardır. Ufkun üstündeki6 dilimlik ikinci bölümde ise "BİZ”bilinci yer alır. Başak, BEN bilincinin bilirkişisidir. BEN bilincini kusursuzlaştırmadan, BİZ bilincinin kavranamayacağını içgüdüsel olarak bilir. Bu nedenle oturur hiç üşenmeden BEN bilincinin uzun uzun raporunu hazırlar ve 7.ev sınırında bekleyen Terazi burcunun eline tutuşturur. Derin bir nefes alır. Bundan sonra ne mi olur? Onu da önümüzdeki bölümde göreceğiz. Eleştiri ve Yargı Mekanizması: Başak'ın çıkmaz sokağıdır. Hem kendini hem de başkalarını acımasızca eleştirir, yargılar, suçlar. Sürekli şikayet eder. Öz güveni zayıftır. Kendini beğenme ve sevme konusunda ciddi problemleri vardır. Sevgiye, ilgiye,şefkate hararetle ihtiyaç duyduğu halde, tam tersi"ihtiyaçsızmış”gibi davranır.Bilinçsizce"Aslını”inkar eder, kendini olduğu gibi kabul etmekte zorlanır, serdeMükemmeliyetçilik olduğundan sürekli"olması gerektiği hali”kritik eder, fakat bir türlübeğenmez. Bu duygusunu etrafına da yansıttığından başkalarını beğenmekte ve olduğu gibi kabul etmekte sorun yaşar. ”Armudun sapı-Üzümün çekirdeği” diyerek ince eleyip sık dokur. Yüzeydeki Çok bilmiş, Akıl Hocası, Ahlak kumkuması kimliğin altında, acıdan ve suçluluk duygusundan kıvranan çıplak hali saklıdır. Başak bu çıkmazsokaktan eleştiriyi analize (kurşunu altına)dönüştürmeyi başardığında ve insanları yargılamak yerine sevmeyi denediğinde (Bölünmeyi Bütünleşmeye) çevirdiğinde kurtulabilir. Güçlü Mantık-Zayıf Duygular: Bu konuda Ata Ruhum Jung’un tespiti çok isabetli; "Bildiğiniz gibi Tabiat, yüksek bir zekaya aynı zamanda ruh yeteneği de verecek kadar cömert değildir. Kural olarak, birinin olduğu yerde diğeri bulunmaz ve bir yetenek kusursuz bir biçimde var ise bu, genellikle diğer yeteneklerin pahasına gelişmiştir. En iyi koşullarda birbirinin önüne çıkan akıl ile duygu arasındaki zıtlık, insan psişesinin tarihinde acı dolu bir sayfadır.” Başak Mantık dersinde Aristo’nun ruhuna rahmet okutabilir, ama duygularıyla ne yapacağını gerçekten bilemez. Dışarıdan bakıldığında duygusuz izlenimi verebilir, ama onun çilesi duygularıyla temas kurmakta çektiği ıstıraptır. Hizmet etme ve Servis verme Kapasitesi: Bu konuda hiç kimse Başak'ın eline su dökemez, çünkü o hizmet etme ruhuyla dünyaya gelmiştir. Hizmet etmek aynı zamanda onun servis kanalıyla kendini ifade biçimidir. Kendine ve başkalarına yararlı olduğu zaman doyuma ulaşır, mutlu olur. Buradaki en büyük tuzak hizmet uğruna kendi değerini un ufak ederek pas pas olmasıdır."Gördüğün servis kadar servis" ilkesi onu bu aşırılıktan koruyabilir, ama gene de bu onun kör noktasıdır ve istismara açıktır. Çoğu insan için sıradan bir eylem olan hizmet, Başak için birAşk,bir İbadet'tir.Hani, Hizmet görücüye çıksa onu hiç kimselere kaptırmayacak tek talibi Başak'tır. Bakirelik Sembolü (Saflık): Steven Forrest’in görüşü sanırım konuya açıklık getirecektir; “Bakire. Bütün semboller içinde anlaşılması en zor olanı. Bakireliği deneyimden yoksunluk olarak düşünürüz. Ama o deneyimsizliğin sembolü değildir. Namusluluğun veya cinsel dürtüden kaçmanın sembolü de değildir. Bakire Saflığın imgesidir. Onu hiçbir şey sahiplenmemiştir. Hiçbir şeye bağlı değildir. Yine de burada, yeryüzündedir. Dünya mükemmellikten başka bir şey istemeyene ne sunabilir? Bakire ne yapabilir? Soğuk, mesafeli Meryem Ana gibi bekler. Kendisi üzerinde çalışır ve yardım edebileceği yerde yardım eder.” Başak diğer insanlara örnek olabilmek için önce kendini daha saf, daha rafine hale getirebilmek için didinir durur. Doğruluk: Başak doğruluğun da ötesinde dosdoğrudur. Hilesi hurdası yoktur. Diğer gezegenlerle çok ağır bir etkileşimi olmadığı sürece yalanla-dolanla da bir işi olmaz. Dolaylı bir tarzı yoktur. Tersine direkt, net ve kesin tavırları vardır. Düzen-Tertip-Plan-Program: Yaşamda bu özelliklerin hepsine yer vardır, sorun bu özelliklerin başka hiçbir şeye yer bırakmayacak kadar tüm yaşamı kaplamasıdır. Başak karışıklık ve dağınıklığa gelemez. Bu nedenle karşı komşusu Balık'la pek fazla haşir-neşir olmayı sevmez, ama ondan öğreneceği çok şey vardır. Hayatı hiç birimiz süper organize bir şekilde yaşayamayız, bazı şeyler mutlaka bizim kontrolümüz dışında gelişir. Ama Başak'ın kaos'tan aklı çıkar. Onun dünyasında her şeyin adı konmalı, her şey yerli yerine oturmalıdır. Bulunduğu eksende "Bırakma-Bırakamama” teması hakimdir. Bu temada Balık “Bırakma”, Başak ise “Bırakamama” ayağında yer alır. İkisinin de birbiriyle teması kaçınılmazdır. Başak'ın, ruh ve beden sağlığı açısından ara sırada olsa kendisini evrenin akışına teslim etmesinde fayda vardır. Ciddiyet ve Resmiyet: Başak serin ve mesafelidir. Görgü kurallarına "Emily Post" kadar sadıktır. Saygısız ve pervazsız insanlardan hoşlanmaz. Vıcık-vıcık ilişkiler, ense-tokat şakalaşmalar ve geyik muhabbetleri ona göre değildir. Teklifsiz bir şekilde ona yaklaşmaya kalkarsanız bir bakışıyla sizi yerinize oturtur. Durun bakalım! Suyun bile bir ısınma süresi varken, siz nasıl oluyor da bir anda böyle fokur fokur kaynıyorsunuz. Niyetiniz onunla yakınlaşmaksa sabırlı olmak ve sonuca değil sürece önem vermek zorundasınız. O sizi bir dizi testten geçirmeden, yedi göbek ötenize kadar analiz etmeden (İyi hal kağıdı getirmeniz de gerekebilir) ne gönlünün ne de evinin kapılarını asla açmaz. Başak gerçekten çetin cevizdir. Bu kilitli sandığı zahmetsiz açamazsınız. Her katmanı sabırla ayıklamak zorundasınız. Önce, Yeşil dış kabuk (buruk-acı)sonra Sert orta kabuk(zorlu-hırçın), daha sonra ara İç zar(utangaç-çekingen)en sonda enfes beyaz iç(zahmete değer öz) bulunur. Bir lokmada yutmaya kalkarsanız ya dişleriniz ağzınıza dökülür ya da midenize oturur. (Yükselen Başak ya da Ay ve Venüs Başak'ta- Yükselen Oğlak ya da baskın konumdaki Satürn de aynı kilitli yapıyı verir.) Utangaçlık-Çekingenlik-Mahcubiyet: Bu konu da J.A.Bertrand’a başvuralım, bakalım o ne diyor; “Başak çılgınlık derecesinde usludur. Ara sıra çılgınlıklara kalkışsa da, bunu çok uslu bir şekilde yapar. Başak'ı çılgınlıklar yapmaya yüreklendirmek zordur. Küçük tutkular Başak'ın başını döndürür, büyük tutkular birkaç beden büyük gelir. Başak'a küçük bir çılgınlık teklif edin, sizi çılgınca cüretkar bulacaktır; orta boy bir çılgınlık teklif edin, zırdeli olduğunuza hükmedecektir.” Buna bir de Başak'ın “El-alem ne düşünür, ne der” fobisini ekleyebiliriz. (Yükselen Başak, Ay ve Venüs Başak'ta içinde aynı şeyler geçerlidir.) Temizlik-Titizlik, Takıntılı düşünceler-Saplantılı davranışlar: Hijyen Başak'tan sorulur. Normal ölçülerde temizlik ve titizlik sağlık açısından gereklidir, fakat doz aşıldığında "Obsesif-Kompulsif" bozuklukları besler. Bir düşünceye takılıp kalma ya da bir davranışa saplanıp kalma genellikle şu üç türde kendini gösterir; 1) Bireyin kendine ya da başkalarına zarar vereceğiyle ilgilidüşünceler; Bu duruma örnek olarak yeni doğum yapmış bir anneyi gösterebiliriz. Anne küçük bebeğini öldürüvereceğini düşünür ve bu düşüncesinden dolayı kendini suçlu hisseder. Bunu kimseye söyleyemez, ancak bu fikri kafasında sürekli tekrar eder. Bu nedenle doktorların çoğu, ilk doğum yapan annelere ara sıra çocuğa kızgınlık duymalarının, hatta onu terk etmeyi düşünmelerinin doğal olduğunu, böyle duygular geldiğinde pek ciddiye almamaları gerektiğini söyleyerek onları bir nevi hazırlarlar. Ciddiye alınmayan düşünce zamanla kuvvetinden kaybederek ortadan kaybolur. 2) Pislik ve bulaşıcı hastalıkla ilgili düşünceler; Ellerini günde elli bazen yüz defa yıkayan insanları örnek verebiliriz. Bu kimselerin bazen yıkanmaktan ellerinin derisi soyulup yara olur. Daha uç bir örnekte ise; her türlü salgı ve sıvıdan midesi bulanan, bu nedenle decinsellikten iğrenen, tensel temastan nefret eden takıntılı-saplantılı hastalar yer alır. 3) Sürekli olarak tekrar tekrar şüphe etme; Bu duruma da eve hırsız girmesinden kuşkulanan insanı örnek verebiliriz. Eve yeni kilitler vurdurur, pencerelere yeniden demir parmaklıklar koydurur. Bununla da yetinmez, geceleri uyuyamaz, her yarım saatte bir kalkarak kapıyı ve pencereleri yeniden kontrol eder. Aldığı önlemler onun yeniden tekrar tekrar şüphe etmesini önleyemez. (Başak-Akrep karışımı veya Pluto Başak'ta takıntılı ve saplantılı davranışları artırabilir/ 6-12.ev ekseniyle, 1., 4. ve 8. evlerde yer alan Pluto özellikle dikkat çekicidir.) Pratiklik ve Beceriklilik: Başak somut dünyanın insanı olduğu için pratik ve beceriklidir. El becerileri ve teknik işlerde yeteneklidir. Alçakgönüllülük:Başak'ın en büyük meziyetidir. Aslan ne kadar saraylı ise Başak o kadar alaylıdır. Aslan ne kadar ön planda ise, Başak o kadar geri plandadır. Aslan ne kadar haşmetli ve azametli ise, Başak o kadar sessiz ve mütavazidir. Aslan’ın"Bensöylerim sen yaparsın”çalışma anlayışına karşılık Başak'ın,"Ayinesi iştir kişinin, lafabakılmaz”ilkesi çalışma anlayışına damgasını vurur. Sorumluluk Duygusu:Başak'ın en ağır çeken