![]() |
|
|||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Takvim | Bütün Forumları okunmuş kabul et |
![]() |
|
|
Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 |
|
Super Moderator
![]() Üye No : 35098
Mesajlar : 9.905
Üyelik Tarihi : 9.12.2006
Tecrübe Puanı : 4110
Karizma Puanı : 361360
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Abdülhamid’in tahttan indirilişini bir de Zonaro’dan dinleyin
SEVİNÇ ÖZARSLAN Sultan II. Abdülhamid’in saray ressamı Fausto Zonaro’nun, 84 yıl sonra yayınlanan anıları, dönemin siyasi ve sosyal olaylarına, saray yaşamına dair tarihi bilgiler veriyor. “Abdülhamid’in Hükümdarlığında Yirmi Yıl/Fausto Zonaro’nun Hatıraları ve Eserleri” adlı eserde neler yok ki! 31 Mart Vakası, o sırada Saray’da ve İstanbul’da yaşanan olaylar, Enver Paşa ve Hareket Ordusu, Padişahı portresini yapmaya nasıl ikna ettiği gibi birçok olay, ilk ‘göz’den anlatılıyor. Kitabı okuyunca Zonaro’ya sadece bir saray ressamı olarak bakmamak gerektiğini anlıyoruz. Çünkü adeta bir İstanbul panoraması sunuyor. 1900’lü yılların başında geçen bir İstanbul masalının içindeyiz sanki. O dönemdeki sosyal, kültürel ve siyasi hayatına dair çok önemli ve hoş ayrıntılara rastlıyoruz. Mesela şık bir redingot almak için gidilecek en iyi yer Galata’daki Mayer mağazasıymış. Zewich adlı kitabevi ise sadece kitap satan sıradan bir dükkan değil, resimlerin camekanda sergilendiği ve kapış kapış satıldığı, sanatçıların uğrak yeri olan önemli bir mekanmış. Osmanlı evlerinin mimarisini bir ressamın ayrıntılara olan düşkünlüğünü kanıtlayan kelimelerinden okumak ise ayrı bir keyif. Enver Bey, ihtilali üç gün önce Zonaro'ya söylemiş Hareket Ordusu’nun komutanlarından Enver Paşa'nın babası Hacı Ahmet her yerde aranmaktadır. Zonaro, dostu Hacı Ahmet’i evinde saklar. 26 Nisan 1909'da Hareket Ordusu şehre girer. Ressam ve Hacı Ahmet, ertesi gün Enver Bey'e gider. Enver Bey, ressama hem poz verir hem de Sultan’ın üç gün sonra tahttan indirileceğini söyler. Zonaro, bu sırrı padişaha söyleseydi acaba tarihin seyri değişir miydi? Orası da meçhul... 1924’te yazıldı, 2008’de yayımlandı Zonaro’nun 1924’te yazdığı hatıraları, ülkesi İtalya’dan önce Türkiye’de yayınlandı. Zonaro o dönemde sadece anılarını yazmakla kalmaz, kitabın kapak resminin nasıl olacağına dair her şeyi düzenleyip baskıya hazır hale getirir. Ancak bu kitap basılmaz. Yıllarca aile arşivinde kalır, ta ki geçen haftaya kadar YKY tarafından “Abdülhamid’in Hükümdarlığında Yirmi Yıl/Fausto Zonaro’nun Hatıraları ve Eserleri” adıyla yayınlanana kadar... Fausto Zonaro ‘Padişahım, resminizi yapamadığım için utanıyorum’ Zonaro 1896’da saray ressamı olur ama bir takım nedenlerle padişahın resmini yapması yasaktır. Bu sanatçının ağrına gider. Padişaha mektup yazar: “…Kudretli ceddiniz II. Mehmed, Venedik Cumhuriyeti diplomatları aracılığıyla Venedikli sanatçı Gentile Bellini’yi portresini yaptırmak için İstanbul’a sarayına çağırdı. Ben, bir başka Venedikli de, zaten emrinizde olarak aynı izne rıza göstermelerini Zat-ı Şahane’den acizane rica ediyorum….” Padişah, Zonaro’nun bu ricasını kabul eder. II. Meşrutiyet’in ilan edildiği günlerde, üç ayrı pozda portresini yaptırır. Üçüncü pozunda sadece birkaç dakika durur, çatık kaşlı ve çok kaygılı bir yüz ifadesi vardır. ‘Utandım kaldım ve hiddetle resmi silmeye koyuldum’ Dönemin şairlerinden Kami bey, bir gün Zonaro’yu atölyesinde ziyaret eder. Zonaro o dönemde bu tablo üzerinde çalışmaktadır. “Tabloda solda Rufai dervişleri yer alıyordu, ortaya müritlerinin üstüne basan şeyhi, sağa da şeyhin ve dervişlerin arkalarına doğru, namazda secde eden bir adamı yerleştirdim, bu buluşumdan memnundum. Ziyaretime gelen bir Türk bilgini rahatımı kaçırana dek… Fikrini söylemeye zorladığımda şöyle açıkladı: ‘Hiçbir zaman bir Müslüman, önünde biri varken namaza durmaz… En azından Gerome’un namaz kılanların önlerine pabuçlarını koyduğu Namaz’ı (tablonun adı) gibi gülünç ve tuhaf bir resim yapmak istemiyorsanız! Onlar, biz Müslümanlara, Allah’a değil, pabuçlarına namaz kıldırıyor gibi gelir. Bu o kadar gülünç bir şeydir ki, böyle bir kompozisyonu gördüğümüzde hem güleriz, hem de o sanatçının dinimizin çirkin bir karikatürünü yapmak istediğini düşünürüz.’ Utandım kaldım ve can dostum gider gitmez, az önce beni pek mutlu etmiş olan buluşumu hiddetle silmeye koyuldum.” Padişah sergiye gidemeyince sergi Saray’a taşındı Hücum adlı bu tablo, Padişah Abdülhamid’in Zonaro’nun Akaretler’deki (şimdi yerinde otel var) atölyesinde açtığı daimi sergisini merak etmesine neden olur. Henüz saray ressamı değildir. Saraydan gelen görevli ile Zonaro arasında şöyle bir konuşma gelişir: - Haşmetmaapları bana bu büyük onuru vermek isterlerse… - Ne? Ne? Bilmez misiniz ki, kendileri saraydan senede bir kez, İstanbul’a, Hırka-i Şerif’e yüz sürmeye gitmek için çıkarlar. Bu sene ayaklanmalar yüzünden gitmediler. Zat-ı alileri, Zat-ı Şahanenin bir de sergilerini gelip gezmelerini mi bekliyor? - Peki o halde ne yapalım? - Resimlerinizi buraya getirin ve Zat-ı Şahane gördükten sonra yine geri götürün. Zonaro’nun eşinin çektiği Sürre Alayı fotoğrafı ‘Bu resim oğluma Galatasaray Sultanisi’nde burs kazandırdı’ Zonaro, Sürre Alayı’nın Yıldız’dan uğurlanışını görmeyi çok ister, devlete başvurur ve törene katılma izni alır. “Tören, saray sınırları içinde, Padişah hazretlerinin Medine’de Peygamberin kabrine her yıl gönderdiği armağanlarla yüklü develerin rahatça dolaşmaları için yeterli genişlikte bir alanda yapılıyordu… Resim bitince Padişah Hazretlerine sundum. Bu kez yalnızca teşekkürlerini göndermekle kalmadı, vereceği hangi armağanın hoşuma gideceğini bildirmemi istedi. … oğlum için Galatasaray Sultanisi’nde bir öğrenim bursu istedim…” ‘Padişah yoksulluğu sevmez, çıplak ayaklı resimden çocuğu çıkarınız!’ 1901 yılında yapılan bu tablo, Zonaro’nun saray ressamlığına kabul edilmesini sağlar. Çünkü bu alay II. Abdülhamid tarafından kurulur ve Fatih Sultan Mehmet hayranı olan padişah alaydaki bütün atların beyaz renkte olmasını ister. Resmi gören padişah tabloya hayran kalır. Ancak tablo padişaha sunulmadan önce küçük bir teftişten geçer. Zonaro o anı şöyle anlatıyor: “…sarayın en nazik ve en cana yakın insanı, aziz dost Münir Paşa’nın huzurundayım… Bakın dedi, Padişah hazretleri yoksulluğu hiç sevmez ve yalınayak dolaşan insanların var olduğunu düşünemez. Bu oğlanı güzelce giydirmenin bir yolu yok mudur?” Zonaro, resminde böyle değişikliği kabul etmez ve resim padişaha verilir. Aradan epey bir zaman geçer. Aynı resmi iki kez yapar Fransız Meclis Başkanı M. Paul Deschanel, Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıldönümünde kendisini ziyarete gelir. Padişah konuğunu sarayın içinde hazırlattığı resim galerisinde gezdirir: “Deschanel, benim Ertuğrul Süvari Alayı Köprü’de tablomun önüne geldiğinde durarak tabloyu özel bir dikkatle inceliyor. ‘Şahane bir tablo.’ diyor. Padişah hemen cevap veriyor: ‘Öyleyse sizindir.’ Ertesi gün padişah hazretlerinin Fransız Meclis Başkanına armağan ettiği tablo, Fransa Büyükelçiliği’ne gönderiliyor.” Sarayda duvarda boş kalan yeri doldurmak üzere Sultan Abdülhamid aynı tablonun yeniden yapılmasını talep ediyor, bu ikinci tablo bugün Dolmabahçe Sarayı’nda sergileniyor. Hediye edilen ilk tablonun akıbeti ise bilinmiyor. 2003 yılından Fransız parlamentosuyla yapılan yazışmalar sonucunda, bu eserin parlamento envanterinde olmadığı bildirilmiş. Tekrar Saray’a dönersek tablonun yeri M. Paul Deschanel’e hediye edildiği için boştur. Padişah, Zonaro’yu çağırır ve aynısını yapıp yapamayacağını sorar. Zonaro bir süre sonra Ertuğrul Süvari Alayı Köprü’de adlı eseri tekrar yapar. Ancak bir takım değişikliklerle… Resmin ilk halinde alayın geçişini izleyen yalın ayaklı bir çocuk ve çingeneler bu kez bu tabloda yoktur. Yerini ise gayet iyi giyinimli İstanbullar ile Zonaro ve eşi yer alır. Belli ki Münir Paşa’nın önceden yaptığı uyarı etkili olmuştur. Bu dedem Fatih mi yoksa ben miyim? Sultan II. Abdülhamid, Zonaro’dan Fatih Sultan Mehmed ile ilgili resimler yapmasını ister. Tabloyu yapan Zonaro, yukarıdaki resmin padişaha sunulmasını şöyle anlatıyor: “Tabloyu padişaha Arif Bey gösterir ve kısa bir süre sonra, soluk soluğa ve titreyerek dışarı çıkar: - II. Mehmed nerede? Ne yaptınız? Padişah, II Mehmed’in resmini gördüğünde kendi resmini gördüğünü sandı. - Sakin olunuz efendi, padişah Hazretlerine, II. Mehmed’in yüz hatlarını Venedikte Lajard Galerisi’nde, Venedikli ressam Gentile Bellini’nin yaptığı orijinal tablodan incelediğimi bildiriniz; Padişahımız Abdülhamid, II. Mehmed’e benziyorsa bunda şaşılacak bir şey yoktur. II. Mehmed kendilerinin ataları değil midir? Zonaro, Sultan Abdülhamid’in son günlerinde Fatih’in atını denize sürürken görülen resmini yapmaktadır. Resim biter, padişah devrilmiştir. O da bu resmi V. Mehmed’e sunar. Ancak çok cüz’i bir para verilir kendisine. Bundan memnun olmayan ressam, resmi geri ister; ama ne resim kendisine iade edilir, ne de parası artırılır! ![]() Ertuğrul Süvari Alayı Köprü’de ![]() Bu resmi değiştirmeniz mümkün mü? II. Abdülhamid, Ertuğrul Süvari Alayı Köprü'de resmini pek beğenir. Ancak bir sorun vardır. Resimdeki çıplak ayaklı çocuk ile çingene hoşuna gitmez. Zonaro'dan nazikçe değiştirilmesi istenir. Ama ressam bunu yapmaz. Padişah, çok beğendiği resmi alır ve sarayın duvarına asar. Bir süre sonra İstanbul'a gelen Fransız meclis başkanı resmi beğenir, padişah da ona bunu hediye eder. Sonra yeniden Zonaro'nun aynı resmi yapmasını ister. Zonaro'nun ikinci kez yaptığı resimde yalın ayaklı bir çocuk ve çingenelerin yerini gayet iyi giyimli İstanbullular alır. ![]()
. ![]() son gülen iyi gülecek... Ama dua edin o gün henüz mahşer olmasın! (C.Zarifoğlu) ![]() |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Yeni Üye
![]() Üye No : 58637
Mesajlar : 35
Üyelik Tarihi : 15.11.2007
Tecrübe Puanı : 3
Karizma Puanı : 10
Karizma Derecesi ![]() |
çok güzel bir hikaye.. araştırman da ayrıca harika.