duygusudur. Bazen altında kalır. Ezilir. Bazen de üstesinden gelir, kendi kendisinin efendisi olur. Aşırı vakalarda karşımıza iflah olmaz bir “iş-kolik” olarak çıkar. Çıraklık-Kalfalık-Ustalık süreci:Başak'ın düsturudur. Onun ilkelerine göre merdivenler basamak basamak çıkılır. Emek vermeden ve hak etmeden bir yere gelinmez. Her şeyin bir adabı ve usulü vardır. Çıraklık süresi dolmadan kalfalığa geçilmez, Kalfalık süreci de bitmeden Ustalığa terfi edilmez. Başak enerjisine yaşadığımız çağda (özellikle ülkemizde) aslında çok ihtiyaç var. Tarihimize bir göz atacak olursak büyük ustaların bu sürece hakkını verdiğini görmekte zorlanmayız. Mimar Sinan’ın eserleri çıraklık-kalfalık-ustalık dönemlerine ayrılır. Günümüzde ise sürece değil genelde sonuca önem verildiğinden her yol mübah hale gelmiştir. Hiciv yeteneği:Merkür İkizler'in hava sahasından Başak'ın toprağına mecburi iniş yaptığında dünyası değişir. Espiri anlayışı yerini hicve bırakır. Tatlı dil ve güler yüz, sivri dil ve çatık kaşla yer değiştirir. İkizlerin ele avuca sığmaz haşarı Merkür’ü, Başak'ın eline düştüğünde akıllı-uslu bir talebe olup çıkar. Başak, Merkür’ün asker ocağıdır. (Pluto Başak'ta, Merkür Akrep'te karışımı ya da Merkür- Pluto karesi diliyle adam öldürebilir) Başak kendi kusurlarına gülmeyi ve kendi kendiyle dalga geçmeyi bir şekilde öğrenmelidir. Kronik Stres:Başak dünyaya yüksek gerilim hattıyla bağlıdır. Yüksek standartlar, üstün kalite anlayışı, 'meli-malı' yaşam tarzıyla kronik strese göbek kordonuyla dolanır. Garip bir şekilde stresle beslenir. Bir kriz esnasında diğer insanlar sapır sapır dökülürken, Başaklar tık etmezler. Dışarıdan bakıldığında sanki hiç bu kadar iyi olmamış, kabına sığmayan bir enerji ile doluymuş gibi gözükmesine karşın aslındauzun süreli strese uyum sağlamanın bedelini bedeni sessizce öder. Tükenmiş kişiler zayıf yönlerini iyi gizleyebilen, becerikli ve yeterli insanlar oldukları için, çoğunlukla bu durumun ilk dönemlerinde, içlerinde olup bitenlerin farkında değillerdir. Ama tükeniş yavaş ve sinsice bütün hücrelerini esir alır.Kalp krizi-Felç-Kanser, bünye hangisine yatkınsa kapıyı çalmakta gecikmez. Huysuzluk-Memnuniyetsizlik:Başak'ın en çok tepki alan negatif uçlarıdır. Ama olaya bir de Başak'ın gözleriyle bakmayı denersek gerçek durumu belki kavrarız. Huysuzluk ve memnuniyetsizlik aslında kusursuzluğun doğması için çekilen doğal doğum sancılarıdır. (Maalesef, kusursuzluk sezaryenle dünyaya gelmiyor) Bu kadar çok meziyetine karşılık, kusurları için ancak "Bu kadar kusur kadı kızında olur” Atasözümüzü hatırlatmakta fayda var. Başak yolun bir yerinde kusurlarıyla yüzleşir. Onu tutan ne kadar şey varsa hepsini bırakır. (İçi cız ederek-eli titreyerek) Yani bırakmaya çalışır. Ödül olarak evren ona kusursuz bir kusursuzluk tarifi sunar; "KUSURLAR SERBEST BIRAKILDI ĞINDA, KUSURSUZLUK KENDİLİĞİNDEN ORTAYA ÇIKAR” Başak'lar için bu, her derde deva bir reçetedir BAŞAK/BALIK EKSENİ: Derece Anatomik Bölge Patolojik Etki 0-1 Duedonum 2 " " İntihar3 “ “ 4 “ “ Kesikler 5-7 “ “ 8-10 “ “ Dizanteri 11-12 “ “ 13 “ “ Alkolizm 14-18 “ “ 19 “ “ Kabızlık 20 “ “ İshal 21 “ “ 22 -23 Apandis Apandisit (Kör bağırsak (Kör Bağırsağın solucanımsı uzantısı) iltihabı) 24-30 “ “ 0-21 dereceler arası İnce Bağırsak/ 22-30 arası Kalın Bağırsak. Eğrisiyle doğrusuyla Başak için çok şey söyledik, Son söz Barış Hocamın; "Başak burcu ve temsil ettiği 6. ev çıraklıktan ustalığa giden sistemli bir süreçtir. Evrenin planı içinde hepimizin bir yeri ve görevi var. Bütün bu görevleri bir araya getirdiğimiz ve bütün bireyleri o görevlere oturttuğumuz zaman tıkır tıkır işleyen bir çark sistemi var. Bizim buradaki işimiz bu dişlinin neresinde yer aldığımızı bulmaktır. Evrendeki yerini ancak kendini daha iyi tanıdıkça bulursun. Evrende sana ait olan yeri doldurman çok önemli. Sana ait olmayan bir yerleşime girdiğinde bu dengeyi bozarsın. Çünkü orayı dolduracak asıl sahibi var. Çarkın hangi dişlisini doldurduğunu keşfetmek zorundasın. Yanlış bir dişliye yerleştiğinde kendi hayatını yaşayamazsın, emanet ya da eğreti, başkasının hayatını yaşarsın."
. Oradan Bakınca ![]() Görmediğin, hiçbir$eyin, pe$ine dü$me... uz@k dur benden... ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Organik Moderator
![]() Üye No : 13099
Mesajlar : 10,628
Üyelik Tarihi : 10.04.2006
Bulunduğu Yer : 35 1/2... daha ne olsun...;)
Tecrübe Puanı : 4984
Karizma Puanı : 444958
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
TERAZİ Bir tepenin üzerinde duruyordum. Elimde TERAZİ vardı, Dünyayı tartıyordum. Friedrich Nietzshe 360 derecelik Zodyak çemberinin 0 derece "Koç" noktasından başlayan sağlık yolculuğumuz 180 derece "Terazi" noktasına vardı. "Dante" gibi tam ortasındayız Zodyak’ın. Burası "Ben" bilincinin "Biz" bilinciyle temasa geçtiği çok hassas bir dönüm noktası. Artık "Varoluş” gerçekleşmiş sıra "Birliktelik" lere gelmiştir. Terazi bu önemli kavşakta önce yalpalayarak yürür sonra denge geliştirir. Zodyak’ın "Sentez Ustası” ve "BarışGüvercini" olan Terazi, günlük yaşamımızda sıkça başvurduğumuz "AristoMantığı” nı aşarak bizi "Paradoksal" düşünmeye davet eder. Bu burcun en hassas ölçüm aleti olan Terazi ve objektif gözlem yeteneğini ödünç alıp bu kez biz onu ölçüp-biçip-tartalım. Ne dersiniz?TERAZİ BURCU DERECELERİ: 1 .Renal pelvis:Böbrek pelvisi (Böbrek toplayıcı kanallarının açıldıkları kese) 2 .Renal cortex:Böbrek korteksi (kabuğu) 3 .Adrenals (Abscess):Böbreküstü bezi, Apseler 4 .Kidney surface (Goitre): Böbrek yüzeyi, Guatr 5 .Renal pyramids:Böbrek medullasının konik kitleleri. 6 .Pubis:Kasık bölgesi 7 .Nerve supply to kidney and renal pelvis (Jaundice): Böbrekleri Böbrek pelvisine bağlayan sinirler. Sarılık 8 .Nerve supply to kidney and renal pelvis: Böbrekleri Böbrek pelvisine bağlayansinirler. 9 .Nerve supply to kidney and renal pelvis:8.maddenin aynısı 10.Nerve supply to kidney and renal pelvis:" " " 11.Nerve supply to kidney and renal pelvis: " " " 12.Left renal system: Sol Böbrek sistemi 13.Right renal system:Sağ Böbrek sistemi 14.Left inguinal lymph nodes:Sol kasık lenf düğümleri. 15.Right inguinal lymph nodes (Suicide, Stroke):Sağ kasık lenf düğümleri, İntihar,İnme (Felç), Çarpma. 16.Renal arteries:Böbrek arterleri (Atardamarları) 17.Suprarenal arteries:Böbreküstü arterleri. 18.Fatty capsule of kidneys (Chronic glomerulonephritis):Böbrek kapsülü (bağ dokusu), KronikBöbrek iltihabı. 19.Calyx major:Büyük Kalkis (Böbrek pelvisinin kase biçimli oluşumu) 20.Calyx minor:Küçük Kalkis 21.Renal hilum:Böbrek hilusu.((Damar ve sinirlerin geçtiği yüzey bölüm) 22.Renal veins:Böbrek toplardamarları 23.Suprarenal veins:Böbreküstü toplardamarları 24.Blood vessels of renal cortex:Böbrek kabuğuna ait kan damarları. 25.Blood vessels of renal cortex:" " " " " 26.Vascular system of skin:Cilt damar sistemi 27.Vascular system of skin (Tuberculosis):Cilt damar sistemi, Tüberküloz 28.Bladder (Hair):Mesane (İdrar kesesi), Saç 29.Right ureter:Sağ ureter (İdrarı böbreklerden mesaneye götüren boru, sidiksağan) 30.Left ureter:Sol ureter. ![]() VenüsTerazi ve Boğa burçlarının yönetici gezegenidir. Bu konuda da bazı astrologlar Venüs’ün Terazi burcunu, Dünyanın da Boğa burcunu yönettiğini ileri sürmektedirler. DÜNYA bizim üzerinde yaşadığımız yerdir, ama sonuçta o da Güneş Sistemine dahil bir gezegendir. Doğum haritası yorumlarında genellikle Dünya merkez alınmakta (Geocentric) tercihan da güneş merkez alınarak (Heliocentric) değerlendirme yapılmaktadır. Dünya doğum haritalarımızda nasıl yer alır sorusuna Alan Oken şöyle yanıt veriyor; Güneş'inizin 180 derece karşısındaki pozisyonda Dünya yer alır.Satürn dünyaya çok hakim bir planet olduğundan bu iki gezegenin etkileri birbirine çok benzer diye ilave ediyor. Boğa’nın sahip olduğu özellikleri anımsarsak son derece dünyevi olduğunu görmekte zorlanmayız. Toprak grubudur -sabittir- duyusaldır. Venüs’ün temsil ettiği temalara sahiplenici bir yaklaşım sergilerken, Terazi daha çok zihinsel boyutta, sanatta, birlikteliklerde ve paylaşılan değerler üzerinde yoğunlaşır. BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLAR: Böbrekler: 3 bölümden oluşur; 1) Kabuk(cortex), 2) Öz (Medulla), 3) Havuzcuk (Pelvis) Böbrekler Kapsül adını alan sert bir bağ doku ile kaplıdır. Böbrek dokusuna sinirler, atardamarlar ve toplardamarlar üreterlerin girdikleri noktadan girer ve bu nokta, Bilum adını alır. Böbrekte en küçük yapısal ve işlevsel birime Nefron adı verilir. Nefronun ilk parçasına Malpighi cisimciği denir. Nefrondaki başlıca yapılar; a)Glomerulus (kılcal kan damarlarından oluşur), b)Browmankapsülü (Glomerulusu sarar), c)Proksimal kanal (Geri emilmenin meydana geldiği kıvrımlı kanallar), d) Henle kulpu, e) Distal kanal (Bu ikisi de geri emilme işlemlerini sürdürür) Nefronun 3 temel görevi vardır; 1)Süzülme (Filitrasyon), 2)Salgılama (Sekresyon), 