eline emeğine sağlık. teşekkürler. herkese selamlar. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Super Moderator
![]() Üye No : 35098
Mesajlar : 9.905
Üyelik Tarihi : 9.12.2006
Tecrübe Puanı : 4110
Karizma Puanı : 361360
Karizma Derecesi ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Zonaro’nun İstanbul’da son günleri
SELİM İLERİ Geçen yazımda Abdülhamid’in Hükümdarlığında Yirmi Yıl’dan söz açmıştım, Zonaro’nun dünyada ilk kez yayımlanan anıları. Bu önemli kitap satış rekorları kırmadı, biliyorum. Hiçbir ‘çok satanlar’ listesinde adı geçmiyor. Oysa bu önemli kitap ‘bizim hayatımız’a ışık tutuyor, hem de yakın tarihimizi teşrih masasına yatırarak. ‘İzlerçevre’yi sözlüklerde bulamadım. Öz Türkçe’ye, yeni sözcüklere handiyse tutkun rahmetli Ali Püsküllüoğlu bile, sözlüğüne -bendeki basım 2003- almamış. İzlerçevreye galiba ilk kez Ahmet Oktay’ın resim sanatı üzerine yazılarında rastladım. Ben de kullandım. Sanat eserinin çevresindeki yargılar, düşünceler, duyuşlar, bunları dile getirenler anlamına. Şimdi yeri geldi, yine kullanıyorum, cuk oturacak: Türkiye’nin büyük kentlerinde izlerçevre, dünden bugüne, modaların tutsağıdır. O izlerçevre, kendi, kişisel beğenisi, görüşü olmaksızın, kendisine sunulanın… dayatılanın ardı sıra sürüklenip gider. Görsel, sözel, yazılı basın, yani şu meşhur medya, modaya kapılarak yazar çizer, gösterir, söyler, dayatır; izlerçevre de koşa koşa kuyruklar oluşturur, görmek, izlemek, okumak için falan. Fausto Zonaro’nun, “hayatın ve ışığın ressamı”nın Galatasaray’da, Sermet Çifter Salonu’ndaki sergisi kuyruklar oluşturdu mu bilmiyorum, gazetelerde rastlayamadım. Bu sergide, İstanbul’un en önemli ressamlarından olan Zonaro’nun eserleri, yaşamından objeler, tasarımları, gravürleri, Yıldız Porselen Fabrikası’nın yapımı, sanatçının figürlendirdiği vazolar ve benzeri eşya, belge, armağan yer alıyor. Geçen yazımda Abdülhamid’in Hükümdarlığında Yirmi Yıl’dan söz açmıştım, Zonaro’nun dünyada ilk kez yayımlanan anıları. Bu önemli kitap satış rekorları kırmadı, biliyorum. Hiçbir ‘çok satanlar’ listesinde adı geçmiyor. Oysa bu önemli kitap ‘bizim hayatımız’a ışık tutuyor, hem de yakın tarihimizi teşrih masasına yatırarak. Refik Halid Karay’ın -Boğaziçi dolayısıyla zaman zaman andığım- bir romanı var: Bu Bizim Hayatımız. Yaşanmamış, küskün, kalakalmış bir aşkın öyküsü. Büsbütün yaşanmamış değil, yarım kalmış, anlamına varılamamış, hüznü sonradan yaşanacak bir aşkın öyküsü. Hüznü gelip çatınca, yitirilmiş olacak, derin bir pişmanlık olacak… Romanı çok severim. Fakat ismi bambaşka çarpar: Bu Bizim Hayatımız! Hayatımıza dair şeyler nedense bizi pek ilgilendirmez. Çoğun hiç ilgilendirmez. Ölüm kalım meseleleri de olsa. Fausto Zonaro’nun anıları aynı talihle yüz yüze gelecek diye korkuyorum. Hem İtalyan hem Osmanlı, hem yabancı hem yerli bu tanık, İkinci Meşrutiyet günlerine ve İstanbul’una tarih kitaplarının yazmadığı cephelerden bakıyor; ‘bakmak’la kalmıyor, demin vurguladığım gibi, ‘hürriyet’i teşrih masasına yatırıyor, kendi, kişisel aymazlıklarını içtenlikle belirterek. Andığım 1908 ‘hürriyet’i, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün harikulâde bir saptayımını okuduktan sonra beni çok ilgilendirdi. Kafes’te, Cemil Şevket Bey / Aynalı Dolaba İki El Revolver’de ve Daha Dün’de trajikomik hürriyetten bol bol söz açmaya çalıştım. Şimdi, Zonaro’nun anılarını okuduktan sonra, Şair Nigâr Hanım’ın başına gelenlerle -Daha Dün’ün “Ateş Renkli Çiçekler” bölümü- ressamın başına gelenlerin bire bir örtüştüğünü ayırt ediyorum. Bir farkla: Şair Nigâr Hanım üstü kapalı, belki bilincine varmaksızın yazmışken, Fausto Zonaro açık açık, dobra dobra kaleme getirmiş. Neresinden başlamalı?! Sokakta “Çok yaşa Padişahım! Padişahım çok yaşa!” diye haykıranlar, ‘hürriyet’in verdiği olanakla Yıldız’a koşuyorlar. Gerisini, “Ne olursa olsun, hepsi değişmeli, hepsi yıkılmalı, her şey altüst edilmeliydi” diyen Zonaro’dan okuyalım: “Canım Yıldız Sarayı, yeryüzünün o cennet köşesi, o güzel, melekler yuvası, en zor bulunan çiçeklerin fışkırdığı, o çiçek tarhları, her türlü kuş ve hayvanın barınağı, yağmaların en iğrenciyle yağmalandı. Kendi kendime soruyordum: ‘İnsan kendi evini nasıl yağmalayabilir? Neden o değerli birikim, o az bulunur şeyler, o zengin kütüphane, göz kamaştırıcı bahçe, sayısız köşk korunmuyor?’ Bir hükümdar eliyle, yıllar boyunca özen ve sevgiyle muhafaza edilmiş ve yönetilmişti. Hayır, hepsi yok olmalıydı. Ve bütün değerli şeyler, mücevherler, hepsi Paris’e gitti. Sikke koleksiyonları ve sadece tarih açısından değil, kendi gerçek ağırlıklarıyla da paha biçilmez değerde antik para keseleri gibi. Majesteleri İtalya Kralı, bir gün bana, Roma’da, Osmanlı ordusunda zabit ya da mülâzım olduğunu söyleyen birinden, çok büyük değerde altın Roma parasını pek ucuza satın aldığını söylemişti. Böyle ilkelere sahip bir halk nasıl ayakta kalabilir? İşte bundan dolayıdır ki, Türkiye’de müzeler, arşivler, geçmişin hatıraları yoktur. Bu halk bu şekilde nasıl yükselebilir?” Çığlığı andırır sözlerinden sonra, Zonaro, o eski, bir türlü onmaz hastalığımızı saptamış: “… bütün yıkıp bozmaların, tekrar inşa ümidi olmadan devam etmesi…” Kötü operet kılıklı hürriyetin pek pahalıya mal olacağı artık iyice gözler önüne serilmiştir. Ne var ki, Zonaro, Şair Nigâr’ın tuttuğu yolu tutar: Kendisi Enver Paşa’nın -henüz Enver Bey- portresini yaparken, karısı Elisa da “objektifinden” bir “Hürriyet tablosu” hazırlamaktadır. Anıların 290. sayfasında yer alan tablodaki gençkız, sonraki hürriyet perilerinin öncülü olmalı. Yeni ‘iktidar’la, onca “yıkıp bozmalar”a rağmen işlerin yürüyeceğini sanan Zonaro, tıpkı Şair Nigâr Hanım