3)Emilim (Absorbasyon) Böbreklerin görevleri; Kanın asit baz dengesini değişmez tutmak, vücudun su ve elektrolit dengesini sağlamak ve azotlu artık maddelerin dışarı atılmasına yardımcı olmaktır. Ayrıca böbrek dokusu da "Renin" adını alan bir enzim salgılar. Renin, karaciğerde oluşan antiotensinogen maddesinin angiotensine çevrilmesinde etkilidir. Böbreklerin; Süzülme-Salgılama-Emilim fonksiyonların psikolojik karşılığı "Denge"dir. Denge; Varoluşun sürmesine, dengenin bozulması ise varoluşa bir tehdide eşittir. "Homeostatis ya da "Denge"durumu; Biyolojik-Psikolojik-Sosyal denge olmak üzere üç türdür ve Koç-Terazi ekseni içinde yer alır. Böbrek üstü bezi: Bir kabuk (Korteks) bir de iç bölümü (medulla ) vardır. Medulla; Adrenalin ve Noradrenalin hormonlarını salgılar. Bu iki hormona verilen ortaklaşa isim "Katekolaminler"dir. (Savaş ya da kaç tepkisine yol açarlar) Korteksise, "kortikostreoid" hormonları salgılar. Bunlar; Aldesteron ve Hidrokortizon olup Kolesterolden yapılmış steroid maddelerdir. Böbreküstü bezlerinin kabuk bölümünün çalışması, Hipofiz bezi hormonlarına bağlıdır. Hipofiz çıkartılırsa böbreküstü korteksi çalışmaz. Hipofizin salgısından A.C.T.H. (Adrenokortikotropik hormon) olmadıkça, böbreküstü bezi kortikostreoidleri salgılayamaz. Bu maddeye, Kortikotropin adı da verilir. Katekolaminler’in biyolojik fonksiyonunu, Koç-Terazi ekseni içinde değerlendirecek olursak; Savaş tepkisi Koç (Mars), Kaç tepkisi de Terazi (Venüs)’e tıpatıp uyar. Bunu Aksiyon (Koç), Relaks (Terazi) şeklinde de değerlendirebiliriz. Amaç "UYUM" dur. Uyum durağan olmayan, sürekli devinim durumunda bulunan karşıt güçlerin denge ve düzeniyle sağlanır. Bu dengelerdeki geçici bozulmalar organizmayı (sistemi) harekete yönlendirir. Sürekli dengede olma bir anlamda hareketsizlik (eylemsizlik-inertia) dır.Hareketsizlik "atrofi" denilen "yok olma-dumura uğrama-ölüm” durumuna yol açar. Canlı organizmadaki bu hareketlilik/hareketsizlik sürecinin kendisi de bir denge içindedir. Doğa bunu otonom sinir sisteminin iki mekanizması ile mümkün kılmış, bunları bir anlamda "otomatikpilot"a bağlamıştır. Bunlardan biri organizmayı hareket halinde tutan "Sempatiksistem" (Koç-Mars) ikincisi de organizmanın dinlenmesini ya da kendini yenilemesini sağlayan "Parasempatik sistem" (Terazi-Venüs) dür. Böbrek hastalıkları: Böbrek iltihabı (Nefrit- Akut, kronik ve nefrotik sendrom olarak ayrılır.), Böbrek taşı (Nephrolithiasis), Hipernefrom (Habis Böbrek tümörü), Polikistik böbrek (Böbreklerde çok büyük kist oluşumu), Piyelit (Böbrek pelvisinin iltihabı) Piyelonefrit (Böbrek ve Böbrek pelvisinin iltihabı), Bright hastalığı vb. Ayrıca "Addisonhastalığı” ve "Cushing Sendromu" Böbreküstü bezi rahatsızlıklarıdır. Terazi burcunun en belirgin psikolojik özelliklerinden olan Endişe, Erteleme, Dolaylıifade, Kararsızlık, Zihinsel karışıklık, Bastırılmış öfke ve kızgınlığın dışa vurumu kendini Böbrek ve İdrar yolu rahatsızlıklarıyla ifade eder. Böbrek Taşları; çözülmemiş sorunlar, biriktirilmiş öfke ve kızgınlıklar yumrularıdır. Piyore; Kararsızlık ve yargı zayıflığı, Addison hastalığı; Duygusal açıdan çok kötü ya da yetersiz beslenme,Kendine karşı öfke duyma. Cushing Hastalığın da ise; Zihinsel dengesizlik, Kendini güçsüz hissetme ön plandadır. İdrar yolları: Boşaltım sistemi; 2 böbrek, 2 üreter, 1 sidik kesesi (mesane ve bir üretra) dan oluşur. Böbrekler sidiği oluştururlar ve boşaltımda ana organlardır. Üreterler sidiği sidik kesesine taşırlar sidik kesesi depolar ve üretra dışarıya çıkarır. İdrar yolu rahatsızlıkları: Oligüri; İdrar azlığı, Anürji; İdrar çıkaramama, Sistit; İdrar torbası iltihabı, İdrar yolu iltihabı, İdrar tutamama ve Prostat (İdrar yollarının çalışmasını engellemesi yönünden idrar yolları hastalıkları arasında sayılabilir) Hücrelerdeki protein yakımı sonucu kanda nitrojen artıkları tortulaşır. Bu artıklar son derece tehlikelidir ve eğer böbrekler ve idrar yoluyla atılamazsa öldürücü olabilir. İdrar yolu enfeksiyonları ve İdrar yolu iltihabının altında çoğunlukla bastırılmış öfke, kızgınlık ve suçlama duyguları vardır. İdrar Tutamama da ise; uzun süre kontrol altında tutulan duyguların birikimi ve taşması vardır. Substantia Nigra: Prf.Dr.Nörolog Tony Nader, Beynin iç ve koronel yapılarının kozmik karşılıkları olduğunu ve bunlardan “Substantia Nigra”nın Venüs’e karşılık geldiğini belirtmektedir. Substantia Nigra, Beyin sapı içinde "Siyah cisimcik" denen bir bölümdür. Bu bölümde yerleşik beyin hücreleri ölmeye başladığında Dopamin eksiliği yaratırlar. Bu maddenin eksikliği beynin kas hareketlerini düzenleme yeteneğini aksattığından Parkinson hastalığına aynı beyin kimyasalının fazlalığı ise Şizofreni ye yol açmaktadır. Paratiroid bezi-Hipotalamus-Toplardamar sistemi: Boğa burcunda açıklandı. Bu bilgilere ilave olarak Venüs’ün özellikle cilt damar sisteminde etkili olduğu ve iyi açılarla desteklendiğinde ipeksimi bir ten verdiğini söyleyebiliriz. Koç –Terazi ekseninde yer alan organik hastalıkları şematik olarak Koç bölümünde verdik. Bu bölümde Koç-Terazi ekseninin dengesizliğinde ortaya çıkabilecek p****yatrik tabloya kısaca bir göz atacak olursak; Anksiyete Bozuklukları, Panik-Atak, Stres Bozuklukları (Posttravmatik ve Akut Stres Bozukluğu), Kronik Yorgunluk sendromu (Nevrasteni) yer alır. Anksiyete bozukluğunda plazma katekolaminlerin (özellikle adrenalin) düzeylerinde artış saptanmıştır. Panik-Ataklarda; gene noradrenijik ve serotenerjik bozukluklar ile Serebral bozukluklar ön plandadır. Stres bozukluklarında ise beynin “Hipokamus” adlı bölgesinin küçüldüğü gözlemlenmiş ayrıca beyindeki hipotalamus-hipofiz ile böbreküstü bezleri bağlantı düzeninin bozulduğu, adrenerjik sistem ve serotonerjik sistemlerde düzensizlikler olduğu saptanmıştır. Öncü burçlar ve temsil ettiği evler insan psişesi ve fizyolojisi üzerinde özel bir öneme sahiptir. Koç-Terazi/Yengeç-Oğlak ekseni veya 1.ev-7.ev/4.ev-10 ev ekseninde yer alan gezegenler çok dikkat çekicidir. Bu tabloya 6-8-12.evlerde yerleşen ve sert açılar yapan planetler de dahildir. Bu durumda karşımıza çok daha ağır p****yatrik bozukluklar çıkabilir. BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLAR: Denge:İki zıt kutup bir bütünü oluşturur. İkilik olmaksızın birliğin temeli olmaz. Terazi her şeyin zıddıyla birlikte varolduğunu içgüdüsel olarak bilir. Görünürde birbirini dışlıyor gibi dursa da temelde "TEZAT" lar aynı tezgahta dokunan ak iplikle kara iplik gibi birbirine sıkı sıkıya sarılmıştır. İki tarafta bir birini reddettiği sürece aralarındaki savaş sürer. Hakimiyet bir taraftan diğer tarafa gider gelir. Ancak taraflar birbirinin varlığını kabul edip, önem ve değer verdiği ve bunun bir "YARADILIŞ YASASI” olduğunu kavradığı zaman "DENGE" sağlanır. Evet, "İşin sırrıdengededir" teori tamamdır ama pratikte Terazi çuvallar. Her şeyi dengelemeye çalışmaktan kendi dengesini kaybeder. Tezatlar kafasını karıştırır, sinir sistemini alt-üst eder. Neyse ki imdadına J.A.Bertrand koşar; "Aslında denge sallantının kendisindedir.Terazi bunu ileri yaşlarda anlar. Gündüzle geceyi uzlaştırma sevdasından vazgeçer. İbresini fırlatıp atar. Ağırlık kaybeder. Dünya ona daha hafif gelir. İşe o zaman Zodyak’ın tam ortasında, tenle ruhun, gündüzle gecenin gelgitinde Terazi her şeyi sallar" Eşitlik: Terazi, Gece ile Gündüzün eşitlendiği Sonbahar ekinoksunda yer alır. Güneş, 23 Eylül'de Terazi burcuna girdiğinde eşitlik de onun kanına girer. En önemli ihtiyacı paylaşmaktır. Sezgisel olarak her doğrunun aynı ağırlıkta, ama karşıt bir doğruyla dengelendiğini bilir. Taraflara tarafsızca yaklaşmayı ilke edinir. Bazen iki tarafı da dinledikten sonra Nasrettin Hoca misali ikisine de hak verir. Ona göre her gerçek iki yarım gerçekten oluşmaktadır. Güzellik-Estetik-Zarafet-Kibarlık: Terazi veya Venüs’ün kuvvetle dokunduğu insanlar sadece göze değil aynı zamanda kafa ve kalbe de hitap eden anlamlı güzelliklere sahiptirler. Zarafet ve Kibarlık doğasında vardır. Yöneticisi Venüs Zodyak’ın en parlak gezegenidir. Mitoloji de ise "Güzellik ve Aşk Tanrıçası” ile "Işık İlahesidir”dir. Venüs hakimiyetindeki insanların yüz ifadeleri aydınlık, teni ipeksi, sesi tınılı, bakışları ışıltılı, gülüşü baştan çıkarıcıdır. Bazılarında bu tabloya gamzeler de eşlik eder. Çoğunlukla büyüleyici tiplerdir ama Venüs’ün büyüsü aktır. (Yıllanmış kaliteli bir şarabın damağınızda bıraktığı tada eşlik eden hafif bir baş dönmesi gibi...) Zodyak’ın asıl büyücüsü Pluto’dur. Akrep'in kara büyüsünün neye benzediğini önümüzdeki bölümde göreceğiz. Cazibe-Aşk-Zevk-i Sefa(Afrodit Sembolü): Teraziler veya Venüs’ün hakimiyetindeki insanlar cazibe fukarası değildirler. Genellikle çekim gücü yüksek tılsımlı tiplerdir. Ama bu daha ziyade pasif bir çekimdir. Işıkla-Pervane aşkı gibi. Terazinin yaşam iksiri seks değil aşktır. (Venüs=Aşık Arketipi) Mitolojik "Afrodit" sembolü günümüze buram buram şehvet kokan bir seks objesi olarak aktarılmış olsa da cinsellik ne Terazi'nin ne de Venüs’ün takıntısı değildir. Terazi zihinsel olarak fethedilmeden bedensel olarak fethedilemez. Venüs, seksapelini daha çok Boğa-Akrep ekseninde sergiler. Tüm burçların karanlık yönlerinde olduğu gibi, Terazi'nin gölgesi de normal Terazi strateji ve kaynaklarının çarpıtılmasından başka bir şey değildir. O zaman Venüs’ün temsil ettiği temalara "Ye-İç-Eğlen-Gül-Oyna” tarzı yüzeysellikler, aşırılıklar ve şımarıklıklar hakim olur. Artistik Yetenekler (Sanatçı ruhu): Terazi dünyaya Sanatçı ruhuyla gelir. Artistik yetenekler, gelişmiş estetik zevkler, zarif ve ritmik tavırlarla çevresini güzelleştirir. Sanatı meslek olarak seçmeyenlerin bile sanat tüm yaşamlarına damgasını vurur. Beden dilini iyi kullanırlar. Venüs’e uyumlu Ay açıları da eşlik ediyorsa çok iyi dans edip, şarkı söyleyebilirler. Birliktelik (Biz Bilinci): Bu noktada Terazi de Koç kadar masumdur. Koç nasıl ki "Ben" bilincinin acemisiyse Terazi de "Biz" bilincinin acemisidir. Koç "Varoluş” Terazi de "Birliktelik" misyonunun öncüleridir. İnsan hiç tanımadığı bir enerjiyle ilk defa karşılaşırsa bunu nasıl kullanır? Acemice. Aynı aksta düet yapan bu ikilinin enerjileri birbirine 180 derece dik yansırsa ne olur? Karşı tarafın enerjisi diğer tarafa kırılarak geçtiğinden zayıflar. (Aynı zamanda ayna teşkil eder) Bu da ikiliyi önce bocalamaya sonrada denge arayışına iter. O halde ne Koç'u "KurbanlıkKoyun" ne de Terazi'yi "Günah Keçisi" ilan edip bu aksı iptal edemeyiz. Bilim ve teknikte dev adımlarla ilerleyen insanoğlu ilişkiler konusunda hala ilkelliğini saklı tutmaktadır. İlişkiler hala kanayan yaramızdır. İçimizdeki Koç-Terazi eksenini sağlıklı çalıştırmayı öğrenerek insan ilişkilerini insanlığa yaraşır bir hale getirebiliriz. Terazi’nin temsil ettiği 7.ev yakın birliktelikleri Evlilik-dostluk-Ortaklıklar -Taahhütler ve Açık düşmanları temsil eder. Terazi’nin bu ağır konuların ustası olabilmesi için bir hayli ter dökmesi ve karanlık yönleriyle yüzleşmesi gerekecektir. Ama O öncü bir burçtur ve tüm bunların üstesinden gelebilecek İnisiyatife sahiptir. Sadece Zodyak’ın değil aynı zamanda Simya sürecinin de tam ortasında yer alır. (Başak kapıda karşılar, Terazi ağırlar,Akrep de uğurlar) Bakır Venüs’ün metalidir. Isı ve elektriği en iyi ileten verimli bir metaldir. Terazi bu iletkenliği ve verimliliği ilişkilere taşıdığında "BİZ” bilinci ışıldar. Dürüstlük ve İyi niyet: Teraziler dürüst bir karaktere ve adil bir vicdana sahiptirler. Doğum haritalarında çok ağır bir etki yoksa başkalarını hayrete düşürecek kadar saf ve iyi niyetlidirler. Venüs yararlı bir gezegen olduğu için şifreleri arasında art niyet yoktur. Ama evrende her şeye olduğu gibi art niyete de yer vardır ve Terazi'ye iltimas geçme gibi bir niyeti yoktur. Bu nedenle Terazi karşısına çıkan uyarı levhalarını dikkatle okumalıdır. Hava grubu bir burç olduğu için entelektüel ve zekidir fakat ironik bir biçimde kandırılmaya ve aldatılmaya yatkındır "Kişi kendi gibibilir karşısındakini” sözü onlar için biçilmiş kaftandır. Eskilerin, Terazilerin kulağına küpe olacak nitelikte bir sözü daha vardır; "Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülüdür” Terazi kendini korumak adına en başta iyi niyetini dengelemeyi öğrenmelidir. Sevgi bağları (Evlilik-Dostluk-Arkadaşlık): Terazi ilişkiler ekseninde yer aldığı için doğal olarak ilişkiler bu burcun kendisini geliştirdiği alandır. Bu da ilişkilerde karmaşa ve uğraşı demektir. Terazi ne kadar çok şeye sahip olursa olsun eğer yaşamında sevgiyi paylaşacağı bir eşi yoksa kendini çok yalnız ve mutsuz hisseder. Terazi bir şeyin yarısıdır. Ve aradığı huzura öbür yarıyı bir yere yerleştirdiği zaman ulaşabilir. Her zaman karşı kefede kendisini dengeleyen bir ağırlığa ihtiyaç duyar. İşte bu yüzden her tür beraberliğe, özellikle evliliğe büyük önem verir. Aslında taahhütte bulunmaktan aklı çıkar ama Partneri de yaşamının vazgeçilmezidir. Bu ikilemi nasıl çözer? (Hem ağlarım hem giderim misali) Partnerinden sonraki sırayı dostluklar ve arkadaşlıklar alır. Terazi onlarsızda yapamaz. Açıkçası Terazi yalnızlığı sevmez. Hak-Hukuk-Adalet: Terazi'nin bam telidir. "Ama bu haksızlık - Ama bu hiç de adil değil - Hukuk asla çiğnenmemeli” sözleri repertuarında sıkça yer alır. Dr.Wayne W.Dyer’in bu konudaki düşünceleri oldukça ilginç; "Ağaçkakanlar solucan yer. Bu, solucanlara haksızlıktır. Örümcekler sinek yer. Bu da sineklere haksızlıktır. Pumalar kurt öldürür, Kurtlar da porsuk. Porsuklar fareleri öldürür, Fareler de böcekleri. Böcekler.... Dünyanın adaleti olmadığını anlamak için doğaya bakmak yeter. Dünya, her şeyin adil olduğu mükemmel bir düzene sahip olsaydı, hiçbir canlı bir gün bile yaşayamazdı. Kuşların solucan yemesi yasak olurdu ve herkesin kişisel isteklerinin karşılanması gerekirdi." Bu değerler insanların bir arada düzen içinde yaşayabilmeleri için sosyal yaşamın vazgeçilmezleridir. Eksikliği ciddi boyutta sorunlara yol açar. Önemli olan bu kavramlarla psikolojik olarak paralize olmak değil, bu yüksek değerler karşısında takındığımız tavırdır. Bu konuda şikayet eden mi yoksa iş yapan biri miyiz ?Terazi Adalet tuzağına düşmemek için bu noktada kendini sorgulamak durumundadır. Paradoksal yönleri: İkilemler, Terazi hava sahasının korsanlarıdır. Klasik Astroloji Terazi'yi "Kadife eldivenli demir yumruk" olarak tarif eder. Bu çok doğru bir tespittir. Aristo mantığıyla Terazi'yi tanıyamazsınız, onu ancak paradoksal bakış açısıyla çözebilirsiniz. Hem bir ipek gibi yumuşacık hem de bir kaya gibi serttir. Hem sıcaktır hem soğuktur. Hem yakındır hem uzaktır. Hem çalışkandır hem tembeldir. "Kül Kedisi" iken bir anda "Sindrella" ya dönüşerek kafanızı karıştırsa da amacı (İkizler teması veya Merkür baskın olmadığı sürece) sizi şaşırtmak değildir. Zaten kendisi ezeli ve ebedi bir ŞAŞKIN dır. İkilemlere karşı toleransı yüksektir ve çok ağır bir etki almadıkça ikilemlerini büyük bir zarafetle dengeler. En büyük tehlike benlik sınırlarıdır. Bir Oğlak gibi duvardan sınır örmez. Onun sınırları cam gibi ince ve saydam olduğundan sizi yanıltabilir ve ancak camdan içeri geçip her yeriniz kesildiğinde sınırı ihlal ettiğinizi anlarsınız. Diplomasi ve Uzlaşma: "HarpveSulh" Koç-Terazi ekseninin ana temasıdır. Terazi bu eksenin Sulh yakasında yer aldığı için yaradılış olarak diplomasi ve uzlaşmaya yatkındır. Bu kavramlar gerek insan ilişkilerinde gerekse uluslararası boyutta kilit öneme sahiptir. O bize her şeyin Ak ya da Kara dan ibaret olmadığını ara tonlarında bulunduğu ve kullanılması gerektiğini hatırlatır. İyi de bir Arabulucudur. "Esneklik" ve "Ilımlılık” en büyük meziyetidir ama sorgulamadan ve irdelemeden sırf "Aman birtatsızlık çıkmasın!” endişesi ve statükoyu koruma telaşıyla davrandığında yüzeysellik batağına saplanır. Aşırı vakalarda pasifizme demirleyebilir. Endişe ve Erteleme: Terazi'nin en nevrotik tavrıdır. Bunu bir yaşam biçimi haline getirdiğinde hayatı ıskalar. Onu, "Keşke” sözcüğü ile geçmişe,"Umarım” sözcüğü ile geleceğe, "Acaba" sözcüğüyle de bugüne tutsak eden prangalarından kurtulmalıdır. “An” ı yaşamayı ve keyif almayı öğrenmelidir. Tüm bunların üstesinden gelebilmek için "risk" almalıdır. Karşı komşusu Koç’un kapısını çalmalıdır. Koç'u evde bulabilirse tabi... Huzur ve Sakinlik: Terazi Huzur peşinde koşan bir "Huzursuz" ve sakin olmaya çalışan bir "Pasif-Agresif" tir. Mesele bundan ibarettir. Onaylanma ihtiyacı-Sevilme ve Beğenilme zaafı: Tüm bunlar insanın ruhunu okşayan güzel duygulardır ama bir istek olmaktan çıkıp ihtiyaç haline geldiğinde zaafa dönüşür. Terazi kendinden emin olmakta zorlandığı için etrafına bu tür hatalı sinyaller yayar ve sıkça hayal kırıklıkları yaşar. Ne yaparsa yapsın herkesi memnun edemeyeceğini öğrenmesi ve bu sevdadan vazgeçmesi gerekir. Kendini başkalarının değer ölçülerine ve onayına bıraktığı zaman onu “Göklere çıkaranlarla” uçar, ”Yerin dibine sokanlarla” sürünür. Bu psikolojik çıkmaz sokaktan kendi değerini ve önemini kendi belirlediği, başkalarının inisiyatifine bırakmadığı zaman kurtulabilir ancak. Kararsızlık: Kararsızlığın panzehiri tercihtir, seçimdir. Terazi en ufak bir karar verme durumunda bile büyük bir kriz yaşar. Hele acil durumlarda, zorlama ve baskı altında kaldığında komaya girer. "HAYIR" diyememe sendromundan muzdariptir. Açık ve net bir şekilde Evet demeyi de beceremez. Can kurtaran simidi gibi "BELKİ” sözcüğüne asılır. Belki yarı evet yarı hayır demektir. Bir süre oyalanıp zaman kazanır. Bunun bedeli yanlış anlaşılmaktır. Dolaylı tavrın temelinde ise eşit ölçülerde Ben enerjisinin zayıflığı - Biz enerjisinin acemiliği yatmaktadır. Koç'un tavrı direktir fakat Mars Terazi'de yer alıyorsa aynı problemi getirebilir. Hüzne evet Acıya hayır tavrı:Terazi hüzne bayılır. Sonbaharın havası ve sarı-kırmızı tonları onu büyüler. Romantik ve Nostaljik duygularını besler. Ama ne acı çekmekten ne de acı çektirmekten hoşlanmaz. Acıyı nerede görse kaçar. Bunu içgüdüsel olarak yapar. Çünkü acıyla nasıl baş edeceğini bilemez. Acı onu derine çektiği için ürküp geri çekilir. Derine inerse dibe vuracağından çok korkar bu nedenle de lodos balığı gibi kıyıya vurur. Yöneticisi Venüs de ona bu konuda yardımcı olamaz çünkü ACI onun temsil ettiği konulara yabancıdır. Bileşiminde yüksek dozda Akrep varsa acının ustası olabilir yoksa Terazi, orta yaş eşiğine geldiğinde ard arda sahne alan Satürn-Pluto-Uranüs-Neptün gibi üstatların eşlik ettiği sınavda acıyı acımasızca öğrenir. Tartışma ve yorum : Terazi'nin savaş ve mücadele gücü zayıftır. Bu zayıf noktasını tartışma ve yorum ustalığıyla kapatmaya çalışır. Geniş bakış açısı ve güçlü savunma mekanizması rakiplerini zorlar. Bu savunmaya en büyük tehdit diğer öncü burçlardır. Koç (Hücum-atak) Yengeç (Duygusal kıskaç) Oğlak (Soğuk strateji) Aralarında 90 derece kare açı vardır. Enerji alışverişi serttir. Bu nedenle tüm öncü burçlar birbirinden çekinirler, çünkü birinin zayıf noktası diğerinin en güçlü noktasıdır. Gözlem yeteneği: Terazi'nin harika bir gözlem yeteneği vardır. Olaylara aşırı tepkide bulunmaz.