gibi, Enver Bey’den yardım ummuş: “Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle benim dayanağım da çökmüştü. Aylar geçiyor ve aylığım gelmiyordu. Bununla beraber, İttihat ve Terakki’nin eserlerime kayıtsız kalmayacağını ve sanat çalışmalarının bu çevreden uygun bir kuruma bağlanacağını bekleyen bir tutum içindeydim. Ümitlenmem de şundandı: Bir gün aziz dostum Enver Bey…” Sonraki Enver Paşa’nın Nigâr Hanım’a bol keseden vaatleri gibi, yolun başındaki Enver Bey, Zonaro’ya umutlar kuşandırır: “… özellikle Genç Türkiye’nin, sosyal kalkınma programını eksiksiz yürütmek için sizin gibi değerli insanlara son derece ihtiyacı var!” İşin tuhafı, ressam anılarını ta 1924’te kaleme almışken, Enver Bey’i “bir ulusun yükselme çizgisinde ve ileriye gidişinde güzel sanatların ne gibi etkileri olduğunu” bilen, seçkin bir kişi sayar… Zonaro’ya, “güzel bir günde”, Dolmabahçe Sarayı’na gitme emri gelir. O, hâlâ Akaretler’de oturduğu, vaktiyle Abdülhamid’in kendisine tahsis ettiği “güzel” evini düşünmekte. İttihat ve Terakki Komitesi başkanı olduğunu sandığı kişi soruyor: “Siz buraya ticaret yapmaya gelmişsiniz!” Maliye Nezareti’nden gelenler, güzel evin kira sözleşmesini yapacaklar, altı aylık kira peşin!.. De Amicis’in, Gautier’nin İstanbul eserlerine vurulup payitaht İstanbul’a gelmiş Zonaro artık umarsız, geri dönmeye karar verir, birden patlak veren memleket nostaljisiyle: “Orada kendi yurdum vardı ve güzel ülkem beni bekliyordu.” Gelgelelim “güzel ülke”nin Osmanlı İmparatorluğu’ndaki temsilcileri, yeni iktidara yaranmak uğruna, yapmadıklarını bırakmazlar. Her iktidarın -ve iktidar yanlılarının- kendi çıkarları dışında her şeye kayıtsız, merhametsiz kalacağı bilincinden yoksun Zonaro, İstanbul’un o zarif ressamı, bu kez de yurduna, yurdunun iktidarına yazıklanmak zorunda kalır. Şu ‘ibretlik’ satırlarla: “Demek büyük umutlarımın sığınağı İtalya hükümeti, benim büyük ‘kale’m de çökmüş; yerel diplomaside, yasal babacıklarım beni diri diri gömmüşlerdi ve zavallı ben düşünüyordum: Türkler, ilkel ve medeniyet dışı dediğimiz, büyük medeniyet ölçeğinde geri kalmış olan Türkler, bana böyle acı bir hayal kırıklığını hiç yaşatmamışlardı.” Ressamın, peri masalı İstanbul macerası perisiz kalmış, siyah bir kâbusa dönüşmüştür. Bir bilinç kamaşması o anda göze çarpıyor!: “Meclis-i Mebusan, yeni kanunları hazırlama ve onaylama çalışmalarının yoğunluğu içindeydi. Ancak mucize yaratmaları mümkün müydü? Muasır medeniyetin yüksek tepelerine çıkmak; gelenekler olmadan, tecrübelerin ve gözlemlerin verdiği bütün bilgilerden mahrum, halkın hayatını bütün o yeniliklere açmak, böyle başarılabilir miydi?” Yüz yıldır aynı çırpınış içinde değil miyiz?
. ![]() son gülen iyi gülecek... Ama dua edin o gün henüz mahşer olmasın! (C.Zarifoğlu) ![]() |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|