İhtiyatlıdır. Önce her şeyi büyük bir özenle kaydeder. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şeyin farkına varmayan alık ve tepkisiz bir portre çizse de zamanı geldiğinde depoladığı tüm verileri kullanarak o herkesi afallatır. Burada oluşabilecek en büyük hatalı alan, gözleme dalıp eyleme geçmeyi ihmal etmesidir. Genel tavrı da budur. Uyum ve Ahenk: Terazi’nin nihai hedefidir. Maharıshı Ayur-Veda uzmanı Dr.Hari Sharma’ya göre; "Bedene müzikal bir gözle baktığımızda, onun tek nota çalan bir enstrüman olmadığını görürüz. Beden, aynı zamanda çalan ve birbiriyle etkileşen farklı binlerce enstrümanın (biyokimyasal maddelerin) sayılamayacak kadar çok değişkenlik ve kombinasyon sergilediği bir senfonidir. Tıpkı tek tek notaların, tüm diğer notalarla bir armoni içerisinde olması gibi, sağlıklı bir bedendeki her kimyasal reaksiyon da tüm diğer reaksiyonlarla uyum içerisindedir." Daha büyük ölçekte değerlendirecek olursak "Zodyak Senfoni Orkestrası”nda tüm planetler yer alır. Orkestra şefi Güneş ise Kompozitör Venüs’tür. Hep birlikte besteledikleri senfoni gökyüzünden yeryüzüne dalgalar halinde yayılır. Temel olarak12 burç ve planetlerin enerjisi hepimizin içinde mevcuttur fakat hepimizin senfonisi ayrıdır. Farkı yaratan şey ölçü, vurgu, etkileşim biçimi ve alanıdır. Doğduğumuz ana (Doğum yeri-Tarihi-Saati) özel, Burç-Planet-Ev ve Açıları harmanladığımız da kendi senfonimizi besteleriz. Denemeye var mısınız? Öyleyse İster notaları ister renkleri kullanın.Temel malzeme bizden, eseri yaratmak da sizden. Burç adı Temel Notası Rengi Koç Re-bemol Kırmızı Boğa Mi-bemol Yeşil İkizler Fa-diyez Sarı Yengeç Sol-diyez Gümüş Aslan La-diyez Altın Başak Do Kahve Terazi Re-natürel Mavi Akrep Mi Lal Yay Fa Mor Oğlak Sol Siyah Kova La Çivit Mavi Balık Si Menekşe Bestelediğiniz senfoni veya yaptığınız resmin keyfini çıkarmayı sakın ihmal etmeyin.
. Oradan Bakınca ![]() Görmediğin, hiçbir$eyin, pe$ine dü$me... uz@k dur benden... ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Organik Moderator
![]() Üye No : 13099
Mesajlar : 10,628
Üyelik Tarihi : 10.04.2006
Bulunduğu Yer : 35 1/2... daha ne olsun...;)
Tecrübe Puanı : 4984
Karizma Puanı : 444958
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
AKREP ![]() "Eğer EN İYİ için bir yol varsa, bu yol EN KÖTÜYE gidene bakmaktan geçer” Thomas Hardy Hepimizin içinde yüzü karanlıkta kalmış hiç tanımadığımız bir yabancı gizlidir. Bazen ansızın aynada ya da rüyada belirir ve bizimle tanışmak için yanıp tutuşur, ama onu şuursuzca inkar ederiz. "Hayır, bu ben değilim!” Onu apar topar geldiği yere geri göndeririz ve bir kabus gördüğümüzü varsayarak kendimizi rahatlatmaya çalışırız. Akrep sembolü bu inkar mekanizmasını çok güzel açıklar; O yerde sürünen bir 'Yılan'dır. Hayır.O gökte süzülen bir 'Kartal'dır. Sahi Akrep hangisidir? Aslında Akrep Kartalın tırtılıdır.Tırtıldan Kartala dönüşmesi efsanevi bir süreçtir. Kuyruğunda taşıdığı zehri seruma dönüştürmeyi başardığında mucize gerçekleşir. O yanıp, küllerinden yeniden doğan "Zümrüd-ü Anka Kuşu”dur artık. Akrep insanlığın HABİL kutbundan, KABİL kutbuna uzanan ekseninde yer alır. Şimdi, lütfen arkanıza yaslanın. Bir fincan kahve ve yanına da bir parça konyak alın. Buna ihtiyacınız olacak. Zodyak’ın en uzak planetine doğru yol alacağız. Yolculuğumuz uzun ve zahmetli olacak. Eğer kendinizi tanımaya istekli ve hazır değilseniz katılmayabilirsiniz. Teklif var, ısrar yok.AKREP BURCU DERECELERİ: 1. Urethra: Uretra (İdrarın mesaneden dışarı atılışını temin eden ince kanal şeklindeki geçit.) 2. Urethral meatus: Uretra dış deliği. 3. Prostate, Uterus: Prostat, Uterus (Döl yatağı) 4. Testicles, Right side of uterus: Testisler (Erbezi), Döl yolunun sağ bölümü. 5. Testicles, Left side of uterus:Testisler, Döl yolunun sol bölümü. 6. Right epididymus, Uterine cavity: Sağ epididim. (Erbeziüstü), uterus boşluğu. 7. Left epididymus, Right fallopian tube: Sol epididim, Sağ dölyatağı borusu. 8. Scrotum, Left fallopian tube: Skrotum (Haya torbası), Sol dölyatağı borusu. 9. Sperm duct, Vagina (Alcoholism): Sperm kanalı,Vajina, Alkolizm. 10. Corpus cavernosum of penis (Nervous debility): Penisin dikleşme özelliğigösteren dokusu, Sinir zayıflığı. 11. Penis, Labia majora: Penis, Büyük vajen dudaklar. 12. Seminal vesicles: Meni keseciği. 13. Vulva, Labia minora, Glans penis (Chronic glomerulonephritis): Kadın dış genital organları, Vulvadaki küçük dudaklar, Penis başı, Kronik Böbrek iltihabı. 14. Foreskin: Sünnet derisi. (gulfe) 15. Cowper’s glands: Bulbo-uretral guddeler. (uretra soğanı) 16. Right ovary, Cochlea of inner ear (Abscess): Sağ yumurtalık, İç kulak salyangozu (koklea), Apseler. 17. Testicular lobes, Left ovary: Testis lobları, Sol yumurtalık. 18. Vas deferens, hymen (Appendicitis, hair): Sperm kanalı, Kızlık zarı, Apandisit, Saç. 19. Uterine ligaments, Haller’s net: Rahim bağları. 20. Ligaments of penis, Bartholin’s glands (Goitre): Penis bağları, Vagina dış deliğinin her iki tarafında yer almış olan iki küçük gudde, Guatr. 21. Sphenoid sinus: Sfenoid sinüs (Kama şeklindeki kemik içindeki iki küçük boşluk) 22. Ethmoid bone(and ligaments): Etmoid (Kalbur) kemik ve bağları. 23. Nasal bone, Fimbria of fallopian tubes (Rheumatism): Burun kemiği, Fallop tüpünün karına açılan ucunu çevreleyen saçak şeklinde oluşumların en uzunu. (Bu uzantının ovülasyon esnasında overle temas temin ederek dışarı atılan ovum’un tüp içine geçişini kolaylaştırdığı kabul edilmektedir.) Romatizma. 24. Nasal septum: Burun boşluğunu ikiye bölen kısım. 25. Coccyx, Fallopian tubes (Tonsils, adenoids, alcoholism): Kuyruk sokumu kemiği, Döl yatağı borusu, Bademcikler, Bez karekteri taşıyan, guddeli (Burun ahtopotu), Alkolizm. 26. Perineum: Perine (Anüs ile jenital kısımlar arasındaki yumuşak bölüm-apış arası) 27. Anus: Anüs (makat) 28. Mucous membranes: Mukazo zarı. 29. Vomer (sight): Sapan kemiği, Görme yeteneği. 30. Nasal muscles: Burun kasları AKREP burcunu yöneten PLUTO, olağandışı yörüngesiyleGüneş'e enuzak mesafedeki en küçük planettir. Pluto, kendisine büyültücü, kendi dışında kalanlara küçültücü mercekle baktığından, Güneş’in, sistemin merkezi olamayacak kadar küçük ve önemsiz olduğuna dair hatalı bir çıkarsamada bulunur ve sistemi sabote eder. Pluto’nun 1930 yılında keşfi, "Atom bombası”nın bulunuşuyla eşzamanlıdır. Aynı zamanda yeryüzünde yaygınlaşan cinayetler, suikastlar, entrikalar, uyuşturucu pazarı, yeni palazlanmaya başlayan "Mafya" olgusuyla karşı karşıya bırakmıştır insanlığı. Ve aynı zaman diliminde yeşermeye başlayan "Varoluşçuluk Akımı” da insanoğlunun en derindeki ölüm korkusunu sorgulamaya başlamıştır. Amerikalı astrologlar Pluto'yu çoktan Evrimin Babası olarak ilan ettiler. O, en köklü dönüşümü (Transformasyon) ve Başkalaşımı (Metamorfoz) simgeleyen kollektif bilinçaltıyla bağlantılı bir planettir. Akıl almaz güç oyunları, hırs, kıskançlık, nefret, tutku, seks, kin, takıntılar, saplantılar ve kendimizde kabule yanaşmayıp başkalarına mal etmeye çalıştığımız tüm bilinçaltı dinamikleri temsil eder. Barış Hocamın tabiriyle “Pluto, Uranüs ve Neptün enerjileri bize 'Bizden Büyük Allah’ın olduğunu', yani herşeyi kendi istek ve arzumuz paralelinde kontrol edemeyeceğimizi, elimizdenhiçbir şey gelemeyeceği durumların olduğunu” gösteren enerjilerdir. Bizim tüm yapmamız gereken bu enerjilerin bize ulaştığı kanallara ve mesajlara karşı duyarlı olmak, bu enerjilerle ortak hareket etmektir.” BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLAR: Cinsel organlar: Kadında, dışta iki çift dudaktan(Vulva )oluşur. Büyük dış dudaklarLabia majorave içte kalan daha duyarlı Küçük dudaklar Labia minora dır.Vulvanın ön kısmında, sinirsel dokulardan oluşanKlitorisbulunur. Vulvadan, Vajen (hazne-dölyolu)adı verilen kısa bir kanal açılır. Bu kanalın içi kayganlığı sağlayan ve spermaların yaşamasını kolaylaştıran sümüksel bir zarla kaplıdır. Vajen,vulvadan Kızlık zarı (Himen) ile ayrılır. Üretraise klitorisin hemen altında vajenağzına açılır. Rahim (uterus), rahim boynu (serviks) denilen daracık bir kanallavajenin üst bölümünde birleşir. Erkekte Erbezleri (Testisler)spermaları üretirler.Penisise bu erkek tohum hücrelerinin dışarı atılmasını sağlar. Erişkin bir erkekte, testisler vücudun dışında, esnek bir deri torbanın(Skotrum) içinde bulunur. Erbezlerinin iç yapısı spermaların üretildiği karmaşık tüplerden oluşur. Testisin içerisindeki tüpler testisin dışındakiEpididymis'e açılır. İnsanda üremeyi sağlayan organları kısaca özetleyecek olursak; Erkekte; 1)Testis (Erbezi), 2)Epididymis, 3)Vasdeferens (Sperm kanalı) Eklenti bezleri: a)Seminal Vezikül, b)Prostat bezi, c)Cowper bezi, 4)İdrar kanalı (üretra) dır. Kadında ise; 1)Ovaryum (Yumurtalık), 2)Fallopi borusu (Oviduct), 3)Uterus (Rahim=Dölyolu), 4)Vajina (Çiftleşme borusu). Üreme: Akrep aynı zamanda insan bekasını (Survival) temsil eder. Üremenin psikolojik tercümesi "hayatta kalma, varoluşu koruma ve sürdürmedir". Üreme, ölüme karşı kazanılan en büyük zaferdir. Cinsel organlarla ilgili rahatsızlıklar: Freud ekolünü izleyen Melanie Klein, "Üreme, ölümün etkisini azaltmanın temel yolu olduğu için, cinsel organın kaybı hayatı koruyan ve sürdüren yaratıcı gücün sonu anlamına gelmektedir” der. Erkekte en sık görülen rahatsızlıklar; Erken boşalma, İktidarsızlık (İmpotans) Prostat vb. Kadında; Cinsel soğukluk (Frijidite) Vaginismus, Kısırlık, Rahim ve yumurtalık problemleridir. Erkekteki İktidarsızlık durumunun hipofiz, tiroid ve testislerde hormon bozukluğu gibi tıbbi nedenleri vardır. Şeker hastalığı, Yüksek tansiyon, Sinir hastalıklarıyla ilgili kullanılan ilaçlar ayrıca alkol ve uyuşturucular da etkendir. Yine de en temelde bu bir ruhsal sorundur. Erkek=Güneş=Bilinç rasyonalizme,Kadın=Ay=Bilinçdışı kaosa yatkınlık verir. Erkeğin persfektifinden baktığımızda çocukluktaki anne veya yetişkinlikteki eş modeli onu yutmaya çalışan karmaşık ve devasa bir mekanizmadır. Erkeklerin bastırdıkları kadın (kaos) korkusu onları daha fazla rasyonalist olmaya zorlar. Pluto'nun Ay ve Venüs'le sert etkileşimine Ay-Mars açıları da destekse cinsel mekanizma sekteye uğrayabilir. Kadındaki Frijiditenin kökeninde çoğunlukla Baba veya otorite konumundaki ebeveynle çocuklukta yaşanan çatışma yer alır. Kadın kafasında sürekli cinselliği rasyonalize etmeye kalktığından yargılar ve ilişkiden zevk alamaz.Orgazm, doruk düzeyinde yaşanan bir deneyim olduğundan, Fransızlar ona; "Küçük ölüm" der. Ancak her türlü yargılayıcı ve kısıtlayıcı düşüncelerden arınıldığında, kayıtsız şartsız teslimiyette ve sınırlar eridiğinde yaşanabilir. Burada Satürn kilit rol oynar (Kısıtlayıcı-Yargılayıcı-Sınır koyucu-Otorite) Pluto-Güneş ve Mars sert açılarına, Satürn-Venüs ya da Ay açıları da destek veriyorsa cinsel isteği bloke edebilir. (4.8.12 evlerde yer alan Güney Ay Düğümü ya da Boğa-Akrep'teki Ay Düğümleri önemlidir.) Dejeneratif Hastalıklar: Kanser ve Urlar; Özellikle Sarcoma (Sarkom) Kaynağını bağ dokusu hücrelerinden alan habis tümördür.Pluto sert açıları hücre yapılarını tahrip eder, yenilenmeyi durdurur, sağlıksız bölünmelere yol açar. Genetik yapıyı bozar.Teşhisi zor genetik problemlerin nesilden nesile aktarılmasına vesile olur. Bulaşıcı hastalıklar-Zehirlenmeler (Toxemia): Kan zehirlenmeleri, Hayvan ısırık ve sokmaları (Yılan, Akrep, Örümcek vb) Ayrıca Fare (Veba), Kedi-Köpek (Kuduz) Küçük ve Büyük baş hayvanlar (Şarbon) Bir de apseler ve Çıbanlar.Özellikle Şark Çıbanı. Pluto-Satürn dikkat çekicidir. Pluto-Mars-Güneş-Neptün açıları da önemlidir Anüs ve Dışkılama (Defecation): Bağırsakların boşaltılması olayında Akrep aktif rol oynar ve anüsle bire bir bağlantılıdır. Basur memeleri, Hemoroid problemleri hiç eksik olmaz. Daha aşırı vakalarda Anal Fistul (Fistula) dan muzdarip olabilir. Fistula; Anal kanaldan anüs çevresindeki doku içine uzanan patolojik geçittir. Madde bağımlığı: Bunlar Esrar, Eroin, Kokain gibi reçeteyle verilmeyen yasadışı maddeler olabileceği gibi; Amfetaminler, Benzodiazepinler, diğer sedatif-hipnotik gibi yasal düzenlemeler çerçevesinde reçete ile verilen ilaçlar ya da kısmi yasal denetimlere tabii olan ya da olmayan uçucular;Tütün (Nikotin), Alkol (Ethanol) ya da Tiner, Bali vb.dir.Madde bağımlılığına yatkınlık tüm su grubu burçlarında görülür fakat Balık/Neptün teması ağır basar. (Kaçış, Bırakma, Çözülme, Kurban olma) Boğa-Akrep ekseninin ana teması CİNSELLİKve ÜREME dir. Haz, sahiplenme, yoğun duygular, aşırı tutkular, takıntılar, saplantı ve korkular bu eksende yuvalanır. Kelimenin tam anlamıyla Freud’yen bir akstır. Bu ekseni bize en iyi açıklayabilecek bilirkişi belki de Freud dur. (Güneş/Merkür/Uranüs/Pluto Boğa - Asc. Akrep) Psikoseksüel bozukluklar: Teşhir, Dikizcilik, Fetiş, Tecavüz, Koprofili, Sado–Mazoşizm, Eşcinsellik vb.dir. Günümüzde bunların cinsel sapma mı yoksa cinsel tercih mi olduğu tartışılmakla birlikte biz sadece açıklamakla yetineceğiz. "Birçok insanbilinçdışıyla flört etti, ama onunla ilk evlenen benim” diyen Freud’un "Psikanaliz" teorisi eşliğinde önce"Psikoseksüel Gelişim Dönemleri”ne birgöz atalım. Yaşamın ilk 18 aylık"Oral dönem"inde anne memesi hem besleyici ve doyurucu (iyi meme) hem de yoksun bırakıcı (kötü meme) özelliktedir. Bu dönemde ağzına alma, emme, yutma gibi oral(Boğa)gereksinimler egemendir. Sonraki dönemde ağlama, ısırma, çiğneme, tükürme gibi saldırgan bileşenler de eklenir. Oral sadizm (Akrep ) 1,5-3 yaş arası"Anal dönem"dir. Kasların gelişmesi çocuğun dışkısını istemli olarak tutmasına ve bırakmasına olanak sağlar. Anal işlevlerden cinsel haz alma anal erotizm olarak adlandırılır. (Boğa) Saldırgan dürtülerin dışavurumu olan anal sadizm de ise dışkı güçlü ve yıkıcı bir silah olarak görülür. (Akrep) Denetim konusunda çocuk ile ebeveynleri arasında çatışma yaşanır. Bu dönemde çocuk aşırı cezalandırılır ya da utandırılırsa parmak emme, her şeyi ağzına atma gibi daha ilkel oral davranış biçimine gerileyebilir.(Boğa) 3-5 yaş arası"Fallik" ya da "Eşeysel (Genital) dönem”dir. Çocuk cinsiyetlerarası farkları fark eder. Her iki cinsiyette de başlıca ilgi odağı penistir. Erkek çocukta İğdiş edilme (Kastrasyon) korkusu, Kızlarda ise Penis kıskançlığı baskındır. Bu dönemde çocuk her iki ebeveynle aynı anda ilişki kurar. Üçlü (triadic) ilişki, Erkekte"Oedipus Kompleks'ini", kızda "Electra Kompleks'ini" yaratır. Freud, çocuktaki bu 3 önemli döneme ait sapmaların yetişkinlikte psikoseksüel bozukluklara zemin teşkil ettiğine, tüm Histeri ve Nevrozların bu ana kaynaktan beslendiğine inanıyordu. Freud ekolünü izleyen ve ona sosyal boyut kazandıran Erich Fromm’a göre; "Biyofilik karakter" yaşama yönelik, yaşam sever karakter (genital)ile "Nekrofilik karakter"cansız nesnelere yönelik, ölüm sever karakter (anal)birbiriyle çelişmektedir. Anal karakter; malı, parayı, mülkiyeti, sahip olmayı seven, açgözlü, cimri, titiz, dakik bir yapıdadır. Anal karakterin kötü huylu türünde (nekrofilik karakterde) arzulanan hedef, ölüm ve yapısal bozulmadır. Aşırı uçta Ölü bir bedenle cinselilişkiye girmek veKoprofilide, kendisinin ya da bir başkasının dışkısına dokunma, koklama veya onu yeme arzusu vardır. Sadizm ise sadece incitme ve aşağılama isteği değil, bir insan ya da hayvan üzerinde mutlak egemenlik talep etmektir. Sadisttaraf içinMazoşist (ezilen-kurban) taraf hiçbir sınırlama olmaksızın ne isterse yapabileceği basit bir obje ya da mahluktur."Basit Sadizm"de sadistin hedefi yıkmak değil, hükmetmektir. Eğer objesine zarar verirse hakimiyetini kaybeder, kurbanının çaresizliğini ve aşağılanmasını izlemekten mahrum kalır."Yıkıcı Sadizm”de ise öncelikle hayattan nefret etme ve onu ortadan kaldırma isteği hakimdir. SadistSıcak veDuygusalbir niteliğe sahipken, nekrofilik bir insan, Soğukve Uzak duran (Cool) bir yapıdadır. Sadizm"Kudretli olmanın” ya da"İktidar “ tutkusunun birperversionu (sapması)iken, nekrofili"Yakınlık duygusunu her hangi bir şekilde hissedebilme yetersizliğinin yaşamdan alınan en ağır ve en şiddetli intikamıdır." Irvin Yalom’a göre cinsel sapmanın ayırt edici özelliklerinden biri, bireyin diğer kişiyle bir bütün olarak değil yalnızca bir parçasıyla ilişki kurmasıdır. Bu bir ilişki değil, yalnızca ilişki taklididir. Cinsel açıdan takıntılı bireyin karşı tarafın sadece ihtiyacına hizmet eden parçasıyla ilişki kurmasını İngilizler "Yatmak-yapmak-becermek-düzmek" şeklinde yalın seks diliyle açıklamaktadırlar. "Eğer bir insanla ruhuyla ilişki kurmaksızın birlikte oluyorsak fetişistiz demektir” Fetişist, insan ruhu ve bedeniyle değil onun bedenini hatırlatan bir giysi veya aksesuarıyla ilişki kurar. Kişilik Bozuklukları: En çok üzerinde durulan;Psikopat (Psychopath)ya da Sosyapat (Sociopath)adıyla bilinen anti-sosyal kişiliktir(Antisocial personalty). Araştırmalar, bu bozukluğunun 5-6 yaş civarında kendini göstermeye başladığını belirtir. Sosyapat tamamıyla bencil, kendi çıkarlarını ve o andaki zevkinden ve doyumundan başka hiçbir şeyi düşünmeyen bir kişidir. Hiç kimseye bağlılık ve sorumluluk göstermez. Bu kişiler aklına geldiği gibi hareket eden, dürtüsel (impulsive)kimselerdir ve engellenmeye tahammülleri yoktur. Başkalarına zarar verdiklerinde suçluluk ve pişmanlık duymazlar."Dünyanın düzeni bu, büyük balık küçük balığı yutar”deyip geçerler. Bu kişiler çok çabuk sıkılırlar ve sürekli heyecan ararlar. Normal zekalı psikopatların en önemli özelliklerinden biri kendilerini kolaylıkla sevdirebilmeleridir. Zeka derecesi yüksek olan psikopat kolay yakalanmaz ve yakalandığı zaman, herkes bu kimseden böyle bir davranışı beklemediğini söyler. Paranoid (Sanrısal Bozukluk): Paranoya olarak da bilinir. Aşırı korku, öfke, kuşku, saldırganlık ve hezeyanlar görülür. İntihar riski yüksektir. Sınıflandırılan tipleri; 1)Persekütuar (Düşmanlık görme) tip; Sanrısal bozukluğun en sık görülen tipidir. Hasta izlendiğine, aleyhinde komplolar geliştirildiğine, zehirlenmek istendiğine, kendisine suikastlar düzenlendiğine, taciz edildiğine vb. dair hezeyanlar içindedir. 2)Grandiöz tip: Megalomani olarak da bilinir. Kendi değerini aşırı abartarak önemli biri olduğu şeklinde sanrılar geliştirir. Daha da ileri gidip mehdi, evliya hatta peygamber olduğuna inanıp etrafına müritler toplayabilir. 3)Kıskançlık tipi: Patalojik kıskançlık, Othello sendromu, aile paranoyası olarak da bilinir. Eşinin kendisini aldattığına inanır ve sadakatsizliğini ispat etmek için sürekli izler. 4)Erotmanik tip: Ünlü veya makam sahibi, ekonomik üst düzeye mensup biri tarafından sevildiğine inanır. Film yıldızı, şarkıcı gibi kamuoyunca tanınan kişilerin baş tacizcisidir. 5)Somatik tip: Hipokondriak (Hastalık hastalığı) psikoz olarak da bilinir. En belirgin sanrıları AİDS, Verem gibi önemli bir enfeksiyona yakalandığı ya da yılan veya böcek soktuğu veya midesinde yılan olduğu ya da kusurlu ve çirkin organlara sahip bulunduğu şeklindedir. Düşünce bozuklukları ile beyin kimyası bozuklukları arasında bir ilişki vardır. Bir araştırmacıya göre; "Çarpık düşüncenin molekülü de çarpık olur.” Tüm cinsel ve ruhsal kökenli hastalıklarda Pluto baş roldedir. Beynin çeşitli merkezlerine sert açılarla dokunduğunda; Güneş(Thalamus), Ay(Hipotalamus-Limbik Alan),Mars (Amigdala),Venüs (Substansia Nigra),Merkür (Subthalamus), Satürn(Putamen), Jüpiter (Globus Pallidus), Ay düğümleri(NücleusCaudatus) Şizofreniden kişilik vakalarına (yeri geldikçe açıklayacağız) kadar ciddi hasarlara yol açar. Freud tüm içgüdülerin temelini libido enerjisine bağlıyordu. Daha sonra Ölümiçgüdüsü (Thanatos) Yaşam içgüdüsü (Eros) da teorisine eklendi, fakat bu konuya onun ekolünü izleyen ve geliştiren psikanalist Melanie Klein ve daha sonra Varoluşçu psikanalist Irvin Yalom parmak bastı. Ölüm korkusu bu aksın en temel korkusu olmakla birlikte aynı zamanda kılık değiştirerek yaşama yansıyan tüm korkuların ana kaynağıdır. Bu nedenle bunu başlı başına ele alacağız, yoksa Akrep'le ilgili söylediğimiz her şey havada asılı kalır. BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLAR. Ölüm Teması: Ölüm insanoğlunun en büyük varoluşsal kaygısıdır. Ölüm bir sınır durumudur ve insanın kişisel ölümüyle yüzleşmesi veya yakınlarının ölümüne tanık olması yaşam biçimini yeniden gözden geçirmesini ve daha anlamlı kılmasını sağlar. Ölüm yaşamın ertelenemeyeceğine dair en güçlü katalizördür. Ciddi hastalıklar da insanı ölümle yüzleştiren önemli bir etkendir. İnsanoğlu ölüm korkusuyla başa çıkabilmek için İnkar, Bastırma, Saldırganlık, Kontrol, Özel olduğuna inanma ve Sihirlikurtarıcı gibi çeşitli savunma mekanizmaları geliştirir. Bu durum nevrotik bir hal aldığında kişi yaşamayı reddederek ölümden kurtulmaya çalışır. Otto Ranknevrotik bireyi "borcu (ölüm) ödemekten kaçınmak için krediyi (hayatı) almayı reddeden” olarak tanımlar. Rank, Manilius’un "Doğar doğmaz ölmeye başlıyoruz” görüşüne de katılarak, annenin dölyatağında doğumu bekleyen dölütün güven içinde ve rahat olduğunu, doğum sırasında bedensel olarak anneden ayrılıp kopmanın ve solunum güçlüğünün temel ölüm kaygı ve korkusunu oluşturduğunu ileri sürmüştür. Peki, Akrep bu süreçte nasıl işler? Akrep, Eros ve Thanatos’la birlikte parmak uçlarında dans eder. Zevkten ölmeye dünden hazırdır, ama en ufak bir acı onu hayata döndürür. Kendini sürekli bir var eder bir yok eder. Kontrol ve saldırganlık mekanizmalarını sürekli devrede tutarak ölüme meydan okur. Acizliğe hiç tahammülü yoktur. Yöneticisi Pluto Yeraltı (ölüm) Tanrısı Hades'tir. Ölüm yalnızca onun tekelindedir, öldürme lutfunu Tanrıya bile bağışlamaz. (Ateş çemberine alınan Akrep teslim olmaktansa tüm zehrini kendine akıtarak intihar eder). İntihar, ölüme karşı bir tür egemenliktir. Çünkü Akrep korkunç bir mekanizmanın onu yutmasını beklemek yerine kaderi üzerinde aktif kontrol sağlamayı yeğler. Akrep bir "TANRI" olmadığını, "ÖLÜMLÜ BİR FANİ” olduğunu ancak "ACİZ” kaldığında öğrenir. Ölümün, danışmanlığını üstlenmesine izin verdiğinde ise "YENİDEN DOĞAR”. Dönüşüm (Yıkmak-Yeniden yapmak): Dönüşüm doğada mevsimler, insan bedeninde de sürekli biten ve yeniden başlayan döngülerle karakterize olur. Vücudumuzdaki tüm atom sayısının % 98’i her yıl değişmektedir. Derimiz 5 haftada yenilenir. Görünüşte çok katı ve sert olan iskelet bile her üç ayda bir tamamen yenilenir. Mide zarındaki tipik bir hücre sadece birkaç gün yaşar. Alyuvarların ömrü 2-3 aydır. Karaciğer hücrelerinin yenilenmesi birkaç yıl sürer. Sadece Kalp ve Beyin hücreleri yenilenmez (şu an ki bulgulara göre). Akrep yaşamın sonsuz bir çizgi değil sonsuz bir spiral olduğuna, Başlangıç ve Sonun sürekli iç içe devindiğine inanır. Çürüyen, bozulan ne varsa söküp atar yerine yenisini yaratır. Dönüşüm (Transformasyon) ve Başkalaşım (Metamorfoz) onun temel içgüdüsüdür ve önünde duran her şeyi silip süpürecek güçtedir. Bu aynı zamanda Simyanın son safhasıdır. Önce saflaştırılıp(Başak) sonra birleştirilen (Terazi) maden (ruh-beden) en sonunda simyacıların "Siyah Altın” dedikleri (Akrep) cevhere dönüşür. Güç ve İktidar Tutkusu: En manyakça tutkusudur. Akrep'in olduğu her yerde (olmadığı hiçbir yer yoktur) güç savaşları yaşanır. Irvin Yalom "İnsan güce ulaştığı derecede ölüm korkusu hafifler ve özel oluşuna dair inancıgüçlenir" der. Bunun astrolojik tercümesi Akrep sürecidir. İktidarsızlık Akrep için ölüm anlamına geldiğinden sürekli iktidar peşinde koşar. Bir Örümcek gibi durmadan ağ örer. Ağa takılan zavallı kurbanıyla oynamaktan haz duyar. Ama ipin bir ucu da kendisindedir. En ufak bir gevşemede avının azat olacağını bildiğinden ipin ucunu kaçırmaktan ödü kopar. Kendi gücüne tutsak olur, avıyla birlikte kapana kısılır kalır. Kaderi güç ve acizlik deneyimlerinin bir toplamıdır. Melek mi - Şeytan mı?: Bu, insanoğlunun en önemli ikilemlerinden biridir, ama genellikle Melek baş tacı edilirken, Şeytan kapı dışarı edilir. Onu kimse sahiplenmek istemez bu yüzden de o herkesi sahiplenir. Şeytan tüm kötülüklerin bilinen adresidir. C.Jung’un bu konuya yaklaşımı tam isabet; "Kötülüğün insanın, kendi seçimi olmadığı halde, doğasında daima yaşadığı gerçeğini idrak edersek, psikolojik dünyamızda kötülük iyinin eşit ve zıt partneri olarak yerini alır.” Akrep'ler ya da yoğun Akrep etkisi olanlar çoğunlukla içlerindeki şeytanı bastırıp, melek maskesi takarak masumca ortalıkta dolanırlar, ta ki kuyruklarına basılana dek. Zehirli iğnesi kuyruk ucundan damarınıza bodoslama girdiğinde canınız fena yanar, ama Akrep'in gerçek yüzüyle de tanışmış olursunuz. Aslında siz bu yüzü bir yerden tanıyorsunuzdur, o biraz size de benzemiyor mu? Hani korkup kapıyı yüzüne çarptığınız yabancı vardı ya! Hatırladınız değil mi? Oturup halleşin o zaman. Kaçmakla kurtulamazsınız. Kuşku, Gizlilik (Dedektif Ruhu):Akrep'in dünyası gizli saklı ve şifrelidir. Ketumdur. Kendini kolay açığa vermez fakat başkalarına ait gizli kapaklı ne varsa bir dedektif gibi ortaya çıkarmakta üstüne yoktur. Sır olan, Tabu olan her şeyi hallaç pamuğu gibi atmaya bayılır. Görünenin ötesini keşfetme dürtüsü onu Faust yapar. Stratejisi iç gözlem, delip geçme ve sağlıklı şüphedir. Fakat sıkça yaşadığı doz aşımı onu normal olandan anormal olana doğru hızla savurur. Merak nasıl kediyi (İkizler'i) öldürürse, kuşku da Akrep'i öldürür. (Kedi dokuz canlıysa, Akrep kırk canlıdır.) Kuşku onu yetenekli bir dedektif yapabileceği gibi tehlikeli bir casus ya da aşk katili yapabilir. İçimizdeki Şifacı-Büyücü-Vampir: Akrep muazzam bir ruh gücü taşır. Bu gücün olumlu yüzü Şifacıdır. Psikanalist ve Cerrah olarak eşi benzeri yoktur. Şefkat yerine neşteri tercih eder. Keser, deşer, oyar. Acı reçeteden yana katı bir tedavicidir. Olumsuz yüzü ise Büyücü (Manipülatör) ve uç noktada kan içici Vampirdir. Kurbanını kendine bağımlı kılmak, kullanmak hatta yok etmek stratejisi izler. Steven &Jodie Forrest, düşük yolu takip eden Akrep'i çok güzel tanımlıyor; “Yalnız kendisine zarar vermekle kalmaz, gölgelerin pençesindeki insanları anlamsızca "kendileriyle yüzleşmeye” zorlayarak, acı psikolojik gerçeklerle ilgilenmelerinde ısrar ederek onları da sokmaya başlar. Pandora’nın kutusu açılır.. ama kimse kutunun nasıl kapanacağını veya serbest kalan iblislerle ne yapması gerektiğini bilmez.” İnsanlardabastırıcı mekanizmanın bulunmasının bir anlamı vardır. Bu mekanizma bilinçsizce kullanıldığında bilinç büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalır. Akrep'te bastırma mekanizması kusurlu çalıştığından başkalarına zarar verme potansiyeli çok yüksektir. Kaş yapıyım derken göz çıkarabilir. Kuyruğundaki zehri seruma dönüştürmeden insanları tedavi etmeyi başaramaz. Takıntı ve Saplantılar: Pluto insan ruhunun en derin katmanına nüfuz ettiğinden en büyük takıntı ve saplantıları temsil eder. Tıp Literatüründe yer alan "Kazanova ve Don Juan sendromu" nu biraz açalım. Kazanova duyguları bir yana bırakan cinsel eylem meraklısı bir erkektir. Kafasını çalıştırdığı tek konu avını nasıl elde edeceğidir. Ahlak kuralı, toplum normu, ayıp, günah gibi etik ve moral değerlere kafa yormaz. Onun kafasındaki tek düşünce; "Hiçbir Kadın masum değildir ve onun içindeki şeytanı dışarı çıkarmalıyım” saplantısıdır. Burada Pluto’ya Mars-Merkür açıları da destek verir. Don Juan ise, Kazanova gibi cinselliğe direkt değil dolaylı yollarla yanaşır. Venüs ve Neptün işin içine girince Akrep teması yumuşar. Duygusal ve Romantiktir. İkisinin de çapkınlık maskesinin ardında ciddi iktidarsızlık problemi veya anneyle (kaos-bilinçaltı) çözülmemiş sorunları vardır. Kadında ki vahim tablo ise "Femme Fatale" (ölüm getiren, felaket getiren kadın)-“La belle dame sans merci”(Acımasız güzel kadın)-Tarantula (zehirli örümcek-kara dul) şeklinde baştan çıkarıcı, ayartıcı modellerdir. Erkek de ki cinsel fetih takıntısının da Kadındaki Fahişelik saplantısının da görünenin ötesindeki klinik tablosu ölüm korkusuna dayanabilir, çünkü aşırı seks ölümden bir tür kaçış şeklidir. (Yükselen Akrep, Ay-Venüs Akrep'te, Neptün Akrep'te veya bol Akrep temasıyla birlikte Pluto-Venüs-Ay-Güneş-Neptün sert açıları rol oynayabilir. Bir diğer önemli etken de Güney Ay Düğümüdür -özellikle bir planetle kavuşum yapıyorsa) Derinlik,Yoğunluk ve Aşırılık:Akrep'in felsefesi "Ya hep ya hiç"tir. Ortası yoktur. "YaAk ya Kara"dır. Ara tonları yoktur. Ya öldüresiye sever ya öldüresiye nefret eder. Akrep içgüdülerinin emrindedir. Bilinçaltını, bilinç düzeyine taşımak en temel iç güdüsüdür. Bilinçaltı dipsiz bucaksız bir gayya kuyusu, kızgın bir magma tabakasıdır. Lavlarının gazabı acımasızdır. Bilinçaltı şiddetli bir depremle sarsılmaya başladığında, bilinçle durdurulması mümkün değildir. Bu ölümcül süreçte Mantık hiçbir işe yaramaz, acıyı hissetmek yaraya bir nebze merhem çalsa da, ancak acizliği kabul kesin şifadır. Ne ironiktir ki, içten içe kaynayan ve bir volkan gibi her an patlamaya hazır bu magma tabakasının dış yüzü bir buz tabakasıyla kaplıdır. Dışında kalırsanız dondurur, içine düşerseniz yakar kavurur. Kıskançlık, Kin, Nefret, Hırs, İntikam: Akrep'in zehrinin bileşenleridir. Kuyruğuna basarsanız sokar. Basmasanız da sokar. Durduk yerde de sokar. Sokmak içgüdüsel ihtiyacıdır. En derin haz kaynağıdır. Engellenemez dürtüsüdür. Şuurunu ve kontrolünü yitirdiğinde döner kendini sokar. Manipülasyon: Pluto, manipülasyonun babasıdır. Akrep İsteklerini elde etmek için ortalığı birbirine katması, hile yapması gerektiğini konuşmaya başlamadan önce öğrenir. Neye mal olursa olsun kendi dediğinin olmasını ister. Amacın aracı haklı kıldığını düşünür. Bazen Makyavelli’ye benzer. Hiç çekilmez olur. Dayanıklılık ve Sebat: Hayatta kalmanın acımasız mücadelesi, Akrep'in dayanıklılık ve sebat sınavıdır. Çok badireler atlatır, ama pes etmez. Türkiye’nin burcu da Akrep'tir. Birinci evinde Pluto vardır. (Böcek gibi üreyen nüfus-belden aşağı takıntısı) Türk siyaset yaşamı fokur fokur Akrep kaynar. Siz çocukken siyaset sahnesine yerleşenler, siz çocuk hatta torun sahibi olduğunuzda bile hala hayatta ve ayaktadırlar. Pluto’nun metali Plütonyum dur. Bütün metaller içinde elektriksel direnci en yüksek olan Radyoaktif kimyasal bir elementtir. Son Tahlilde Akrep'lerin radyoaktiviteye de dayanıklı olduğu ortaya çıkmıştır. Artık gerisini siz düşünün. Sezgi: Akrep'in paha biçilmez ve ele geçirilmez içgüdüsel hazinesidir. Akrep'in Gözleri: Tuzaktır. Akrep tepeden tırnağa manyetizmayla kaplıdır. Mıknatıs gibi istediği her şeyi kendine çeker. Koyu ve derin gözleri hipnotize eder, ısrarlı ve delici bakışları ruhunuza işler. Akrep'in gözleri temsil ettiği 8.evin sokak kapısıdır. Hasbel-kader bu kapıdan içeri adım attıysanız eğer, burnunuz sürtülmeden çıkış yolunu bulamazsınız. Burası yarasaların çığlık çığlığa uçuştuğu, karanlık, rutubetli, soğuk, ürkütücü bir dehlizi andırır. Buradaki Malzeme Karun hazineleri kadar zengindir, ama el sürmeye korkarsınız. Ölüm ve ötesi, cinsellik, içgüdüler, büyüler, gölgeler çil çil altın gibi etrafınıza saçılır. Oysa siz sadece tek bir şey istersiniz, buradan bir an önce kaçıp kurtulmak. Buradaki ham maddeleri sabırla işleyip cevhere dönüştürmeden bir çıkış yolu var mıdır? Bilmiyorum. ![]() Astrolog Stephen Arroyo’nun işaret ettiği gibi, 8.ev süreci ruhların cennete girmeye uygun hale gelinceye kadar dünyada işledikleri günahlardan acı çekerek arındırılmaları gereken yere "ARAF"a benzer. Ve Steven Forrest ekler; "Bu süreçte ya temizlenip, arınırız ya da psikolojik dip akıntılara direnip depresyona gireriz. Yapılması gereken, kişiliğin bilinçaltındaki kökleriyle yeniden bütünleşmesini sağlamaktır ve bu süreçte en büyük dostumuz kendimize karşı dürüst olmak ve olgunlaşma yolundaki büyüme sancılarını kucaklamaktır.” Ve unutmamalıyız ki; "Ağaçlar güçlü köklerini göğe uzatmazlar, aksine toprağın derinliklerine gizlerler” (Eski bir deyiş)
. Oradan Bakınca ![]() Görmediğin, hiçbir$eyin, pe$ine dü$me... uz@k dur benden... ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Organik Moderator
![]() Üye No : 13099
Mesajlar : 10,628
Üyelik Tarihi : 10.04.2006
Bulunduğu Yer : 35 1/2... daha ne olsun...;)
Tecrübe Puanı : 4984
Karizma Puanı : 444958
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
YAY “Kendini önemsemek insanı ağırlaştırır, hantal ve mağrur yapar. Bilge kişi olmak için insanın hafif ve akıcı olması gerekir”![]() (Don Juan öğretileri-Carlos Castenada) Ufkun üzerinde yükselmeyi sürdürüyoruz. Rotamızı, Jüpiter’e çevirerek Yay burcunu keşfetmeye çalışacağız. Mitolojide insan başlı at "Centuar" olarak temsil edilenYay Burcu "Jüpiter Aşkına” diye coşkuyla bağırarak okunu fırlatır. Nereye? Hedefe. Bu Öğretmen Jüpiter yöntemidir. Bazen de karikatür kahramanı Charlie Brown’a özenir. Yayı gerer ve oku rastgele bir yere fırlatır. Okun saplandığı yere gider ve orayı hedef olarak işaretler. Lucy (Satürn) onu uyarır ”Bu şekilde hedef alıştırması yapılmaz. Önce hedefi çizersin sonra oku fırlatırsın” Charli yanıtlar; “Biliyorum, ama eğer benim gibi yaparsan asla kaçırmazsın.” Bu da Düzenbaz Jüpiter yöntemidir. Yay, iki yöntemi birbirinden ayıracak çok önemli bir kaynağa sahiptir. Bu Deneyim'dir.<B>YAY BURCU DERECELERİ: 1. Pelvic bones:</B>Pelvis kemikleri (Kalçaya ait, leğen kemikleri)Yay burcunu yöneten Jüpiter, Güneş Sisteminde ki en büyük planettir.Taçsız Kral unvanına sahip bu mağrur dev Mutlak Kral Güneşe karşı yıldız olma iddiasını ihtişamla sürdürür. Jüpiter tepeden tırnağa genişleme ve büyüme arzusuyla doludur. Venüs’le birlikte Zodyak’ın en yararlı gezegenleri olarak kabul görürler. Jüpiter, ayrıca şans, bolluk ve fırsatlar sağlar. Fakat zararını yararından ayırmak oldukça güçtür. Tıpkı, Orhan Veli’ nin "Beni bu güzel havalar mahvetti" mısralarındakiserzenişi gibi mahveder insanı. Abartı ve aşırılıklarla azdırır. Satürn, "Doğrucu Davut” gibi haddinden fazla doğrularla insanları inim inim inletirken, Jüpiter "Fareli Köyün Kavalcısı” gibi peşine taktığı insanları kaygısız ve şen bir ruh haliyle dolaştırır. Hem enine hem boyuna doğru yayılmayı sever. Bu insanın ruhsal ve fiziksel anlamda sağlıklı bir şekilde büyüyüp gelişmesi olabileceği gibi, egonun çok fazla şişerek Büyüklük Kompleksine kapılması ya da oburluğun bedeli şişmanlık veya bir tümörün hızla gelişip tüm organizmayı istila etmesi şeklinde ortaya çıkabilir. Sonuçta bütün planetlerde olduğu gibi Jüpiter’i, Öğretmen ya da Düzenbaz |